"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Hürriyet silah raporu

<B>HÜRRİYET’</B>in ağır abileri klasik masalarına kurulmuş, ortaya da ben diyeyim bambi, siz deyin rengeyiği atıp muhabbeti harlamışlar.

Benim amacım muhabbete iki dakika yancı yazılıp, masadaki güzelliklerden (yiyecek manasında) faydalanmak ve daha sonra sessizce dağılmayı teklif etmek.

Tabii muhabbete katılırmış gibi yapmak da gerekiyor. Bir süre ne konuştuklarını anlamaya çalıştım. Baktım muhabbet ‘Silahlara Veda’ kampanyası.

Masada oturanların bir kısmının silahlı olduğunu biliyorum. Bu yüzden taraflar görüşlerini net bir şekilde belirtmediği sürece polemiğe yol açacak cümleler kurmuyorum. ‘Benim de mantar tabancam vardı; ama yemin ettim 11 yaşımdan beri elimi sürmüyorum’ gibi ziyadesiyle saçma cümleler kurup bir yandan da tıkınıyorum.

***

Biraz karnımı doyurup huzura erince, masayı hareketlendirmek gerektiğine karar verdim. Bu kararı almamda muhabbetin 3 Ekim’le ilgili son derece sıkıcı tespitlere geçilmiş olmasının da etkisi vardır. Kimseden korkum yok, bunu da söylerim böyle...

Neyse, ‘Yahu, ben mi yanlış hatırlıyorum Ertuğrul Bey; siz Ayaspaşa’da elde tabancayla hırsız kovalamamış mıydınız?’ diyerek muhabbeti vakti gelmiş incir gibi patlatıyorum.

Cevap olarak her manaya çekilebilecek fakat Ertuğrul Özkök’ü uzun süredir tanıyanlar için ‘Konuyu kapat’ manasına gelebilecek uzun ve boş bir bakış alıyorum.

Bu genellikle kendisinden bir şey istenildiğinde yaptığı harekettir ya, her neyse...

Örnek diyalog yazayım, konuyu daha rahat anlatabilmek için:

Ertuğrul Bey, hani zam temalı bir konuşmamız olmuştu altı yıl önce...

... (Uzun bakış)

Kapıyı kapatarak çıkıyordum di mi abi?..

Neyse, anladınız işte...

***

Muhabbeti silahtan açmışım ama belli ki Ertuğrul Özkök silahlara veda konusunda gazı vermiş kişi olarak örnekten memnun değil. Bu arada kesinlikle o silahı teslim eden milletvekiline olacak, acayip gaza geldi. Fakat takdir ediyorum, tebrikler...

Bu sefer hazır ortamda da yokken Oktay Ekşi’den yükleniyorum. Yoksa Oktay Bey’in yanında silah tartışması yapmak için bir kere sağlamından çelik yeleğiniz filan olmalı.

‘Hür Portreler’de miydi, yoksa Hürriyet Pazar röportajında mı, şimdi tam hatırlamıyorum fakat Oktay Bey de ‘Yumurtayı 25 metreden vururum!’ demişti di mi?’ diyerek ikinci hakkımı kullanıyorum.

Oktay Bey, bu vesileyle size çalışma arkadaşlarınızı bir kez daha gözden geçirmeniz gerektiğini hatırlatırım. İşi, köşenize silaha hayır logosu koydurtacak kadar ileri götüren bile oldu. Biri de silahınıza karanfil takarak poz vermenizin ne kadar çarpıcı olacağını söyledi. ‘Çarpıcı olur tabii ama Oktay Bey kimi çarpar ben bilmem’ diyerek ağzının payını verdim Oktay Bey... Bu vesileyle tekrar hürmetlerimi ve bağlılıklarımı sunarım...

Oktay Bey, Karadenizli ve silahtan iyi anlayan biri. Pozisyonu itibarıyla silah taşıması da tabii ki gayet doğal. Bakın nasıl tırsmışım ama di mi?..

***

Baktım bu da olmadı, Doğan Hızlan’a dönüp ‘Doğan Bey, sizin de Datça’da bir burunda roketatarla durup ‘Vatan bölünmez, alçaklar!’ diyerek Girit Adası’na ateş açtığınız söylenir’ diyorum ama bunu tamamen sallıyorum. Bakıyorum Doğan Bey gülüyor, devam ediyorum: ‘Beyoğlu’ndaki türkü barlarına Türk Beşleri’nin bestelerinden oluşan CD’lerle de bir saldırı düzenlemeyi düşünmüşsünüz ama bu büyüklükte bir eylemi göze alamamışsınız...’

İkinci espriye pek gülmüyor Doğan Bey... Bu sırada koltuk altında bir kabarıklık olduğunu görüp geri çekiliyorum. Sonradan o kabarıklığın silah değil, Doğan Bey’in kalemlerinin olduğunu gördüm ama iş işten geçmişti...

***

Ertuğrul Özkök, ‘Emin’i de biliyorsunuz tabii... Onun kalemi daha keskindir ama mücavir alanda ateş açtığında epey panik yaratır’ gibi ancak dekoderden geçirirsem manasını kavrayabileceğim bir cümle kuruyor.

‘Ben Emin Çölaşan’la ilgili böyle bir şey yazmam’ diyorum. ‘Ne o, tırstın galiba?’ diyor. ‘Hayır ama Emin Bey’le ilgili benim yanımda ileri geri konuşamazsınız!’ diyorum.

Bir yandan Sedat Ergin’le konuşuyor: ‘Yahu bizim Kanat’a, Emin’in mücavir alanda ateş açması durumunda oluşacak paniği yazmasını söylüyorum, korkuyor. Oğlum, merak etme ben söylerim Emin’e...’

‘Söylemiş oldunuz zaten’ diyorum...

Silahsız günler dilerim. Mücavir alanmış... Emin Abi İstanbul’a geldiğinde yanında söyleyin bakalım kolaysa... Peh!
X