Gündem Haberleri

    Hürriyet Treni az önce bu manzaranın içinden geçti

    Emel Armutçu
    20.05.2011 - 19:25 | Son Güncelleme:

    Hürriyet Hakkımızdır Treni’yle Gaziantep- Diyarbakır’a doğru saatlerdir yol alıyoruz. Az önce Malatya Elazığ arasında, baraj gölünün üzerindeki Fırat Köprüsü’nden geçtik, heyecan verici bir manzara ve deneyimdi.

    HÜRRİYET TRENİ'NDEN FOTOĞRAFLAR

     

    Sabah dokuzdan beri Gaziantep-Diyarbakır arasında, uzun bir demiryolu üzerindeyiz; sallandıkça sallanarak yol alıyoruz.

    Biz kim miyiz? Hepsi de uzunca sayılabilecek bir süre için geride önemli bir şeylerini bırakıp “iğneyle kuyu kazmak için” kendini Anadolu -demir-yollarına atan 80’e yakın insan, Tren İnsanı. <ı style="mso-bidi-font-style: normal">(Üçüncü Hürriyet Hakkımızdır yolculuğu bu; doğal olarak böyle bir “tür” oluştu)

    Kimi steril ofisini, kimi tozlu ama çok sevdiği tiyatro sahnelerini, kimiyse geniş ve havadar futbol sahalarını bıraktı geride, trenimize doluştu. Türkiye’nin 7 bölgesinden 25 şehirde durmak, kadın ve erkeklerle, gençlerle, özellikle çocuklarla buluşmak, haklarını hatırlatmak, ne istediğini sormak, bir şeyler öğretmek, öğretirken öğrenmek için…

    Deli filan değiller; her türlü siyasi yaklaşımdan, ondan ya da bundan olma tarafgirliğinden, kişi ya da kurumlara yüklenen imajlardan, gizli ajandalardan azade, yol alıyor, “iş” yapıyorlar.

    Ulaşabildikleri kadar denizyıldızını denize geri göndermek istiyorlar sadece.

    *

    Kimi Bodrum’daki sevgilisini deli gibi özlüyor; akşamları yol alırken ne kadar aşık olduğunu anlatarak gidermeye çalışıyor özlemini. Kiminin Anadolu şehirlerine ilk yolculuğu bu; her gün işlerden arta kalan zamanda daha ne kadar çok yer keşfedebilirim telaşında…

    Kimi, “çocuklar çok yoruldu, Tatvan’daki tatil günümüzde trende bir fasıl gecesi organize edeyim, herkese moral olur” planları yaparken, birileri “yarın gelecek misafirleri nerede yatıracağız, havaalanından kaçta alıp bırakacağız” hesabında…  

    Aramızda, ilk şiir kitabını yayınlamış olmanın heyecanını yaşayan Demiryolcu bir arkadaşımız var. Köz Mavisi kitabının adı. Rastgele bir sayfadan seçtim, şöyle diyor:

     

    İçi geçmiş bir Çigan müziği

    Islık ıslık dolaşırken bedenimde

    Yağmura sırnaşık sonbahar

    Çıkıp gidiyor içimden

    Ruhumda coşku dolu

    Bir Varyeteyi bırakıp

     

    Çoğu kompartımanını kapanmış kitap okuyor; ne malum kapalı kapısının ardındaki pencereden içinden geçtiği manzaraya bakıp da düşüncelere dalmadığı? Akşam Diyarbakır’a vardığımızda bakalım Yemekli Vagon’da chil out mu hakim olacak bu kez, Ahmet Kaya mı? Bazen doğaçlamalar da oluyor ki tadından dinlenmez!

    Tren giderken siz de içinde yol alabiliyorsunuz ya, az önce birini ararken kompartımanlardan birinde Zil Zurna ekibine rastladım, dört kişi bir araya gelmiş Büyük Ev Ablukada’yı terennüm ediyorlardı.

    Tembellik edenler de var elbet, hak ettiler. Ama toplu halde Konferans Vagonu’na doluşup film izleyenlere karışırlar az sonra. İnanmayacaksınız, trende ders çalışan bile var.

    *

    Biz böyle bir türüz işte. Henüz 9’uncu durağımızı bıraktık geride, Diyarbakır’dan sonra 15 durağımız daha var; yeni anılar biriktireceğimiz, tren pılı pırtısının arasında evimize götüreceğimiz. Samsun’da Murat Dölek adlı kadri bilinmemiş gerçek sanatçının getirdiği kırmızı “kalpkumbara” mesela, öyle bir kumbara ki içine (para değil) mektup atacağınız bir deliği var ama açacak yeri yok. Murat’ın söylediğine göre, yazılan duygular ancak bir kalp kırılınca ortaya çıkabilirmiş. Ben içine henüz bir duygu atmaya cesaret edemedim. Yine de ziyaretine gittiğimiz şehirlerin çocuklarının resimleriyle birlikte taşıyoruz onu da trende. Taşıdıklarımız arasında, Türkiye Ne İstiyor? sorusuna verilen cevaplar da var ve dahakimbilir neler neler…

    Şimdi, biz kimiz? sorusuna daha net bir cevap da verebilirim:

    DASK var mesela, her şehirde, içini bir evin odası gibi döşediği simülasyon vagonunda, 7,4’lük Marmara Depremi’nin Sakarya’da hissedildiği şekliyle yeniden yaşatıyor, deprem anında ne yapılması gerektiğini anlatıyor, her gün durmadan.

    Pınar Kido Çocuk Tiyatrosu oyuncuları, her gün Tiyatro Vagonu’nun “perdelerini” Nasreddin-İnadın Sonu oyunu için açıyor.

    Türkiye Futbol Federasyonu, HERKESiçinFUTBOL etkinliklerini için Tren’de; bir bakıyorsunuz bir istasyona kız çocuklardan oluşan takımları gelmiş, bir başkasına engelli oyuncuları…

    Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, sessiz sedasız kuruyor perona oyun alanını, etrafında topladığı çocuklarla “haklar atölyesi” düzenliyor.

    CNN Türk burada, DHA burada, Işıltur her türlü organizasyonumuz için koşturuyor, Zil Zurna’cılar çocuklarla “kendi kendini çal” oyunu oynuyor. En eğlencelisi onlarınki; bir çeşit perküsyonla terapi, yaratıcılığı geliştiren bir atölye…

    Bir de geniş geniş mutfaklarını geride bırakıp daracık tren mutfağında İstanbul’daki yemeklerimizi özlemeyelim diye günde üç öğün koşturan –yani hiç oturmayan- Tama Mutfak çalışanları var. Tabii TCDD’nin bilgili, medeni ve çalışkan elemanları.

    Ve Hürriyet ve Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası ekibi; bu yıl üçüncüsü gerçekleşen Hürriyet Hakkımızdır yolculuğunda, muhtarları topluyor Konferans Vagonu’na, seminer veriyor.

    *

    Hürriyet Treni’nin içi ve dışarıda yaptıkları, dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz tam olarak; klişe deyişle, yaşanır. O yüzden bu sabahtan beri yaptığımız gibi, Gaziantep-Diyarbakır arasında uzun bir demiryolu yolculuğuna çıkmak gerekebilir. İnsan geçtiği yerleri uzun uzun görsün, içine sindirsin, bir de iç yolculuğu yapsın, konuşmadan ya da karar vermeden önce iyice bir düşünmeyi hatırlasın diye.

    Demiryolculuk böyle bir şeydir.

     

    Neyse, diyorum ya sabahtan beri sallanarak gidiyoruz.  Bizim Hürriyet kurumsal ve yazıişleri ofisi olarak kullandığımız Salon Vagon’da bir demiryolu haritası asılı. Bakıyorum, Gaziantep’ten Diyarbakır’a, Suriye’ye yakın bir güzergahtan kısa sayılabilecek bir yol var, ama biz kulağımızı tersten gösterircesine dolanarak gidiyoruz.

    Başpınar, Akçagöze, Narlı… Yahu bu Narlı geçen gece “Türkiye’nin en iyi dondurması burada” diye durduğumuz ve dondurma alarak yola devam ettiğimiz istasyon değil mi? Cevabı elinde dondurma paketleriyle koşarak treni yakalamaya çalışan Tren İnsanlarının görüntüsü veriyor. Sanırsın arabamızla Moda’ya Ali Usta’ya uğramışız; bu tren tren, tam 15 vagondan oluşan 350’ye yakın metre uzunluğunda kocaman bir şey, üstelik burası durağımız değil, biz Diyarbakır’a yetişmek zorundayız, koşun.

    Sonra, Gölbaşı, Akçadağ üzerinden Malatya’ya geliyoruz. Daha iki gün önce Malatya’da değil miydik? Evet. Burada su, mazot gibi zorunlu ihtiyaçlar için mola, sonra Battalgazi, Fırat, Kuşsarayı, Yolçatı üzerinde Elazığ’a varacağız daha, ardından Kürk, Gezin, Ergani gibi durakları pas geçerek Diyarbakır’a ulaşacağız.

     

    Durduk. Bu kez zorunlu değil gönüllü. Fırat Köprüsü’ndeyiz. Sağımız solumuz, aşağımız baraj. Türkiye demiryollarının en güzel görüntülerinden birinin içindeyiz.Fotoğraf çekilecek. Bu yüzden fotoğrafçı arkadaşımız Mert Çağıl Türkay’ı önceden “makine”ye, yani lokomotife makinistimizin yanına göndermiştik. Eminim çok heyecanlıdır, öyle herkesin girebileceği bir yer değil orası, trenin en kutsal bölümü. İçeriden geçilmiyor ve tren durana kadar da geri dönülemiyor.

     

    Bu manzarayı ilk kez sizinle, anında paylaşıyoruz.

     

    Sonuç olarak bu yolculuğumuz, 12 saatten uzun sürecek. Siz de benim gibi diyeceksiniz ki, niye kısa yoldan değil de uzunundan gidiyorsunuz? Çünkü öyle bir yol yok. Bizim vagondaki harita, TCDD’nin 2023’e kadar gerçekleştirmeyi planladığı projeleri anlatan “10 bin kilometre hızlı tren” haritası. Yani yok ama olacak bir gün.

    Neyse daha çok varmış; siz siz olun 2023’e kadar, yani trenler de hızlanmadan Türkiye’ye ve yaşadığımız gerçeklere bir de demiryolundan tanıklık edin. Manzaralar çoğunlukla güzel ama düşündürüyor da… Böylece belki görülenler sindirilebilir, anlaşılır ve seyredenlerin sayısı azalırken, “iş” yapanların sayısı artar.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı