GeriSeyahat Hüznün ve kederin başkenti: Berlin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Hüznün ve kederin başkenti: Berlin

Hüznün ve kederin başkenti: Berlin

Usta şair Nazım Hikmet, 1962 yılının baharında Prag’dan Berlin’e trenle gitmiş. Biz aynı yolu otobüsle yaklaşık 50 yıl sonra alıyoruz bir yaz günü. Bakalım ustanın dediği gibi “sevdaları” keşfedebilecek miyiz? Ya da “sevdalara” tanıklık edebilecek miyiz?

Sabah Prag’dan yola çıktık. Öğleden sonra otobüsümüz Dresden yönünden orman içindeki nice güzelliğe tanıklık edercesine Berlin’e girdi.

Berlin, bir başkent hem de çok uzun yıllar İstanbul gibi başkent olagelmiş bir kent. Tipik bir Alman kenti olmaktan öte bir dünya kenti. Tarihin tozlu sayfaları da Berlin sokakları da tanık buna.

1945 sonrası bölünüp doğusunun Sovyetler Birliği’nde batısının ABD ve müttefiklerinde kaldığı ve en son olarak da duvarın yıkılmasıyla 1990’da birleşen Almanya Cumhuriyeti’nin başkenti sıfatını alan uzun ayrılıklar sonrası hüzünlü ve kederli kavuşmaların kenti.

"BÖLÜNMÜŞ İNSANLARIN YAŞADIĞI BÖLÜNMÜŞ BİR KENT"

Bir Avuç Dünya adlı kitabında Nedim Gürsel, “Bölünmüş insanların yaşadığı bölünmüş bir kent.” diyor. Kısaca Berlin, uzun ayrılıklar sonrası hüzünlü ve kederli kavuşmaların kenti.

Hüznün ve kederin başkenti: Berlin

II. Dünya Savaşı’nın sancılarını, acılarını hem savaşta hem de sonrası karmaşık dönemde duvarlar örülerek uzun yıllar yaşayan hüzünlü ve kederli bir kent Berlin.

Acaba bu hüznü mü çekiyor insanı? Yoksa şimdilerde birkaç parçasının ziyarete gelmiş turistlere fotoğraf malzemesi olduğu duvarların yüreklere kazınmış kederi mi yakıyor Berlin’e gelenleri?

1961’de yapımına başlanan 155 km’lik duvarın, şairin dediği gibi “Öyle bir rüzgârla” 1989’da yıkılması sonrası 1990 sonları Birleşik Almanya’nın kurulmasının üzerinden 25 yıl geçse de ayrılıkların o kalp sızısını, yürek yangınlarını yoğun bir biçimde yansıtan bir kent Berlin. Eskilerin deyimiyle Doğu Berlin’iyle Batı Berlin’iyle sancılı günlerin izleri ve değişim yaşanıyor bu kentte.

Hüznün ve kederin başkenti: Berlin

Bunu yeni kentin gözde mekânlarından Potsdamer Platz’daki görkemli AVM’lerde görmek mümkün. Potsdamer Platz, modern Berlin'de bulunan bir kent meydanı. Meydan, Brandanburg Kapısı ile Reichstag'ın güneyinde ve Tiergarten Parkı'nın hemen yakınlarında yer almakta. Potsdamer Platz, Almanya'nın yeniden birleşmesinden bu yana birçok kentsel dönüşüm projesinin merkezi olmuş. Buraların bir zamanlar doğuda duvara yakın boş arazilerken, bugün şık komplekslere, centerlere dönüşmesi bunun hüzünlü bir örneği sanırım. Aklıma nedense Amerikan filmlerinden kalan acı dolu, özlem kokan kareler geliyor. Her birinde ayrı bir keder, ayrı bir hüzün olan kareler. Yaşanmış hazin sevda hikâyeleri bunlar.

