"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Huzur koltuktan daha önemli

BİR gazeteci haberden kopabilir mi? Hangi unvanı taşırsa taşısın...<br><br>İsten yazı işleri müdürü olsun, ister yayın yönetmeni...

Bir gazetecinin beslendiği en önemli unsur haberdir. O yüzden bir gazeteci haberin peşinden koşmalıdır, unvanların değil.Ya bir doktor? Örneğin başarılı bir cerrah...Kendi geliştirdiği ameliyat teknikleriyle literatüre giren bir tıp adamı... Hastanen başhekimliğini mi hedeflemeli, yoksa tıbba getireceği yeniliklerin peşinde mi olmalı? Bu sorunun cevabı benim açımdan çok net...Elbette bilim olmalı, elbette yaptığı iş olmalı...*Günlerdir Ege Üniversitesi’ndeki gelişmeleri izliyorum. Diş Hekimliği Fakültesi bilimi bırakmış, çok farklı bir gündemle yatıp kalkıyor. Bu fakülte öyle sıradan bir yer de değil. Geleneği olan, Türkiye’nin gözbebeği fakültelerinden...Peki, neler oluyor bu üniversitede?Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde yapılan dekanlık seçiminde 85 oydan 60’ını alan Prof. Dr. Serhat Çınarcık’ı değil de, 9 oy alan Prof. Dr. Celal Artunç’u atıyor. YÖK, geleneğin dışına çıkınca da kıyamet kopuyor. Fakültede ne kadar görevli, yetkili varsa istifa ediyor.Yeni dekan da hemen yerlerine atamalar yapıyor. Bunun üzerine tüm öğretim görevlileri cübbeleriyle yürüyor.Üniversiteler 16 yıldır rektör seçiminde krize dönüşen sorunlar yaşıyor; dolayısıyla uzantıları da dekan seçimlerine yansıyor. Olağanüstü yetkileri ve trilyonlara ulaşan bütçeleriyle rektörlükler “seçilmiş krallık”lar gibi görülüyor. Böyle olunca da kavga başka yere çekiliyor.Tartışmalar, eylemler sürüyor ama...Kimse rektörlerin, dekanların bilimsel altyapısını, kaç makale yazdığını, ulusal veya uluslararası kaç projeye imza attığını, ne kadar doktora veya yüksek lisans talebesi yetiştirdiğini, yurtiçi ve yurtdışında kaç kongreye katıldığını, ne tür ders notları hazırladığını, buluşunun olup olmadığını, akademik vizyonunu, Türkiye ve üniversitesi için yapacağı yatırımları konuşmuyor. Hayatı derslikle ameliyathane arasında geçmiş birinin trilyonluk bütçeleri yönetmeye kalkmasının mahsurları ortadan kaldırılamıyor. Profesyonel yöneticiliği ve akademi-işletme ayrışmasını konuşması gereken Türkiye, adayların dünya görüşü üzerine üretilen spekülasyonlarla vakit harcıyor. ABD üniversiteleri, mütevelli heyetlerince yönetiliyor.Mütevelli heyeti başkanı da üniversitenin sürekli gelişimini ve değişen koşullara uyumunu sağlamayı, üniversitede verimli, etkin bilimsel çalışma ve öğretimin sürmesini gözetmeyi, üniversiteye mali kaynaklar yaratmayı, iş çevreleri ve toplumun diğer kesimleriyle ilişkileri yönetmeyi hedefliyor.Israrla bu sistemin yanlış olduğunu üniversiteleri profesyonellerin yönetmesi gerektiğini, bilim insanlarının da sadece bilim üretmeleri gerektiğini söylüyor ve yazıyorum.*Koltuk...Bugün varsa yarın yoktur.Önemli olan koltuktan güç almak değil, koltuğa katkı verebilmektir.Bu kadar ısrar, üniversiteyi her şeye rağmen karşıya almak doğru değildir.Ben olsam...İstifamı verir, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin huzurunu hiçbir şeye değişmezdim.

X