Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Huysuz İhtiyar

Önsezilerinize inanın!

Sigaramdan bol dumanlı bir nefes çektim ve,

‘‘Bu gece, burada içimizden biri öldürülecek!..’’ dedim. Adımız mizahçıya çıktığından arkadaşlar yine nükte yaptığımı sanıp gülüştüler.

‘‘Ne duygusuz heriflersiniz yahu!.. Ben, burada bir cinayet işlenecek diyorum siz gülüyorsunuz.’’

Matbaacı Fehim dalgasını geçti.

‘‘Sen 60'ı geçtin ama karaciğerin 70'i geçmiş. Daha üç dubleye bile dayanamıyor, seni zırvalatıyor.’’

Eski spor yazarlarından Cenap da,

‘‘Eee söyle bakalım, kim kimi öldürecekmiş?’’ diyerek Fehim'e katıldı. Sigaramı tekrar nefesledim ve bütün ciddiyetimle,

‘‘İçimizden biri, içimizden başka birini öldürecek!..’’

Ressam Selahattin homurdandı:

‘‘Muhabbetin tadını kaçırmadan kes artık şu tatsız şakayı. Bizim gibi 40 yıllık dostlar birbirlerini ne sebeple öldürsünler ki?’’

‘‘Cinayet için her zaman bir sebep vardır.’’

‘‘Örneğin yıllardır sevdiğim, saydığım, kötü günümde hep yanımda bulduğum ve kardeşten öte bildiğim Fehim'i öldürmem için tek sebep göster.’’

‘‘Tek değil, istersen beş sebep gösterebilirim. Birincisi, Fehim sana yaptırdığı ambalaj resimlerinin parasını baskısını yaptığı firmaya fatura ediyor. Sonra 'Ancak bu kadar para koparabildim Selahattin'ciğim!..' diye firmadan aldığı paranın yarısını sana veriyor. Yani, yıllardır seni soyup duruyor.’’

‘‘Fehim öyle bir şey yapmaz!..’’

‘‘Nah, işte yüzü burada!.. Yapıp yapmadığını niye sormuyorsun?’’

Biz, Babıali'de beraber büyümüş, birbirini çok seven, yıllar sonra bile arada bir toplanıp birkaç kadeh içerek hasret gideren 4 arkadaştık. Bu gece, eski bir futbolcu ve gazeteci olan Cenap'ın evinde toplanmıştık. Cenap bekárdı ve evi boştu. Bu nedenle yemekten sonra sayısı 10 bin liradan sabaha kadar bağıra çağıra blum oynamayı düşlüyorduk. Ama aramızda soğuk bir rüzgár esmeye başlamıştı nedense... İçimde kötü bir şeyler olacakmış gibi bir duygu vardı. Ressam Selahattin'in rakıyı hürp diye diplemesinden Fehim'e fena bozulduğu anlaşılıyordu. Onu teselli ettim.

‘‘Takma kafanı be Selahattin'ciğim, birbirini seven arkadaşlar arasında olur böyle ufak tefek şeyler... Zaten, sen de bir zamanlar Fehim'i tongaya bastırıp bilmeden intikamını almıştın.’’

Fehim, yalancı dolmayı ağzına götürürken eli havada kaldı.

‘‘Ne tongasıymış bu?’’

‘‘Önemli bir şey değil canım...’’

‘‘Kıvırtma da anlat... Neymiş bu tonga?’’

‘‘Sonolin diş macununun afişi... Hani kompozisyonunu Selahattin yapmıştı.’’

‘‘O afişi ben basmadım ki... İşi matbaacı Artin'e verdilerdi.’’

‘‘Ben de aynı şeyi söylüyorum işte... Aslında işi sana vereceklerdi ama Selahattin araya girip 'Fehim'in elinde çok iş var. Makineleri de eski olduğu için 21 bin baskıyı yetiştiremez' diyerek işi Artin'e kaydırdıydı. Büyük işti doğrusu!.. Ama oğlanın günahını almayayım. Artin'den kaç para komisyon aldığını tam tamına bilmiyorum.’’

Fehim, bir şey söylemedi ama Selahattin'e öyle bir baktı ki, uzay filmlerindeki tabancalardan fışkıran ışınlar yanında mum alevi gibi kalır. Selahattin, buz mavisi gözleriyle Fehim'e daha da kötü baktı. Benim bile üstüme bir üşüme geldi. İçimdeki 'kötü bir şeyler olacak' duygusu giderek artıyordu. Allah'tan Cenap araya girdi zorlama bir neşeyle;

‘‘Yahu, Milat'tan önce olmuş bitmiş işleri şimdi kaşımanın ne alemi var!.. Hükümet bile 20 yılda 4 kere af çıkardı. Ellerimle yaptığım şu piyazın hatırını bile daha sormadınız.’’

Ben de hemen Cenap'ın yardımına koştum:

‘‘Affetmek en yüce insancıl duygudur. Bizim gibi yıllanmış dostlar sebep ne olursa olsun birbirini affetmeli. Cenap bile seni affetmişti Selahattin!.. Sen de Fehim'i affedersin olur biter.’’

Cenap bir an duraladı.

‘‘Selahattin bugüne kadar affetmemi gerektirecek bir şey yapmadı ki onu affedeyim.’’

‘‘Eski nişanlın Arzu'dan söz ediyorum canım...’’

‘‘Ne olmuş Arzu'ya?.. Biz onunla yıllar önce ayrıldıktı.’’

‘‘Niye ayrılmıştınız?’’

‘‘Futboldan nefret ediyorum diyerek benimle maçlara gelmiyordu. Sinemaya, tiyatroya gitmiyordu. Hababam 'çok meşgulüm' deyip benimle akşam yemeğine bile çıkmıyordu.’’

‘‘Tabii, kızcağız her gün başkasıyla buluştuğu için çok meşguldü.’’

‘‘Sen ne diyorsun be!..’’

‘‘Seni boynuzluyordu diyorum.’’

‘‘Kiminle?’’

‘‘Bizim Selahattin'le!.. Hatta, Selahattin birkaç kez benim evin anahtarını bile almıştı.’’

Cenap ayağa fırlayıp Selahattin'in yakasına yapıştı:

‘‘Doğru mu ulan bu?’’

Cenap, yaşlanmıştı ama hálá güçlü kuvvetli dev gibi bir herifti. Futbolcuyken de kırıcılığı namlıydı. Solbek oynarken birçok sağaçığı hastanelik etmişti. Bizim sıska Selahattin'i iki lokmada ham yapardı. Fehim'le fırlayıp Cenap'ı göğüsledik.

‘‘Arkadaşlar, bunca yıllık kardeşliğimiz hatırına aramıza karı ve para meselesi girmesine izin vermeyelim’’ dedim. Selahattin masadan kalkıp,

‘‘Ben gidiyorum’’ dedi. Cenap hálá yatışmamıştı.

‘‘Bana bu işi açıklamadan bir yerlere gidemezsin!..’’

Ben, ite çekeleye Cenap'ı yerine oturttum.

‘‘Açıklanacak fazla bir şey yok Cenap'çığım. Selahattin nişanlına aşık oldu. Sana söyleyecekti ama korktu. En iyi arkadaşın tarafından boynuzlanmış duygusunu taşımana gerek yok. Arzu, Selahattin'in meteliksiz takımından olduğunu anlayınca zaten onu da Fehim'le boynuzladı.’’

Fehim,

‘‘Yalan!.. Ben bir şey yapmadım.’’ diyerek ayağa fırladı.

‘‘Sen şimdi bana yalancı mı diyorsun?.. Kıza Franguli'den taksitle elmas tek taş yüzük aldığın da mı yalan?.. Kefil olarak beni gösterdiğin de mi yalan?’’ diye babalanıp Fehim'in üstüne yürüdüm. Ama Selahattin benden önce davranıp,

‘‘Ulan ırz düşmanı!..’’ diyerek Fehim'in üstüne atladı. Yerde yuvarlanıp boğuşurlarken Selahattin, elindeki çatalı Fehim'in gırtlağına saplamaya çalışıyordu. Fehim de rakı şişesiyle Selahattin'in kafasına vuruyordu. İçimdeki kötü önsezi iyice artmıştı. Arkadaşlarımdan biri mezara, biri hapise gidecekti bu gidişle... Cenap'la yetişip kavgayı ayırdık. Cenap, çocukları ayırırken ikisine de birkaç tane patlattı tabii... Selahattin'in alnının ortasında bir ceviz peydahlanmıştı. Fehim'in de çatal girdiği için burnu kanıyordu. Eski güzel anılarımızdan söz ederek arkadaşlığı yücelten uzun bir konuşma yaptım. Havayı iyice değiştirmek için de onları yalvar yakar bluma oturtmaya razı ettim. Birinci partiyi her zamanki gibi Cenap kazandı. Ama herif bir türlü yatışmak bilmiyordu. Araya laf sokuşturuyor, káğıt atarken elini güm diye masaya vuruyor, káğıt açarken Selahattin'e ayıp el işaretleri yaparak oyunun tadını kaçırıyordu. Sonunda dayanamadım.

‘‘Selahattin seni o kızdan kurtararak aslında iyilik ettiydi. Ama sen oğlanı ihbar edip hapse attırdın.’’

Selahattin DİSK ve TİP'in afişlerini çizdi diye 12 Eylül sonrası Selimiye Kışlası'nda birkaç ay konuk edilmişti. Cenap,

‘‘Sen bana muhbir mi diyorsun be!..’’ diyerek celallenip yerinden fırladı. Ama üçümüz de ayağa kalkınca gözü yemeyip duruladı.

‘‘Siz karikatürcülerin adam karalamakta üstünüze yoktur. Selahattin'i benim ihbar ettiğimi ispat et!..’’

‘‘İspatı çok kolay... O afişleri, Selahattin değil ben yapmıştım. Sen, onları masamda görünce 'Bizim Selahattin çizmiş. Fikrimi almak için de bana getirdi' demiştim. Yani, o afişleri Selahattin'in yaptığını zanneden tek Allah'ın kulu sensin!.. Zaten, kardeşin de emekli olmadan önce MİT'te çalışmıyor muydu?’’

Selahattin masaya bir tekme attı. Fehim, şişesini kapıp Cenap'ın üstüne atladı. Cenap, Fehim'in kanayan burnuna vururken Selahattin de Cenap'a çift daldı. Hepsi birden sille tokat yerde debelenirlerken de cereyanlar kesildi. Ve ortalık karanlığa boğuldu. Ben, karanlık odanın bir köşesine çekilmiş içimdeki ölüm habercisi kötü duyguyu bastırmaya çabalıyor ve,

‘‘Geçmiş güzel yıllarımızın anısına birbirinize kıymayın arkadaşlar!..’’ diye yalvarıyordum. Gürültü, küfür ve inleme sesleri bir süre sonra kesildi. Bana çok uzun gelen bir sessizlikten sonra pencereden giren ay ışığının yarı karanlığında karşımda üç siluet gördüm. Önce çeneme bir yumruk yedim. Ağzımdan protezim uçtu. Sonra, oturak yerime sivri bir şeyler saplandı. Daha sonra da kafamın içinde bir dinamit patladı ve kafa kemiklerimin çatırtısını stereo-fonik olarak duydum. Birden her yer ışık içinde kaldı. Belki elektrikler gelmişti ama ben hiçbir şey göremiyordum. Kendimden geçmeden,

‘‘Ben, size bu gece içimizden biri cinayete kurban gidecek demedim mi?’’ diye mırıldandığımı hatırlıyorum.

X