Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hürriyet Towers 3 yılbaşı partisi…..

Bildiğiniz üzere ne zaman Hürriyet binasına gitmem gerekse beni alıyor bir panik hali…

Bakmayın deli dolu gözüktüğüme, insan sayısının çok olduğu yerlere, partilere, düğünlere, davetlere katılmam gerektiğinde kasım kasım kasarım kendimi.

 

Yine bu ruh haliyle, elimde meşhur şurubum, ayağımda partinin onuruna aldığım yeni çizmelerim, başladım merdivenleri tırmanmaya… Merdivenleri debelenerek çıkmayı başardıktan sonra, bir sütuna yaslanıp önce biraz soluklandım ve bu gecenin sonunu acaba getirebilecek miyim diye kara kara düşünmeye başladım.

Nedeni ise şu: Çizmeleri aldığım dükkan bana, ben de ayaklarıma kazık atmıştım.

 

Aman Allah’ım! Bir çizme bu kadar mı rahatsız eder insanı? Sana, salaklık bile iltifat olacak Ayşe. Alırken bunların ne mok olduğunu hiç mi anlamazsın? Hadi onu anlamadın, böyle özel bir geceye, zaten kendini kasmaktan eklemlerin paraliz olmuş iken, tutup bir de yeni aldığın üzerinde daha önce tecrübe etmediğin çizmeleri nasıl giyersin?

 

Meşhur şuruptan yarım şişe kadar fondipleyip asansöre doğru tam adım atmıştım ki, bir baktım karşımda Ayşe ve Alya..

 

Ayşe’yle ayak üstü biraz sohbet ettik, biraz rahatladım ama beni esas rahatlan Alya oldu. Görmeniz lazım, maşallah bıcır bıcır kıpır kıpır yerinden durmayan, gözleri fer fecir oynayan bir kız çocuğu.

 

Alya bana hemen lafı yapıştırdı:


-
  Niye geldin buraya, bak biz gidiyoruz parti bitti, geç kaldın geç..

 

Ayşe bana kaş göz yaptı, durumu anladım. Bakmış Alya’nın gitmeye niyeti yok ve tırmanmak üzere gözüne kestirdiği hala beş on yer var, ancak parti bitti diyerek kandırabilmiş Alya’yı…

 

“Alya’yı uyutabilirsem geri gelirim” dedi ama benim tanıdığım Alya Ayşe’yi uyutur. Neticede de zaten gelemedi.

 

Asansörde ikiye bastım ve barın olduğu kata indim. Uzaktan bir bakış atıverdim kimler var diye. Aman Allah’ım kimler yok ki…..

 

Patronlar, Hürriyet’in, Kelebek’in tüm yazarları cap canlı karşımda.

 

Vakit kazanmak için bir beş dakika, her zamanki numaramı yaptım. Elimce cep telefonu, karşımda hayali bir insan, kendi kendime, “Aa öyle mi oldu? Hımmm, yok artık. Hay Allah..” gibi konuştum durdum. Benim bu halimi gören Melis Alphan, gelsene diye işaret etti.

 

“Dur” dedim, “Çok önemli bir konuşma yapıyorum. İki dakkaya yanındayım.” Arkamı döndüp, yine yarım şişe şurubumdan lüplettim, arkadan üç derin nefes sonrasında kendimi buldum barda…

 

Bacaklarım istek dışı çarliston yaparlarken, herkesle öpüştüm merhabalaştım, her zamanki gibi çok şeker ve samimiydi herkes.

 

Bana ikram edilen bir bardak şarabı da götürünce, bu sefer fazla rahatladım, öpemediğim kim varsa gittim teker teker öptüm. Bir de gevezelik vurdu mu beni?

Sedat Ergin’e tüm hastalık seceremi döküverdim.

 

Patronum Fatih Çekirge’ye “Kilo mu aldınız?” dedim.

 

Melike Karakartal’ı ayağındaki hugları bana vermesi için taciz ettim. “Ayaklarım kırkbir numara şekerim, beter olursun, ayağındakilerin kıymetini bil” dedi.

 

Tam bar ortamına alışmıştım ki, bir anda herkes topluca ayağa kalktı.

 

Ahmet Hakan’a, “Hayırdır parti bitti mi?” dedim. “Saçmalama, hangara gidiyoruz, gazetenin altına. Göksel sahneye çıkacak ya…” dedi.

 

Hangara doğru yola koyulduk, aman arkadaşlar işte benim bittiğim an odur. Hangar gazetenin taa bir ucu benim bu çizmelerle oraya varmam imkansız.

 

Eline alsaydın diyeceksiniz. Oldu diyeceğim. Oktay Ekşi, Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, Fikret Ercan’ın yanında yürüyen ben çizmelerim elimde onlara eşlik edeceğim… Öliyim daha iyi…

 

Yine aldım telefonumu elime,yine başladım hayali dostumla konuşmaya. Melis’e, Melike’ye “Siz gidin, Amerika’yla acil bir görüşme yapıp yanınıza gelirim” dedim.

 

Yarım saat bekledim, tüm koridor boşaldı, hatta Göksel sahneye çıktı, ikinci şarkısına başladı, baktım asayiş berkemal, aldım çizmelerimi elime, koştur koştur vardım hangara….

 

 İçeriye girince, bu sefer de sürüden ayrılmış kuzu gibi kaldım mı tek başıma. İçerisi hınca hınç dolu, her yer karanlık, kimi arasam gürültüden telefonunu açmıyor…

 

Allahtan o sırada dünyanın en tatlı garsonu Hüseyin beni gördü. Halimi anladı bana acıdı, “Gelin” dedi, “Sizinkiler şu masada.”

 

Mutluluktan Hüseyin’i üç kere okudum üfledim, Allah ne muradı varsa versin.

 

Masaya yaklaşmamla beraber, ayağım kaymaz mı? Önce telefonum masanın ortasına, sonra ortada duran bir kadehi yıkarak Ahmet Hakan’ın kucağına uçtu.

 

Çantam telefonumu yalnız bırakmadı, önce bir sağ sonra bir sol, hoooop Melike’ye kondu..

 

Paltomu en son gördüğümde bir yan masaya doğru frizbi hızıyla gidiyordu..

 

Sağ ayağım burkulmuştu, size acımı ve utancımı anlatamam… Gözümden sicim sicim yaşlar başladı mı akmaya...

 

İşte o anda masada herkes beni asla unutmayacağımbir sevgi yumağıyla sarmaladılar.

 

Patronundan, Türkiye’nin en önemli köşe yazarlarına kadar herkesin bana gösterdiği sıcaklık, üzüldüğüm için üzülmeleri, işi espriye vuran egosuz insan halleri, bendeki sicimleri çoğalttı..

 

O sırada Göksel Feride’yi söylemeye başladı. Genci, yaşlısı hepimiz ayağa kalktık, el ele dans ettik bu koca yürekli insanlarla. İnanılmaz eğlendik, yeni yıla yeni sevinçlere, yeni beklentilere kadehler kaldırdık…

 

Bende acı falan kalmamıştı, artık o an tek hissettiğim güven, sevgi ve harika bir ailenin içinde olmanın sevinciydi….

 

Ne mutlu bana kikoca Hürriyet ailesine dahil olmuşum……

 

Not: Sizlere şimdiden "iyi yıllar" demedim. Biliyorsunuz aslında perşembeleri  yazım yok ama o günlük iyi dileklerimi size yollamak için sayfamda olacağım....

AİLE ALBÜMÜNDEN

Hürriyet Towers 3 yılbaşı partisi…..

Ertuğrul Bey, ben ve Fikret Ağabey

Hürriyet Towers 3 yılbaşı partisi…..

Ben ve Sedat Bey

Hürriyet Towers 3 yılbaşı partisi…..

Melis, ben ve Fikret Ağabey

Hürriyet Towers 3 yılbaşı partisi…..

Ben, Melike ve Ahmet Hakan

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI