Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Huzur mu dediniz?

GÖREVİNİZ günün en aktüel konusu üzerinde yorum yapmak, diyelim. En aktüel konu da, günlerdir beklendiği gibi, hükümetin malum “açılım” projesi üzerinde TBMM’de yapılacak görüşmeler. Lakin saat 17.00 olmuş, hâlâ “esasa” girelim mi girmeyelim mi konusu tartışılıyor.

O zaman döner öteki konuya eğilirsiniz.

Öteki konu düne kadar, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin, siyasi iktidarın kızdığı iki “Birinci sınıf yargıç” yani Sincan Birinci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz ile Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun “meslekten ihracını” istemeleriydi.

Kaçmaz ve Eminağaoğlu hakkındaki müfettiş raporları, çok daha vahim bir gerçeği ortaya çıkardı:

Adalet Bakanlığı meğer, sadece onlar hakkında değil, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde görev yapan birçok yargıç ve savcı hakkında da Ergenekon soruşturmasında ele geçen kanıtlar olduğu gerekçesiyle “soruşturma yapılmasını”, “Ergenekon savcılarından” istemiş. Ancak Ergenekon davasının savcıları, “Yasalar bu yetkiyi bize vermiyor” diyerek dosyayı Bakanlığa göndermişler.

Hadi o süreç kendi kurallarına göre sonuçlansın diyelim.

Daha da vahimi, bilemediğimiz kadar çok sayıda yargıç ve savcının telefonlarını dinletmişler.

Bu rezalet çıktı ortaya!

Görüyor musunuz “yargı” nasıl terörize ediliyor?        

Anımsatalım:

Adnan Menderes’in, gelmiş geçmiş en berbat Adalet Bakanı olarak bilinen Hüseyin Avni Göktürk’ü kullanarak Haziran 1956’da önce yüksek dereceli 16 yargıcı, ardından da onlara sahip çıktıkları gerekçesiyle Yargıtay Birinci Başkanı Bedri Köker başta olmak üzere öteki Yargıtay Başkan ve üyelerini “görülen lüzum üzerine” emekliye sevk ettiği tarihten beri böyle bir olay yaşanmadı.

Dün yeni bir bilgi geldi:

Haklarında hem “soruşturma” hem dedisiplin cezası” istenen Kaçmaz ve Eminağaoğlu ikilisinden Kaçmaz’la ilgili “iddianame” hazırlanmış bile.

Dün bir, bugün iki” demeyin. Bu “Deniz Feneri” davası değil ki, dosya bir yıl süreyle rafta tutulsun. Hemen soruşturmayı tamamlayıp Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz’ın 4 yıldan 20 yıla kadar hapsini istemişler. Sözün buradan sonrasını “yargıya” bırakalım. Ama söyleyeceğimiz başka şeyler var:

Bu iktidar hem yargıyı baskı altına almaya çalışıyor hem de “yargı reformu” yapmaktan, “yargıyı daha bağımsızlaştırmaktan” dem vuruyor.

Oysa getirilen “reform” paketi, göstermelik birkaç olumlu öneriye karşılık yargıyı bugünkünden de bağımlı hale sokacak modelleri getirmeye çalışıyor. Örneğin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin belirlenmesi sürecine siyasi iradeyi sokuyor.

Böyle bir zihniyetin yönettiği ülkede kim huzur içinde uyuyabilir?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI