GeriSpor Huysuz İhtiyar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Huysuz İhtiyar

BUGÜN DÜNYA KAYINBABALAR GÜNÜ! (Mesela dedik!)

Kırılan 2 rakı şişesi, bir sandalye, ben ve torunum Aliyeska dışında aşağıdaki olaylar ve adı geçen kişiler tamamen hayal mahsulüdür. Bu açıklamayı, tesadüfen üstüne alınanlar çıkabilir diye yapıyorum.

***

Osman, öyle bir fırt çekti ki rakıyı içmedi, kadehi camıyla beraber adeta sömürdü.

‘‘Kalas herif!.. Hödük!.. Kıro!.. Maganda!..'' diye peş peşe döşenmeye başladı.

Osman aslında sakin adamdır, terbiyelidir. Öyle, kolay kolay ağzını bozmaz. Birçok zeki insan gibi, hızlı düşündüğü için hızlı konuşur. Hızla devam etti:

‘‘Dangıl!.. Yarma!.. Postal!.. Dungul!.. Salatalık!..''

‘‘Hayrola Osman, muhasebeciyle mi takıştın?.. Yoksa yine İstanbul şoförleri mi?'' diye biraz dalına bastım.

‘‘Ne muhasebecisi?.. Bizim muhasebeci melektir... Melek!.. İstanbul şoförleri de artık benim canlarım, ciğerlerimdir... Keşke bir iyilik edip beni ezselerdi de, bugünleri görmeseydim!..''

Tarık, kendine pek yakıştırdığı hafif külhanbeyi vurgusuyla sordu:

‘‘Dökül derdini be aslanım... Belki bir çaresini buluruz. Dostlar kötü günler içindir!''

Osman, Tarık ve ben gençlik hayallerimizi ve rakılarımızı paylaşmış üç eski arkadaşız. Ara sıra bir araya gelip iki tek atarak bu dostluğu sürdürmekten keyif duyarız.

‘‘Ne çaresi be!.. Daha kanserin bile çaresi bulunamamışken, benim derdimin çaresini kim bulacak?..''

‘‘Derdin nedir?''

‘‘Derdim, o heriftir!..''

‘‘O herif de kim?''

Osman, yine rakıya hamle etti. İçmedi de hürrrp diye rakıyı sanki dövdü. Sonra, gözleri meyhanenin duvarlarından çok daha uzaklara daldı. Son nefesini verir gibi hırıldadı.

‘‘O herif, kızımı isteyen herif!..''

Osman'ın derdi anlaşılmıştı. Yani, eskimiş bir kız babası olarak tarafımdan anlaşılmıştı. Tarık'ın bir halt anlayacağı yoktu. Onun sadece oğlu vardı.

‘‘Kısmetse olsun... Ama hayırlı olsun.''

‘‘Bunun hayırı mı olur yahu!.. Herif elifi görse kale direği sanıyor.''

‘‘Yani tahsilsiz mi?''

‘‘Yook!.. Üniversiteyi bitirmiş. Ama şimdiki üniversitelerde bir şey mi öğrenilir?.. Devamsızlıktan kalmazsan, diploma cebinde!.. Daha ikinci görüşmemizde bacak bacak üstüne attı... Yetmiyormuş gibi bir de kravatını gevşetti zırtapoz!..''

‘‘Artık ne terbiye kaldı, ne de büyüğe saygı!.. Benimkiler mumdur muum... Tabii, vaktiyle şaplağı çekeceksin ki el evinde, kız evinde senin yüzünü kara çıkarmasın!.. Sen de verme kızı be Osman'cığım.''

‘‘Verme demek kolay... Sıkıysa verme!.. Kız (Beni mutsuz etmek için mi doğurdunuz?.. Benim aşık olmaya, sizler gibi bir yuva kurmaya hakkım yok mu?) diye zırıl zırıl zırlamakta... Haydi benim kız, yaşı icabı avanaktır. Ya anasına ne demeli?.. Kızıma ne kadar düşkün olduğumu bile bile verelim diye tutturdu. Tabii, iktidar kavgası!.. Evin tek kadını olacak yine.''

‘‘Damadın hali vakti yerinde mi bari?''

‘‘Pöh!.. Benim kızımın, herifin nasıl kazanıldığı belli olmayan milyarlarına ihtiyacı yok!.. Aslan gibi babası var burada!.. Hatta, geçenlerde odasına ayrı bir radyo-teyp bile almıştım...''

‘‘Oğlan yakışıklı mı bari?''

‘‘Ben öyle sırık gibi, atletik yarmalardan hoşlanmam. Hele gök gözlü herifler büsbütün sinirime dokunur.''

‘‘Ama senin gözlerinde açık renk be Osman'cığım!..''

‘‘Sen bana bakma... Her güzelin bir kusuru olur. Zaten herif güzel olmuş da ne olmuş... Güzellik insanın yüreğinde olmalı.''

Osman, sözün burasında göğsüne iki patpat attı... Çatalından kayıp düşen patlıcan kızartmasına ağır hakaretlerde bulundu. Rakıyı bir emdi, iki yanağının içi birbirine değdi.

‘‘Hele, kazma dişleriyle ikide bir bal kabağı gibi sırıtması yok mu?.. Şeytan sandalyeyi kap diyor...''

Daha önce uyuz hastalığı geçiren, yeni tutulanlara karşı kıyıcı olur. Ben de alçak duygular içinde suratıma en saf ifademi takındım.

‘‘Hiç olmazsa çocuk güleryüzlüymüş canım!..''

‘‘Ne yüzü be?.. Adam yüzsüz!.. İznim olursaymış, söz kestikten sonra kızımla akşam yemeğine çıkmalarına izin verir miymişim diye şimdiden pazarlık ediyor.''

‘‘İzin verdin mi?''

‘‘Ne halt edeyim?.. Kızın zırıldamasına dayanamıyorum. Akşam üstü saat en geç 6 buçukta evde olmaları şartıyla akşam yemeğine izin verdim, çarnaçar...''

‘‘Bak, benim oğlan öyle izinlere mizinlere gelemez!'' diye bu kez de Tarık masayı patpatladı.

‘‘Daha küçükken, annesi kek vermedi diye zırlıyordu bir gün. İki şaplak çektim. Erkek adam yalvarmaz, gider alır dedim. O gün bugündür erkek onuru nedir bilir. Kızı bırakır gider. Dünyada kız mı yok?... Elini sallasan...''

‘‘Ah be Tarık'çığım... Nerede o günler?.. Çekip gitsin diye neler yapıyorum bilsen!.. Geçen gün, yanında kasten ayak tırnaklarımı kestim. Bilirsin ben mahçup adamım. Yazın bile uzun kollu gömlekle gezerim. Hatta, herifin gözünü korkutmak için kızıma iftira bile attım. Düğmesini dikemez, yumurta dahi pişiremez dedim. Adam bir sevindi görme!.. Yurtdışında doktorasını yaparken bu işlerini hep kendisi görürmüş. Hatta, bu yüzden yemek yapmak hobisi olmuş... Mutfak ona kalacak diye göbek atıyordu neredeyse!''

‘‘Gerçekten de senin damat biraz dıngılmış... Erkek adamın eline tencere, tava yakışır mı?''

‘‘İkide bir damat damat deyip durmayın be!.. Allah'tan umut kesilmez... Her an bir mucize olabilir!''

Lafın burasında ben de hüzünlenip içimi çektim.

‘‘Olmuyor Osman'cığım, mucize filan olmuyor... Nikah masasına yürürken, ne damadın ayağı kayıp kafası patlıyor, ne nikah memuru kalp krizi geçiriyor... Ne bir deprem oluyor... Hatta küçük bir yangın bile çıkmıyor... Son bir umutla nikah memurunun, bu evliliğe itirazı olan var mı sorusuna cevap bekliyorsun... O güne dek, dost bilip bağrına bastığın hiçbir alçak gıkını çıkarmıyor. İtirazı olan olmaz olur mu be!.. Ben itiraz ediyorum ulaan diye bağırmaya başlıyorsun. O kızı, hastayken göğsümde sabaha dek ben pışpışladım... Elinden tutup okula ben götürdüm... ilk genç kızlık fırfırlı eteklerini keyifle dönerek bana gösterdi... Kurda kuşa yem olmasın, ama kimseden de geri kalmasın diye ben debelendim. Bu üç günlük elin sap herifi, kim oluyor da benim kolumu koparıyor, alıp kızımı götürüyor!.. Basbas bağırıyorsun ama sesin çıkmıyor. Gözlerini bir kaşıntı basıyor. Aman ele güne karşı sulanmasın diye EN APTAL VE MUTLU KIZ BABASI SURATINI takınıyorsun. Eşine bakıyorsun o da ağlamakta... Ama üzüntüden mi sevinçten mi belli değil!.. Sanki sırtındaki analık yükünü başkasına devredip biraz nefes almış gibi...''

‘‘Sen de amma hicran yaptın haa!.. Duyan, kızı gelin olmadı da, rahmetli oldu sanacak... Zaten siz gazeteci milleti pireyi deve yaparsınız. Allah'tan benim kayınpeder zamparalık arkadaşımdı da damat olarak böyle sıkıntılarım olmadı...'' dedi Tarık. Osman, biraz böbürlendi.

‘‘Benimki pehlivandı. Bir gece, nişanlıyken nasıl oldu bilmiyorum, iki, üç kadehten sonra kendimi kayınpederle güreşirken buldum. Tabii, gevşek tutup iltimas geçiyorum. Adam, pehlivanmış ama ahı gitmiş, vahı kalmış. Fakat, baktım ki ihtiyarın niyeti kötü... Sert giriyor, domuzlar gibi saldırıyor. Üstelik bizim hanım da gülerek bizi seyretmekte... Yoo dedim, artık şaka bitti. O sıralar filinta gibi delikanlıyım, bilek gücüm mahalleye nam salmış. Önce sert bir elense çekip, ardından kayınpedere çift daldım.''

‘‘Eee, sonra ne oldu?''

Osman, keyifli bir duman saldı sigarasından.

‘‘Ne olacak, önce bizim hanımı başaşağı gördüm. Sonra da odanın duvarına çarparken kafamdan ve belkemiğimden çatırt diye sesler geldiğini anımsıyorum. Ben ayağa dikilene kadar nikahı bir hafta ertelettikti... Aynı numarayı benim damada çekmeyi düşündüm. Ama kazık herif, benim ikim gibi... Ben de zurna edip, rezilini çıkarmak için bir gece onu meyhaneye davet ettim.''

‘‘Damat, Leyla gibi oldu mu?''

‘‘Olmuştur herhalde. Ama ben hatırlamıyorum. Yalnız beni sırtına alıp evin merdivenlerinden çıkardığını hatırlıyorum.''

Ben bu kayınpeder muhabbetine katılmadım. Çünkü, benimki ağır makineliyi sırtlayıp hücuma kalkan, İstiklal Savaşı gazisi subay-öğretmen ünlü Deli Arif Bey'di. Her zaman benden gençti. Beni, tavlada yendiği zaman attığı keyifli naralar hala kulağımdadır.

‘‘Artık nerdee bizim gibi damatlar?.. Haydin be kayınpederler içelim!..'' dedim. Keyifle içtik. Ama Tarık keyfimize pek katılmadı. Damatlara verip veriştirmemizden pek hoşlanmamıştı anlaşılan.

‘‘Gecenin başından beri haybeye ağlaşıp duruyorsunuz. Sanki haramiler basmış da kızınızı kaçırmış. Aslında kızı verirken göbek bile atıyorsunuz. Ama bu feryatlar erkekliğe yoğurt sürdürmemek için!..'' Ben:

‘‘Hösst!'' dedim, Osman, bir şey demedi ama patlıcan tavayı bu kez pilakinin içine düşürdü.

‘‘Kızı, genç yaşta verip derdinden de, masrafından da kurtuluyorsunuz. Kız babalığı, aslında yarım babalık. Ama oğlun ne kadar büyürse büyüsün, derdi yine sana düşer. Üstüne bir de gelinin sorumluluğu biner.''

‘‘Haydi be!.. Babaları, oğullarını adam edemedikleri için apar topar evlendirirler. Aman oğlum evlenip adam olsun diye elin kızının başını yakarlar!..''

Muhabbetin tadı iyice kaçmıştı. Osman'ın zaten canı burnundaydı. Tarık da fena alınmıştı. Alındı mı laf altında kalmazdı. Ben ise ortalığı sakinleştirmek için deli gibi komik bir fıkra düşünüyor ve her zamanki gibi hatırlayamıyordum.

‘‘Heey babalar!.. Babalanmayı bırakın da şu kavunun tadına bir bakın... Hormon icat olalı on yıldır böyle bal gibisini yememiştim vallahi!..''

Kavuna kimse yüz vermedi. Uzunca bir sessizlikten sonra Tarık, rakısını dipledi ve ikimize şöyle bir tepeden bakış atıp;

‘‘Ben onu bunu bilmem arkadaş... Zaten erkek adamın erkek evladı olur!'' dedi.

Ben iki kişiye karşı tek başıma çok dövüştüm. Ama hayatımda ilk kez, başkasıyla birlik olup tek kişiyi dövüyordum. Çünkü Tarık, ikimizden de birkaç yaş gençti ve hala halter, malter yapıyordu hıyar.

Ben tutarken Osman, Tarık'ın ensesine hem şamarı çekiyor, hem de ‘‘Damat aşkına bir de sen patlat!'' diye naralanıp beni aşka getiriyordu.

***

Dün sabahın köründe, yatak odasının kapısı pat diye açıldı. İki yaşındaki torunum Aliyeska, paytak paytak koşturup odaya daldı. Kızım, Amerika'dan ziyaretimize gelmişti. Torunumu son gördüğümde birkaç aylık bebekti. Şimdi gözlerinden kahkahalar fışkıran, gülünce ağzını kulaklarına değdiren bir afet olmuştu. Yatağa atlayıp ‘‘Dedee!'' diye boynuma bir sarıldı, ben bittim. Gözlerim kaydı. Ağzımdan birkaç damla su kızın sarı saçlarına damladı. Kimselere duyurmadan:

‘‘Kız yelloz!.. Ananı verdim ama seni kimselere vermeyeceğim!..'' diye mırıldandım.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle