Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hürriyet’te yazmak

ENTELEKTÜEL ol- mak, içinde muhalefet, isyan, itiraz barındırması gereken bir duruş olduğu için, kendini bu vasıfta gören herkes için diz boyu komplekse neden oluyor. Niye mi? Bakın anlatayım.

Özellikle “burjuva aydınları” için, gençken, öğrenciyken, hayat gailesi yokken, düzene, iktidarın her biçimine, hayatın gidişine itiraz etmenin, eleştirel olmanın fazla bir maliyeti olmuyor. Ama sonrasını getirmek zor... Hem mevcut düzen içinde bir hayat kurulacak, hem ilkelerden taviz verilmeyecek... Bu formül, kolay gerçekleştirilebilecek şey değil. Sıkıntı burada başlıyor.

Kendini aşırı ciddiye alan biri değilseniz, sınırlarınızın farkındaysanız mütevazı bir ara yol bulabilirsiniz. İlkelerinizden taviz vermenin kendinize olan saygınızı yitirmenize neden olacağı kanaatindeyseniz, mizacınız, meşrebiniz böyleyse, başarıdan, paradan, puldan iktisat edip aza kanaat edersiniz. Bu “az”ın ölçüsünü de siz koyarsınız. Bu yolu tuttuktan sonra da, gözünüz arkada kalmaz.

Yok, gözünüz yemiyorsa veya bu türden seçimleri anlamlı bulmuyorsanız, her şeye eleştirel bir mesafede durmanın bir gençlik yanılsaması olduğu kanaatindeyseniz, etrafınızdaki düzene ciddi bir itirazınız yoksa... Yine tutunmanın yolunu bulursunuz, “en iyisi döneklik” dersiniz, gene gözünüz arkada kalmaz.

KARTON ŞAHSİYETLER

En kötüsü, güya taviz vermemekte karar kılıp bu kararın sonuçlarına katlanamamaktır.

Bu durumda olanların bir kısmı, içinde bulundukları düzenle mücadele adına reddettiklerinin eksikliğini duymaktan vazgeçemeyip garip bir küskünlük içine girer, fedakârlıklarını ikide bir herkesin gözüne sokmaya çalışırdı. Ama bu, son zamanlarda rastlanılır bir tutum olmaktan çıktı.

Şimdi başka türden bir “burjuva aydını ikilemi” var:

Bazıları basbayağı mevcut düzen içinde konumlandıkları, konfor ve başarıları bu konumlanmaya bağlı olduğu halde, bu uzlaşmayı bir türlü içlerine sindiremiyorlar.İçinde yaşadıkları dünyaya, çağa, topluma sonuna kadar eleştirel bakmak, sadece maddi konforlarını değil, düşünce konforlarını da bozacak bir şey... Bu yüzden göze alınamıyor.

Diğer yandan alelade insanın gönül indirdiği şekilde hayatla uzlaşmış da görünemezler. Onlar ne yaparsa yapsın, hem konforlu hayatları tehlikeye girmemeli, hem de “ilkeli insan” ya da “eleştirel aydın” unvanları hasar görmemelidir.

Büyük hesaplaşmalardan söz etmiyorum, ortalama bir burjuva hayatı sürdürmenin, sıradan bir düşünce konforunun maliyeti olan uzlaşma zemininden söz ediyorum. Ama belki kabul edilmesi en zor olanı da budur. Yani, bu vasatı yakalamak için ne kadar çok taviz vermek gerektiği gerçeği ile yüzleşmektir. Burjuva aydınları, sıklıkla, “yüksek ideal” dünyaları ile bu “pespaye gerçek” arasındaki sert çatışmanın mağduru olurlar.

Bu sert çatışmanın ortasında tutunacak dallardan biri, eleştirellikten taviz verilmediği hissini veren sanal bir dünyaya sığınmaktır. Tüketim toplumuna esir olanların, kendilerine “çokbilmiş” bir tüketim dünyası kurmaları ve bununla avunmaları gibi.

NEDEN YAZDIM?

Şimdi “Nereden çıktı tüm bunlar?” diyeceksiniz.

Şuradan: Öteden beri rahatsız olduğum bu “sanal dünya dayatması” ile Hürriyet’e yazı yazmaya başladığımda bir kez daha karşı karşıya geldim. Sanki onca zaman aynı medya grubunun diğer bir gazetesinde yazı yazarken değil, devrimci bir mücadeleden vazgeçip bu gazeteye yazmaya başlamışım gibi tuhaf bir tepki ile karşılaştım. Muhafazakâr veya solculuk iddiasında ama bu aralar aynı telden çalan bu kafada olanları bilip, tanımıyor, nelerin söylenebileceğini tahmin etmiyor değildim. Ama bu tacizin sür git devam etmesine, karton dünyalarının duvarının bu denli kalın olmasına şaşırmıyor değilim.

Eşten dosttan gelen duyumları vesile ederek, “sanal dünyanın karton şahsiyetleri”ne kendilerine ilişkin görüş ve hislerimi ileteyim, sizlerle de paylaşayım dedim.  

X