BERLİN'DE GEZİLECEK YERLER

Branderburg Kapısı, Berlin’in simgelerinden.1960’lardan 1990’a kadar Doğu Berlin’le Batı Berlin arasındaki bir yol ayrımıymış. 30 koca yıl dile kolay. Hemen yanı başındaki tepesinde cam kubbesiyle parlamento binası Reichstag Batı Berlin’de, Branderburg Kapısı Doğu Berlin’de kalmış. Branderburg Kapısı'na, bu hüzün dolu ayrılık kapısına hemen yanından geçen duvar ve kimi zaman duvar görevini üstlenen doğudan batıya doğru akan Spree Nehri eşlik etmiş yıllarca.

Kapılar mutlu kavuşmalara açılsın diye düşünürken, Branderburg Kapısı hüznü, kederi, ayrılığı körüklemiş hiç istemeden yıllarca. Ben Branderburg Kapısı ve çevresindeki parlamento binası Reichstag‘ı, Tiergarten Parkı’nı çok sevdim. Yalnızca bu noktalar için bile Berlin’e gidilir.

Hüznün ve kederin başkenti: Berlin

Berlin, aynı zamanda bir kültür başkenti. Berlin'de birçok müze bulunmakta. Özellikle kentin doğusunda yer alan Müzeler Adası içinde Pergamon (Bergama) Müzesi de dahil, birçok müzeyi barındırmaktadır. Ayrıca kentte çok sayıda sanat galerileri, tiyatrolar var.

ANADOLU TOPRAKLARINDAKİ ESERLER BURADA SERGİLENİYOR

Pergamon (Bergama) Müzesi, Berlin için değilse de biz Türkler için bir hüzün adı. Anadolu topraklarından getirilen ürünler bütün müzeyi oluşturuyor.1920’lerde özellikle Bergama ve Milet'ten alınan eserlerle oluşturulan koleksiyonun Almanya'ya yasal olarak getirilip getirilmediği konusunda tartışmalar hâlâ sürmektedir. Bergama Zeus Sunağı, Milet’in Market Kapısı gibi yapıları içeren Pergamon (Bergama) Müzesi, Berlin’in ve Almanya’nın en çok ziyaret edilen müzesidir.

Hüznün ve kederin başkenti: Berlin

Bu kente hangi yönden gelirseniz gelin ağaç değil orman karşılıyor sizi. Kent merkezinde de yeşilin etkisi an be an sürüyor.

YEMYEŞİL BİR BERLİN

Tiergarten, Berlin'in merkezinde Tiergarten semtinde bulunan bir Alman kent parkı. Park 210 hektar yüzölçümüne sahip. İçinde onlarca çeşit ağaç olan park, tavşan, sincap, tilki gibi bizim belgesellerde ya da hayvanat bahçelerinde gördüğümüz hayvanlara da ev sahipliği yapıyor.

Başta dedim ya Berlin’e, hüznün ve kederin kenti diye, bugün turistik bir nokta olan Checkpoint Charlie’de bunu görmek olası. Checkpoint Charlie, Doğu Berlin’le Batı Berlin’in ana geçiş noktasıymış bir zamanlar. Savaş yıllarında geçişleri engellemek için Amerikan ve Sovyet askerleri nöbet tutuyormuş. Ayrıca Berlin’e çok yakın tarihi kent Potsdam’daki Glienicker Köprüsü casus takası yapılan bir yermiş. Oscar ödülüne aday “Casuslar Köprüsü” filmi bu yerde geçen bir hikâyeyi anlatıyor.

Ben Branderburg Kapısı ve çevresindeki parlamento binası Reichstag ‘ı, Tiergarten Parkı’nı çok sevdim. Yalnızca bu noktalar için bile Berlin’e gidilir.

Berlin, nice sevdaya açılan Branderburg Kapısı ile, Anadolu topraklarına yanık bir selam gönderen Pergamon (Bergama) Müzesi ile, bir devrin kötü anılarını barındıran yıkık dökük duvarıyla, ciğerlerinizi dolduran, ruhunuzu dinlendiren Tiergarten ile hüznünü, kederini ve sevdalarını paylaşmak için bizleri bekliyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle