GeriSpor Huysuz İhtiyar...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Huysuz İhtiyar...

Seviyovum işte!.. Vav mı diyecevin?..

Ağrı'lı Tahir, bir hışım bizim bahçeye daldı. Ağrı'lı dedimse herhalde şehrinden değil de dağından olmalı. Selvi ağacı gibi bir boy... Kayın ağacı gibi bir ense... Elleri fırıncı küreği kadar var. Bilekleri bacağımdan kalın.

‘‘Nerde o piç kurusu?''

‘‘Hangi piç kurusu?''

‘‘O, Mustafa itini arıyom. Bi tutarsam şart olsun bu sefer geberticem!.. Tövbe... Tövbe...''

‘‘Nedir bu öfke be Tahir?.. Hele biraz nefeslen.''

Tahir'in koştuğu göğsünün şişme deniz yatağı gibi inip kalkmasından belli oluyordu.

‘‘Ah!.. Yakalayamadım ki namussuzu!.. Ulan bu yaştan sonra adımızı gavata çıkaracak it!..''

Tahir, Mavi Yalı Sitesi'nin bekçisiydi. Saf ama babayiğit bir adamdı.

‘‘Mustafa ne yaptı ki?''

‘‘Daha ne yapsın, benim küçük kıza sulanıp duruyor.''

‘‘Amma yaptın ha!.. Mustafa, daha parmak kadar bir çocuk. Öyle işlere aklı ermez.''

‘‘Aklı ermez de ne diye çokoperens verip sübyanın eteklerinin altına bakmaya çalışıyor?.. Üstlerine varmasam kimbilir başka neler edecek?.. Herbirkesler Mıstafa'nın kayınbabası diye bennen alay geçiyor... Adımızı, siteye türkü etti namert!..''

Tahir'i zor bela sakinleştirip yolladım.

‘‘Sıvık hevif gitti mi?'' diye arka bahçeden Mustafa'nın sesi geldi.

‘‘Gitti... Çık artık.''

‘‘Beni öltüvtmek için yalan sövlemiyovsun diil mi?''

‘‘Valla gitti yahu!''

Mustafa, üstü başı ot içinde geldi. Belli ki otların arasına tam siper yatmıştı.

‘‘Ayıp değil mi?.. Tahir'in kızına ne haltlar etmişsin?''

Tahir'in kızı lafı geçince Mustafa, elindeki çokoprensten derin bir ısırık çekti ve ‘‘Seviyovum işte... Vav mı diyeceğin?..'' diye acıklı acıklı bir şarkıya başladı.

‘‘Vaay!.. Sen karasevdaya tutulmuşsun!..''

‘‘Ama kız da beni seviyov. Beni gövünce hep gülüyov. Geçen gün de kafama yumvuklan vuvdu.''

‘‘Ne biçim sevgi bu?''

‘‘Sen anlamazsın. Cilve yapıyov kız bana.''

‘‘Eh, kız da seni seviyosa mesele yok. Beraber gezer, oynarsınız.''

‘‘O Tahiv hevifi bizi nah oynatıv!.. Babasının şavap çanaana çıstımısını herifini görmedin mi?.. Tutsaydı beni gebevtecekti!..''

‘‘Tabii, sen zamparalığa kalkmışsın. Namusunla gidip kızı isteseydin kızmazdı.''

‘‘Kızmaz mıydı?''

‘‘Tabii kızmazdı. Kızım büyümüş de talibi çıkmış diye sevinirdi bile!..''

Mustafa, derin düşüncelere daldı.

‘‘Yani, Tahiv'den kızını istesem veviv mi?''

‘‘Niye vermesin yahu? Senden iyisini mi bulacak?.. Daha şimdiden resim yapıp para kazanıyorsun. Sen, şimdi bana sevgilinle babasının resimlerini çiz. Ben de sana para vereyim. O parayla Bakkal Ali'den şeker alıp kızın evine gidersin. Adet öyledir. Kız istemeye giderken şeker götürülür.''

‘‘Şekev götüvünce vevivlev haa!..''

‘‘Şıp diye verirler. Ama Tahir'e, seni benim gönderdiğimi söyleme. Sorarsa, babam Erol Usta gönderdi dersin.''

***

Erol Usta günlerdir ortalıkta görünmüyor. Bir rivayet, Marmara Ereğlisi'nde inşaat işi almış.

ABAZANLIK ABİDESİ

Aylar önce, edepsizliğim tutmuş koruma dernekleri üstüne bir yazı yazmıştım.

‘‘Her şeyin ve herkesin bir koruma, ve de geliştirme derneği var bu ülkede. Kuşların, kurtların, itlerin, (Bekir Coşkun tek başına dernek) meraların, ineklerin, eski parlamenterlerin, spor yazarlarının, sigara sevmezlerin, dayak yiyen kadınların, Müslüman işadamlarının, bakkalların, Bayburt türkülerinin, hıçkırık tutanların vesairenin haklarını dişediş kollayan on binlerce dernek ve kurum var. Hatta, Çiller'i Koruma Derneği'nin de kurulması yakındır. Hele hele eşcinsellerin, travestilerin, ablacıların tam 32 değişik koruma ve geliştirme derneği var.

Ama ulusumuzun en büyük çoğunluğunu oluşturan ABAZANLARI ne koruyan ne de kollayan var. Ülkemizdeki en fazla, ezim ezim ezilen sınıf olan ABAZANLARIMIZIN haklarına sahip çıkan ve dertlerine çare arayan bir tek kurum yok!..

Bir ABAZANLAR PARTİSİ kursam, toplumun her cinsinden ve kesiminden patır patır oy alıp ezici bir çoğunlukla iktidara gelirim. Üstelik bir daha gitmemecesine... Kafa başı 3-4 karı vaat eden Erbakan bile bana rakip olamaz!..'' demiştim.

Bu yazı, Amerika'daki kızımın eline nasıl geçti?.. Amerikalı damada nasıl tercüme etti bilemem. Geçenlerde damattan bir mektup aldım.

Türk halkının hakkını yediğimi ve asıl katmerli abazanların Amerikalı olduğunu yazıyordu. ‘‘Amerikalılar, o kadar abazandır ki, bir bardak birayı bile arkadaşıyla sizin gibi muhabbet ederek içemez. O sırada sahnede sallanan kalçalara ve titreyen memelere bakmak ister'' diyordu.

Damat haklı... Filmlerde görüyoruz, kadın oynatmayan Amerikan barı yok gibi... Adamlar bir şişe biranın başına çömüyor, sabahtan akşama kıvıran kadınları salya-sümük izliyor. Ayrıca striptizler, pipşovlar, pleyboy dergileri, pembe kıçlı tavşan kızlar hep Amerikan icadı.

Damat bir de heykel posteri göndermiş. Bu heykel, şu anda milyarder bir Amerikalı'nın bahçesinde bulunuyormuş. Bahçedeki ağaç ve bitkiler doğal, pantolon ve gömlek gibi aksesuarlar da sahici olarak dikilip giydirildiği için, ağaç fortlayan bu heykel, büsbütün canlı duruyormuş. 1992'de plastikten yapılan heykelin yaratıcısı Pol Mak Karti adında bir sanatçıymış. Amerikan halkını temsil eden bu ünlü heykel, dünya sanat tarihine geçmiş, sanat albümlerinde ve posterlerde yer almış. Resmini yayınladığım heykeli her gün binlerce sanatsever ve turist, bilet alıp görmeye geliyormuş.

Ey ülkemin hakkı yenmiş abazanı!.. Gam ve kasavet çekme... Bu dünyada yalnız değilmişsin!..

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle