« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Hüzün, bahis, kurşun Türk futbolunun düşüş yılları

Dört yıl önce Türk futbolseveri ne kadar mutluydu. Türk Milli Takımı 48 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılmış, her maçta ayrı bir destan yazarak dünya üçüncüsü olmuştu. Takımın yıldızları Hasan Şaş, İlhan Mansız, Emre Belözoğlu, Rüştü Reçber dünya medyasında baş köşedeydi.

Alp ULAGAY
SON GÜNCELLEME
Aradan dört yıl geçmeden Türk futbolu bambaşka bir havaya büründü. Milli Takım’ın ve kulüp takımlarının uluslararası alandaki başarısızlıkları art arda geldi. Şu anda Türk takımları Avrupa’da süratle irtifa kaybediyor. Ayrıca kulüplerin büyük bir kısmı mali sıkıntı içinde. Tribünlerdeki şiddet eğilimi ve küfürlü tezahüratlar seyirciyi yıldırıyor. İsviçre maçındaki olaylardan sonra Avrupa’da kavgacı Türk futbolcular imajı hakim oldu. Üstelik futbolu yönetenler de kısır çekişmelere takılıp kalmış gözüküyor. Türk futbolunun zirve yaptığı 2002’den bugüne nasıl geldiğini bir zaman tünelinde inceliyoruz.

Daegu Stadyumu’nda 63 bin seyirci Koreli ve Türk oyuncuları alkışlıyor. İki takımın oyuncuları kolkola girmiş seyircileri selamlıyor. Güney Kore’yi 3-2 yenip dünya üçüncüsü unvanını kazanan Türk futbolcular madalya seremonisi öncesi tribündeki çocuklarını omuzlarına alıp fotoğrafçılara poz veriyor. Bu kareler tüm dünya medyasında dolaşıyor ve futbolseverlerin hafızasına kazınıyor.

Bu başarı tablosunun üzerinden henüz dört yıl geçmedi. 2002’nin haziranında tarihinin en büyük başarısını elde eden Türkiye şimdi birçok sorunla boğuşuyor. Türk futbolseverler gelecek haziranda Almanya’daki Dünya Kupası’nı hüzünle izleyecek. Çünkü 32 takım arasında Türkiye’nin adı yok. Üstelik 2004 Avrupa Şampiyonası’nı kaçıran Türk Milli Takımı FIFA’dan aldığı cezayla 2008’i de tehlikeye attı. Kulüp takımları Avrupa kupalarında birkaç yıl önceki sonuçlara yaklaşamıyor. Mütevazı takımlara elenip gidiyorlar. Bu sezon Trabzonspor Güney Kıbrıs’tan Anortosis’e, Galatasaray Norveç’ten Tromsö’ye elendi. Fenerbahçe iki sezondur Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkamıyor.

Sadece bununla kalsa iyi. 2002’den bu yana Türk futbolunda tribün ve saha içi şiddeti, bahis şikesi ve mafya bağlantıları konuşuluyor. Televizyon yorumcuları ve futbolcular kurşunlanıyor. Ligdeki her önemli maçta tribünde veya sokakta olay çıkıyor. Üstelik kulüplerin büyük bölümü borç içinde ve transfer yapmakta bile zorlanıyor. 2000’in UEFA Kupası şampiyonu Galatasaray’ın oyuncuları aylardır ücretleri ödenmediği için antrenmana çıkmıyor.

KUŞAK DEĞİŞİKLİĞİ

Peki Türk futbolu günlük güneşlik bir havadan bu kara bulutlu ortama nasıl bu kadar çabuk geçti? Öncelikle dört yıl önceki dünya üçüncülüğü Türkiye’de biraz fazla özgüven yarattı. Halbuki hiçbir milli takım sürekli başarı kazanamıyor. Vatan gazetesi spor yazarı Yiğiter Uluğ Türkiye’nin bir anda kendini çok yukarıda gördüğünü düşünüyor. "İngiltere ve Almanya gibi dünya futbolunun seçkinleri arasına girdiğimizi düşündük. Halbuki biz biraz Bulgaristan veya İsveç /images/100/0x0/55ea667bf018fbb8f87d734egibiydik." Son 30 yılda Almanya hariç şampiyonalara sürekli katılan bir takım yok. Her ülke çıkış dönemi kadar düşüş de yaşayabiliyor. İngiliz Observer gazetesi yazarı Amy Lawrence İngiltere’nin benzer hayal kırıklığını yaşadığını söylüyor. "1994 Dünya Kupası’na gidemeyince tüm İngiliz futbolu şoka girmişti. Ama beni en şaşırtan Türkiye’nin hızlı düşüşü. O harika futbolcularıyla büyük bir futbol ülkesinin doğduğuna inanmıştık. Ama yaşlanan takımı yenileyemediniz."

