Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Huysuz Ihtiyar

Bir zamanlar nasil gazeteci olunurdu?

‘‘Ben burada mi calisiyorum abi?’’

‘‘Hayir sen burada calismiyorsun.’’

‘‘Oyleyse ben nerede calisiyorum?’’

‘‘Sen herhalde Yazi Isleri'nde calisiyorsun.’’

‘‘Peki, ben Yazi Isleri'nde ne is yapiyorum?’’

‘‘Sayfa sekreterligi yapiyorsun.’’

‘‘Sayfa sekreteri ne is yapar?’’

‘‘Sayfanin planini cizer. Basliklari, resimleri sayfaya yerlestirir.’’

‘‘Parasi iyi midir?’’

‘‘Uuf!.. Maasini tasimak icin aybasinda kamyon bile tutarsin.’’‘

‘‘Pekii, Yazi Isleri kacinci katta?’’

‘Ikinci katta... Haydi daha fazla gecikme. Seni dort gozle bekliyorlardir.’’

Delikanli bir kosu gitti. Tam onumdeki karikaturu cinilemeye baslamistim ki, bir kosu geri geldi.

‘‘Ben, Yazi Isleri'nde calismiyormusum abi.’’

‘‘Ya nerede calisiyormussun?’’

‘‘Sordum, onlar da bilmiyor.’’

‘‘Belki de Spor Servisi'nde calisiyorsundur. Sende cok spor yapmis bir adam hali var.’’

‘‘Pek yaptim sayilmaz.’’

‘‘Yapmissindiir... Yapmissindiir... Hele bir hatirlamaya calis.’’

‘‘Eh, ortaokuldayken biraz futbol oynadimdi.’’

‘‘Bak gordun mu, ben sporcu adami gozunden tanirim. Herhalde cok yaman oynuyordun.’’

‘‘3-B ile yaptigimiz sinif macinda bir de gol atmistim.’’

‘‘Tamam iste, sen mutlaka spor servisinde calisiyorsundur. Bir an once git de spor servisi sefini kizdirma. Ters adamdir.’’

Delikanli bir gitti, bir geldi.

‘‘Spor servisinin nerede oldugunu sormayi unutmusum abi.’’

‘‘Bir ust katta, soldaki salon.’’

Bu konusmalar okuyanlara sacma sapan gelebilir. Ama gazetecilerin bas musterileri, boyle super saftorik kisilerdir. Arkadaslardan biri gece meyhanede kafayi bulup,

‘‘Seni pek sevdim delikanli, cok kulturlu ve zeki birine benziyorsun. Seni gazeteye aldim. Yarin gel ise basla.’’ diye hava basmis ve bana iyilik olsun diye de,

‘‘Yarin sabah Oguz Bey'i gor. O sana yapacagin isi gosterir.’’ diye herifi benim basima sarmistir. Ben de yuzum tutup,

‘‘Is mis yok... Seni isletmisler kardesim’’ diyemedigim icin (tabii biraz da fesatligimdan) gonderileni baska bir servise postalarim.

*

O gun yemekte Spor Servisi sefi Haydar'la karsilastim. (Ismini ayip olmasin diye degistirdim.)

‘‘Seninkini Kayseri'ye yolladim’’ dedi.

‘‘Benimki kim?’’

‘‘Bu sabah gonderdigin ordek... Icine bayat bir film koyup eline de curuge cikmis bir fotograf makinesi tutusturdum. Git maci cek gel dedim.’’

‘‘Cok acimasiz herifsin be Haydar. O Allah'in garibi yollarda kaybolur, kurda kusa yem olur.’’

‘‘Insallah kaybolur da donemez. Sabahtan beri bir yapisti ensemden sokemedim. Zaten, donerse bu defa Hakkari macina gonderecegim. Ustelik kurtulmak icin yol parasini da cebimden verdim salaga!..’’

*

Iki gun sonraki pazar aksami gazetede kiyametler kopuyordu. Anadolu baskisi bile durdurulmustu. Kimi ajans telekslerine ve telefotoya kosuyor, kimi telefonlara saldiriyordu. Spor Servisi sefi Haydar'in gur sesi salonu inletiyordu:

‘‘Ulan, sana filmleri ucagin pilotuna teslim et, biz Yesilkoy'den aliriz diyorum!.. Nee!.. Makineden filmi cikarmasini bilmiyor musun? O filmleri yakarsan seni dograrim namussuzum. Git bir fotografci dukkáninda cikart ve aksam ucagina yetistir.’’

Hatirlayanlar hatirlar, o gun Kayseri-Sivas macinda sehirlerarasi savas cikmis ve tam 42 kisi olmustu. Olay, yalniz Turkiye'de degil butun dunyada yankilanmisti. Haydar'in basindan savmak icin gonderdigi bizim saf oglan da bu olaylarin gobegine dusmustu. O yillarda Anadolu'daki ikinci sinif maclara muhabir gondermek hayaldi. Zaten tum spor servislerinde 5-6 gazeteci, 2-3 de foto muhabiri calisirdi. Bizim oglan, filmi gondermeyi nasil becerdi bilmiyorum ama, becerdi. Cektigi fotograflar ertesi gun birinci sayfada yayinlandi. Gazetenin birinci sayfasi tamamen Kayseri-Sivas olaylarina ayrilmisti. Fotograflarin flu, titrek ve biraz karanlik olmasi olaylari daha korkunc ve etkili hale getiriyordu. Diger gazeteler fena atlamisti. Ajans haberleriyle yetinmek zorunda kalmislardi.

Babiali birbirine girmisti. Ama bizim saf oglan ortalikta yoktu. 10 gun kendisinden haber alamadik. Bir aksamustu, ust bas perisan ve bir karis sakalla gazeteye geldi. Haydar'in verdigi otobus donus parasini gazeteye ettigi telefona odedigi icin Kayseri'de rehin kalmis. 1-2 gun ac biilac parkta yattiktan sonra otobus parasini denklestirmek icin bir asci dukkánina bulasikci olarak girmis. Geceleri de dukkánda yatmis. Ama dukkán sahibi, kirdigi tabaklarin parasini kesince haftaligi donus biletine yine yetmemis. O da fotograf makinesini satip gelmis. Eski kusak ve eski kafali bir gazeteci olan Haydar, delirecek gibi olmustu. Belki delirmisti de bizden sakliyordu.

‘‘Makinesini satan gazeteci, yarin seyini de satar!..’’ deyip oglani kovdu. Garibi Haydar'a ben postaladigim icin kendimi suclu hissediyordum. Haydar'a yalvar yakar oldum. Nuh dedi, Peygamber demedi. Oglan da suklum puklum gitti.

O ay basi Haydar'i gazetenin patronu cagirdi. Artan tiraj nedeniyle Spor Servisi'ne ovguler yagdirdi. Haydar'a ve fotograflari ceken muhabire birer maas ikramiye verilmesini emrettigini haber verdi. Ayrica muhabirle tanismak istedigini ve onu Spor Servisi'nden Yazi Isleri'ne alacagini soyledi. Haydar yangina dusmustu. Bana kosturup,

‘‘Aman bana su herifi bul!.. Yoksa bittim!..’’ diye inilemeye basladi. Ama oglanin nerede oldugunu degil, adini bile bilmiyordum. Haydar'i,

‘‘Aldirma idare et... Nasil olsa patron iki gun sonra unutur’’ diye teselli ettim. Haydar da patronun her sorusunda,

‘‘Ise cikti efendim... Fener'in Bukres macini takip ediyor efendim’’ gibisinden eveleyip geveledi. Ama patron tutturuklu ve takanakli bir adamdi.

‘‘Sen, benden adam sakliyorsun. Yarin o herifi bana getirmezsen sen de gazeteye gelme!..’’ diye Haydar'a bir ultimatom cekti. Haydar, gazetecilige yillarini vermisti. O yastan sonra Babiali'de yeni bir is bulma sansi yoktu. Biz oflayip puflarken deli Turhan cozum onerdi (rahmetli o sirada Milliyet'ten ayrilmis, bizimle calisiyordu.)

‘‘Yahu Haydar, bu herifi siz bile tanimadiginiza gore, demek patron da tanimiyor.’’

‘‘Evet, tanimiyor.’’

‘‘O zaman niye dovunuyorsun anlamiyorum. Al yanina uyanik bir delikanli, gotur patrona... Kayseri Fatihi iste bu herif de!..’’

Haydar hemen itiraz etti. O, yillarca kimseyi kandirmadan gazetecilik yapmismis. Hem yaptigi sahtekárlik bir gun ortaya cikarsa, alnina surulen lekeyi nasil temizlermis?.. Deli Turhan da,

‘‘O zaman lekesiz bir sekilde git evinde otur!..’’ dedi. Ertesi gun Haydar, uykusuz gecen bir gecenin isareti olarak iki kanli alti mor gozlerle ve yaninda efendiden bir delikanliyla gazeteye geldi. Patron, delikanliyi begenip once adliye-polis muhabirligi verdi. Cocuk, zaten Robert Kolej'i bitirmis, Edebiyat Fakultesi'ne devam ediyormus. Haydar'in esinin uzak bir akrabasiymis. O yillarda mutercimler (cevirmenler) disinda yabanci dil bilen gazeteci parmakla gosterilirdi. Haydar'in hismini bir sure sonra yurtdisi roportajlara da gondermeye basladilar. Delikanli cok basarili oldu. O arada Deli Turhan, Milliyet'e dondu. Haydar, emekli olup Babiali'de kucuk bir matbaa acti. Ben, patronla hirlasip gazeteden ayrildigim zaman Haydar'in hismi Yazi Isleri Muduru olmustu.

*

Bir zamanlar genc heveslilerin onu acikti. Gazeteci olmak isteyen her delikanli yayin yonetmeninin, yazi isleri mudurunun, hatta patronun yanina pat diye cikip derdini anlatabilir ve marifetini gosterebilirdi. Simdi, degil birisini gorebilmek, bir gazetenin kapisindan iceri girmek bile vizesiz Almanya'ya sizmaktan daha zor. Artik diplomalar, insan kaynaklari servisiyle doldurulmus formlar ve testler gecerli. Gazeteci olmak lotaryada 6 tutturmaya dondu. Gazetecileri artik Yazi Isleri Mudurleri, istihbarat sefleri gibi eski kurt gazeteciler degil, bilgisayarlar seciyor.

Ama ben bu yaziyi bu nedenle yazmadim. Ceyrek asir sonra bir aksam Haydar telefon etti. Mutlaka bulusmak istedigini soyledi. Bizim kusak, artik icki icemese bile meyhanede bulusur. Meyhaneye vardigim zaman Haydar'i, bastonuyla bir masanin basinda buldum. (Hafif bir felc gecirmismis.) Masanin ustunde adeta tarihi kazilardan cikma bir fotograf makinesi vardi. Haydar, onundeki bardaktan bir yudum soda icti. Sonra,

‘‘Getirdi pust!.. Makineyi geri getirdi!.. Bizim ordek is tutmus, zengin olmus. Yillar sonra Kayseri'ye gidip makinenin pesine dusmus. Makineyi sattigi fotografcinin dukkánindaki hurdalar arasinda bulup tekrar satin almis. Sonra da beni bulmus. Matbaaya gelip pat diye makineyi onume koydu. Ben, bu makinenin agirligini tek basima tasiyamam. Onun icin seni cagirdimdi!..’’ dedi.

O sirada elinde Poloraid fotograf makinesi olan bir delikanli,

‘‘Bir hatira fotografinizi cekeyim mi abiler?’’ dedi.

X