Hakikaten Türkiye’nin 2002 kadrosundaki Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Tugay Kerimoğlu, Okan Buruk, Alpay Özalan, Arif Erdem, Abdullah Ercan, Ergün Penbe kariyerlerinin son bölümündeydi. İngiliz Financial Times gazetesi yazarı Simon Kuper’e göre Türkiye bir kuşak yakaladı ama devamını getiremedi. "Her zaman dünya üçüncüsü olamazsınız. Hollanda, İngiltere, Fransa gibi büyük futbol ülkeleri de bu durumu yaşıyor. Örneğin Hollanda geçen Dünya Kupası’na katılamamıştı."

KULÜPLER DE BAŞARISIZ

Halbuki Milli Takım teknik direktörü Şenol Güneş 2003’te, bu kuşak değişimini gerçekleştirmek üzereydi. Fransa’daki Konfederasyon Kupası’nda Tuncay Şanlı, Gökdeniz Karadeniz, Okan Yılmaz, Selçuk Şahin, Necati Ateş, Serkan Balcı gibi 20-25 yaş grubundaki oyunculara şans verdi. Türkiye, yarı finalde Fransa’ya yenilirken göz dolduran bir oyun ortaya koydu. Ama Güneş sonbaharda eskiye döndü. İngiltere maçında eski tüfekleri oynattı ve grup ikinciliğinde kaldı. Baraj maçında da Letonya karşısında yaşlı Türkiye istediği tempoyu yakalayamadı. Radikal Gazetesi spor yazarı Bağış Erten pek umutlu değil. "Verimli bir kuşak yakalamıştık ama aynı özelliklerle sahip yenisini bulamadık. Bir dönem İngiltere ve Fransa’nın yaptığı yenilenmeyi de yapamayız."

Tüm sorunlar milli takımdan kaynaklanmıyor. Türkiye’deki futbol kalitesi bir türlü istenen seviyeye yükselmiyor. Bırakın küçük kulüpleri dört büyükler tatmin edici bir futbol oynayamıyor. Bunun sonucu Avrupa kupalarındaki başarılar azalıyor. Bu sezon tüm takımlar yılbaşı öncesi kupalara veda etti. Yedi yıldır ilk kez şubat-mart aylarında Türk takımları Avrupa’ya seyirci kalıyor. Galatasaray’ın 2000’deki UEFA Kupası başarısı artık çok uzakta. "Galatasaray bunu yaptı," diyor Simon Kuper, "çok iyi bir oyuncu grubu vardı, paraları olduğu için çok iyi yabancılar aldılar. Ancak, şimdi Türk kulüplerinde para bitmiş gibi. Bu yüzden Türk oyunculara bağımlılar." Kaliteli yabancı gerekçesine o dönem Galatasaray’ın ve Milli Takım’ın kaptanı Bülent Korkmaz da katılıyor. "Doğrusu çok iyi yabancılar vardı. Türkiye’ye gelen yabancının bir şeyler vermesi, faydalı olması lazım."

Üstelik o dönemde iyi sonuçlar Galatasaray ile kısıtlı değildi. Beşiktaş, UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselmiş, Denizlispor, Gaziantepspor, Gençlerbirliği gibi takımlar güçlü rakipleri elemişti. "Denizli’nin Lyon’u nasıl elediğini, Gençlerbirliği’nin kaç kaliteli takımı geçtiğini hatırlayın. Başka bir futbol oynuyordu hepsi. Seviye yükselmişti" diyor Bağış Erten ama devamının gelmediğini ekliyor: "Bu kulüpler Türkiye içinde başarıya izin çıkmayacağını anladı. Gaziantep ile Gençlerbirliği’nin engellenmesi adeta bir barajdı. Bu başarının tekrarı için Türkiye’de futbolun demokratikleşmesi şart."

LİGE REKABET LAZIM

Türkiye Ligi’nde son 20 yıldaki üçlü hegemonya rekabeti tamamen bozuyor. Son 20 sezonda Galatasaray 9, Fenerbahçe 5, Beşiktaş 6 şampiyonluk kazandı. Bu sezon, ligde iki büyük, Fenerbahçe ve Galatasaray diğer takımlara şimdiden 20 puan fark attı. Adeta iki ayrı lig var. Ekonomist Tuğrul Akşar, bu durumun sürmesi halinde Türkiye’deki futbol pastasının büyümeyeceğini düşünüyor. "Futbolda rekabetçi denge çok önemlidir. Türkiye’deki gibi bir haksız rekabet mali dengesizliğe ve futbol kalitesinin düşmesine sebep olur. Bu ortamda ülke içinde kolay kazanırsınız ama uluslararası maçlarda zorlanırsınız. Ligde kalitenin artması için televizyon gelirleri adil şekilde paylaşılmalı." Avrupa’da benzer sorunlar var ama Türkiye’deki gibi sadece dört şampiyon çıkarmış başka ülke yok. Üstelik dört büyük takım eski şampiyonlukların hürmetine yayın gelirinin yarısını alınca diğer takımların aşama yapma imkanı azalıyor.

Mali sorunlar bu kadar değil. Birçok takım borçlarla varlığını sürdürüyor. Galatasaray’ın son açıklamalara göre 237 milyon YTL borcu var. Futbolcular yıllardır ücretlerini geç alıyor. Fransız Franck Ribery geçen yıl ödemeler gecikince soluğu Fransa’da aldı. Daha düşük bütçeye sahip Anadolu takımları da zorda. Örneğin Samsunspor yaklaşık 40 milyon YTL’lik borç yükünün altında.

İTİBAR KAYBI

Sportif ve mali tablo iç açıcı değil. Ama futbolun yönetsel tarafıyla ilgili çok ciddi sorunlar da var. Geçen 16 Kasım’da İstanbul’daki İsviçre maçından sonraki olaylar Türkiye’nin kötü siciline bir kara leke daha ekledi. İsviçreli oyuncuların tartaklanması günlerce dünya televizyonlarında yayınlandı. "Türkiye ve futbol deyince İngiltere’de insanların aklına artık bu sahneler geliyor. Bu son olaylarla imajınız çok bozuldu" yorumunu yapıyor Amy Lawrence. Radikal Gazetesi spor yazarı İbrahim Altınsay Türkiye’nin uluslararası alanda istenmeyen ülke haline geldiğini düşünüyor: "Aslında, FIFA’nın Türkiye’nin üyeliğini askıya alması gerekirdi. Bunun yerine öyle bir ceza verdiler ki bizi adeta arka bahçeye attılar. Altı maç saha kapatma cezasıyla Türkiye’nin 2008 Avrupa Şampiyonası’na katılması çok zor."

Türkiye Ligi’nde de tribün olaylarına karşı yeterli önlem alınmadığı için seyirci davranışı bozuldu. Tüm liglerde her hafta tribün olayları çıkıyor. Her sezon birkaç taraftar bıçaklanıyor. Ancak, kulüp yönetimleri taraftar gruplarına arka çıktıkça olayların önü alınamıyor. Altınsay bu durumun sıradan taraftarı tribünden soğuttuğunu söylüyor.

Tüm bunların üzerine bir de bahis skandalı eklenince Türk futbolu dibe vurmaya iyice yaklaştı. 2004-05 sezonunda Trabzonsporlu Gökdeniz Karadeniz’in içinde bulunduğu bir grup futbolcunun Akçaabat Sebatspor-Kayserispor maçında bahis oynadığı anlaşılınca ortalık karıştı. 8 Eylül 2005’te Gökdeniz bu şike organizasyonunda yer aldığını itiraf etti. Bunun üzerine 10 ay ceza aldı. Daha sonra bu ceza 6 aya indirildi. Ancak, Türk futbol kamuoyu bu cezanın yetersizliğinin farkında. Avrupa’da benzer şike davalarındaki failler hapis cezaları alırken Gökdeniz’in gelecek hafta sahalara dönecek olması bir soru işareti. Ağır ceza verilmediği için yeni bir bahis skandalı olabileceğine dair şüpheler var.

TRİBÜNDE OLAYLAR

6 Kasım 2002:
Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra İstanbul Emniyeti üç büyük kulüpten 37 tribün liderini göz altına aldı.

8 Mart 2003: Ali Sami Yen’deki Galatasaray-Fenerbahçe maçından sonra gazeteci Fatih Altaylı tribünde saldırıya uğradı ve kafasından yaralandı.

5 Nisan 2003: Kayseri-Çaykur Rize 2. lig maçında Rize milletvekilleri Abdülkadir Kart ve İmdat Sütlüoğlu yaraladı.

5 Ağustos 2003: İzmir’deki Göztepe-Karşıyaka maçı öncesinde Karşıyakalı Murat Kongu (22) bıçaklanarak öldürüldü.

26 Nisan 2004: İstanbul İnönü Stadı’ndaki Beşiktaş-Fenerbahçe maçında küfürlü tezahüratlara dayanamayan Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili istifa etti.

21 Kasım 2004: İstanbul’daki Beşiktaş-Çaykur Rize maçı sırasında Cihat Aktaş (16) bıçaklanarak öldürüldü.

7 Mayıs 2005: Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçında konuk takım taraftarları stat dışından atılan taşlarla yaralandı.

22 Mayıs 2005: Fenerbahçe’nin şampiyonluk kutlamalarında İstanbul’da Tayfun Arıcı (15) gözünü kaybetti, Antalya’da işadamı Mehmet Aslandağ ensesinden vuruldu ve öldü.

30 Temmuz 2005: İstanbul Olimpiyat Stadyumu’ndaki Fenerbahçe-Everton maçı sırasında Yusuf Behar isimli taraftar bacağından vurularak yaralandı. Kurşunun nereden geldiği tespit edilemedi.

10 Aralık 2005: İstanbul’da Galatasaray maçı öncesi bir Beşiktaş taraftarı bıçaklandı.

11 Aralık 2005: İzmir’de 15 Karşıyaka taraftarı Ege TV stüdyosunu bastı ve Futbol Dosyası programının yayınını engelledi.

ULUSLARARASI ARENADA DÜŞÜŞ

2 Nisan 2003:
Sunderland’daki Avrupa Şampiyonası elemesinde Türkiye iddialı çıktığı maçta İngiltere’ye 2-0 yenildi.

28 Haziran 2003: Fransa’daki Konfederasyon Kupası’nda Türkiye, Kolombiya’yı 2-1 yenerek üçüncü sırayı aldı. Tuncay, Gökdeniz, Selçuk gibi genç oyuncular gelecek için umut verdi.

11 Ekim 2003: İstanbul’da İngiltere’yle 0-0 berabere kalan Türkiye Avrupa Şampiyonası elemesinde grup ikincisi oldu.

15-19 Kasım 2003: Letonya ile oynanan iki baraj maçında 0-1 yenilen ve 2-2 berabere kalan Türkiye, 2004 Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkını kaybetti.

7 Eylül 2004: Atina’daki Yunanistan-Türkiye maçı öncesi teknik direktör Ersun Yanal ile Hakan Şükür arasında gerilim yaşandı. Yedek kalmayı kabul etmeyen Şükür, Yanal tarafından bir daha geri alınmamak üzere kadro dışı bırakıldı.

13 Ekim 2004: Nihat Kahveci’nin golüyle Kopenhag’da Danimarka’yla 1-1 beraber kalan Türkiye oynadığı oyunla umut verdi.

17 Kasım 2004: İstanbul’daki Dünya Kupası elemesinde Ukrayna’ya 0-3 yenilen Türkiye, grup birinciliği şansını zora zoktu.

25 Haziran 2005: Ersun Yanal’la sözleşmesini fesheden Futbol Federasyonu Fatih Terim’i teknik direktörlüğe getirdi.

2 Ekim 2005: Dünya Şampiyonası’nda 17 yaş altı Milli Takım üçüncü oldu.

12 Ekim 2005: Dünya Kupası elemesinde Arnavutluk’u Tiran’da 1-0 yenen Türkiye baraj maçı oynamaya hak kazandı.

16 Kasım 2005: Türkiye, İstanbul’daki baraj maçında İsviçre’yi 4-2 yendi ama elendi. Maçtan sonra Türk futbolcu ve görevliler İsviçreli futbolcuları tartakladı. FIFA disiplin kurulu, Türkiye’ye altı maç seyircisiz maç cezası verdi.

AVRUPA KUPALARI’NDA HÜSRAN

27 Ağustos 2002:
Şampiyonlar Ligi elemesinde Fenerbahçe, Feyenoord’a iki maçta yenilerek elendi.

13 Kasım 2002: Fatih Terim yönetimindeki Galatasaray Şampiyonlar Ligi grubunda sonuncu sırayı aldı ve 1. turda elendi.

12 Aralık 2002: Güçlü Fransız takımı Lyon’u eleyen Denizlispor UEFA Kupası’nda 4. tura yükseldi.

27 Şubat 2003: UEFA Kupası’nda Çek Slavia’yı eleyen Beşiktaş çeyrek finale yükseldi. Bu, Türkiye’nin Avrupa kupalarındaki son çeyrek final başarısıydı.

3 Mart 2004: UEFA Kupası’nda Gençlerbirliği, Blackburn, Sporting ve Parma’yı eleyerek 4. tura yükseldi.

25 Ağustos 2004: Kendi sahasında Dinamo Kiev’e 0-2 yenilen Trabzonspor Şampiyonlar Ligi’ne katılma fırsatını kaçırdı.

24 Şubat 2005: UEFA Kupası’na iddialı başlayan Fenerbahçe İspanyol Real Zaragoza’ya elendi.

3 Ağustos 2005: Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Trabzonspor Güney Kıbrıs’tan Anortosis’e 1-3 ve 1-0’lık skorlarla elendi.

29 Eylül 2005: UEFA Kupası 1. tur maçında Galatasaray, Norveç’in Tromsö takımıyla 1-1 beraber kalıp elendi.

6 ve 15 Aralık 2005: Fenerbahçe’nin ve Beşiktaş’ın elenmesiyle Avrupa kupalarında Türk takımı kalmadı. Yedi sezondur ilk kez yılbaşından önce tüm Türk takımları elendi.

KULÜPLERDE KÖTÜ YÖNETİM

Mayıs 2004:
Mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın yurt dışına kaçışı sırasında Beşiktaş menajeri Sinan Engin’den yardım aldığı ortaya çıktı. Beşiktaş, Çakıcı ve yakınlarıyla 62 telefon görüşmesi yapan Engin’in görevine son verdi.

15 Temmuz 2004: Türkiye Ligi yayın ihalesini Digitürk yıllık 95 milyon dolar bedelle kazandı. Bu meblağın düşüklüğü 1. lig kulüplerini hayal kırıklığına uğrattı.

22 Temmuz 2004: Futbol Federasyonu olağanüstü genel kurulunda Levent Bıçakçı başkanlığa seçildi.

15 Haziran 2005: Maaşı zamanında ödenmeyen Franck Ribery, Galatasaray’ı bıraktı Marsilya’ya gitti.

Ekim 2005: Lig’in ilk 10 haftasında 10 takım teknik direktörünü değiştirdi.

8 Kasım 2005: 2012 Avrupa Şampiyonası organizasyonu başvurusunda Türkiye üç finalist aday arasına alınmadı.

5 Aralık 2005: 51 yıllık Adanaspor faaliyetini sürdürecek para bulamayınca fesih kararı aldı.

Şubat 2006: Maaşlarını alamayan Galatasaraylı futbolcular antrenmana çıkmama eylemi yaptı.

23 Şubat 2006: Galatasaray’ın borcunun 237 milyon YTL’yi bulduğu açıklandı.

ŞİKE SKANDALINDA ZİRVE

25 Haziran 2003:
Futbol Federasyonu Şike Tahkik Kurulu ligin son haftasındaki İstanbulspor-Altay (0-0) maçında Musa Kuş, Mehmet Yozgatlı ve Selçuk Şahin’in şike yaptığını tespit etti. Bu rapora karşın oyuncular hakkında işlem yapılmadı.

8 Eylül 2005: Trabzonsporlu Gökdeniz Karadeniz, 2004-05’te Akçaabat Sebat-Kayseri maçında bahis oynanması için aracılık ettiğini itiraf etti. 10 ay futboldan men cezası aldı ama ceza altı aya indirildi.

SALDIRILAR SIRADANLAŞTI

15 Şubat 2003:
Eski futbolcu ve spor yazarı Abdullah Çevrim ile oğlu İstanbul’da üç cipli bir çetenin saldırısına uğradı. Oğluyla ağır dayak yiyen Çevrim canını karakola sığınarak kurtardı.

7 Mart 2003: Eski futbolcu ve spor yazarı Engin Verel evinin önünde bacağından kurşunlandı.

25 Şubat 2004: Eski hakem ve televizyon yorumcusu Ahmet Çakar İstanbul’da bacağından kurşunlandı. /images/100/0x0/55ea667bf018fbb8f87d7350

4 Temmuz 2005: Futbol Federasyonu yönetim kurulu üyesi Davut Dişli’nin mafya babası Sedat Peker ile yaptığı telefon konuşmaları ortaya çıktı.

30 Ocak 2006: Trabzonsporlu futbolcular Fatih ve Gökdeniz’in işyerleri ve arabaları kurşunlandı. Bu saldırıların bahis skandalıyla ilişkili olduğu ortaya çıktı.

YENİ KUŞAK NİYE GELMİYOR?

2002’den sonra Milli Takım’a yükselen genç futbolcu kuşağı bugüne kadar beklenen patlamayı yapamadı. Ümit Milli Takım’da gelecek vaat eden Tuncay, Gökdeniz, Selçuk, Volkan, Servet, Serkan, İbrahim gibi futbolcular üç yıl önceki performanslarının üzerine çıkamadı. Hatta kulübünde yedek kalan, oynama fırsatı bulamayanlar da var. Eski Milli Takım kaptanı Bülent Korkmaz bu kuşaktan dertli: "Bir de Türk futbolcusu bir yaşı geçtikten sonra aşama yapmıyor, kendini yeterli görüyor." Bağış Erten’e göre bu gençler daha üst seviyeye bir türlü geçemiyor. "20 yaşından sonra eğitim sorunu ve kültürel eksiklik yüzünden gelişemiyorlar. Sanki dünyaya bakışları dar." Yiğiter Uluğ 2002’deki Ümit Milli Takımın bir türlü gelişmediğinden yakınıyor ama ekliyor da: "Almanya’daki 3 milyon Türk asıllı nüfus neredeyse Türkiye’deki 70 milyon kadar oyuncu çıkarıyor. Elimizdeki kaynakları iyi kullanmıyoruz."

BEŞ YIL SONRA NE OLUR?

Bağış Erten: Kaostan başarı çıkarma kültürümüz yok. Önlem almazsak 8-0’lik 1980’lere geri döneriz. Tek umudum U-17 Genç Milli Takımı’n oyun zekası yüksek futbolcuları.

Yiğiter Uluğ: Dersimizi iyi çalışmaz, mevcut sorunları çözmezsek sıradan bir futbol ülkesi haline geliriz.

Tuğrul Akşar: Avrupa futbol piyasasındaki payımız daha da düşecek. Avrupa’nın altıncı büyük ligi olmak yerine, Türkiye Ligi sıradan bir lig haline gelir.

İbrahim Altınsay: Beş yıla kalmadan büyük bir çöküş yaşayacağız. Futbolsever tribünden tamamen kaçacak, bahisler sürerse duruma mafya hakim olacak.

Amy Lawrence: Kısa sürede çok şey değişebilir. Moralinizi bozmadan sorunların üzerine gidin. Bir sonraki şampiyonada yine başarılı olabilirsiniz.

FINANCIAL TIMES’TAN SIMON KUPER

1. Bir dönem İngiltere’nin yaptığı gibi tribünleri temizleyin. Polisiye önlemlerle olay çıkaran seyircileri cezalandırın.

2. Oyuncularınızı disipline sokun. Maçta veya sonrasında olay çıkaranları kalitesi ne olursa olsan Milli Takım’a almayın.

3. Şöhretli yabancılara büyük para harcamak yerine çocuklar ve gençler için sahalar inşa edin.

Bunları da Beğenebilirsiniz