"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Hükümetin skandalda hiç mi kusuru yok?

CEZA Muhakemesi Kanunu’nun tutukluluğa 10 yıl sınırı getiren 252’nci maddesinin 2010’un son günü yürürlüğe girecek olması nedeniyle Türkiye’yi nasıl bir tablonun beklediğini herkes biliyordu. Yargı da biliyordu, hükümet de...

Görüş menzili içinde olan ve adım adım yaklaştığına herkesin tanıklık ettiği bu kaza önlemez miydi? Yoksa arabanın göz göre duvara çarpmasına göz mü yumuldu?
Kaza meydana geldiğine göre enkazın altında kalan kimdir? Hasar tespit raporu nasıl düzenlenmelidir?
SORUNLAR 8 YIL ÖNCE DE VARDI
Hafta başından bu yana sürmekte olan karşılıklı açıklamalara baktığımızda, kimsenin sorumluluğu üstüne almadığını, herkesin sorumluluğu bir başkasına yüklediğini görüyoruz.
Daha önceki bir yazımızda Hizbullah dosyasına öncelik verilmediği gerekçesiyle Yargıtay’ı eleştiri konusu yaptık, ardından açıklamalarını yayımladık.
Bugün projektörlerimizi hükümetin sorumluluğuna çevirebiliriz.
Genel bir saptama olarak, hükümet cephesinden gelen açıklamaların tümünde sürekli olarak yargıya dönük şikayetlerin ortalığı kapladığını görüyoruz. Türkiye’yi tanımayan bir yabancı gözlemci, bu şikayetleri yapan şahsiyetlerin muhalefette değil, 2002 yılı kasım ayından bu yana kesintisiz 8 yıldır iktidarda olduklarını duysa, bu durumu herhalde şaşkınlıkla karşılar.
Hemen altını çizelim: Bugün karşımızda asılı duran sorunların hiçbiri bugüne ait yeni konular değildir. Hepsi 8 yıl önce de vardı. Durum o zaman da çok ciddiydi.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iş başında olduğu geçen 8 yıl içinde bu sorunlar hafiflememiş, aksine artarak, yoğunlaşarak sürmüş, hatta bir bölümü kangrene dönüşmüştür. Hükümetin bu sorunların çözümünde büyük bir farklılık yarattığını söyleyebilmek güçtür.
YARGITAY’IN YARDIM TALEBİ KARŞILANMADI
Bu durumun en açık kanıtını Yargıtay’a giden dosya sayısını azaltmak amacıyla çıkartılan 5235 sayılı Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemeleri Kanunu’nun akıbetinde görüyoruz. Hükümetin AB reformları çerçevesinde hazırladığı bu yasa 26 Eylül 2004 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, 7 Ekim 2004’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yasanın geçici 2’nci maddesi, “Adalet Bakanlığı, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç iki yıl içinde bölge adliye mahkemelerini kurar” diyor. Kurulmuş olsaydı bugün Yargıtay’ın üzerindeki iş yükü belli ölçülerde aşağı çekilmiş olurdu.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in ısrarla sorunun ana kaynağı olarak Yargıtay’ı işaret etmesine karşılık, Radikal’den Murat Yetkin’in dün yayımladığı belgeler hükümetin Yargıtay’a çok da yardımcı bir tutum almadığına işaret ediyor.
Bu belgeler, Yargıtay’ın önce 25 Nisan 2008 ve ardından 27 Ekim 2008 tarihlerinde Adalet Bakanlığı’na başvurarak, birikmiş davaları sonuçlandırmak için acil bir şekilde 3 hukuk ve 3 ceza dairesi kurulması talebinde bulunduğunu gösteriyor. Bu talepler karşılanmamıştır. Karşılanması sorunu tümden çözmese de, belli ölçülerde hafifletebilirdi.
KAZA BİR MADDELİK YASAYLA ÖNLENİRDİ
Davaların uzun sürmesinin temel nedenlerinden biri, hakim ve savcı sayısının yetersizliğidir. Tahminler 3 bin üzerinde hakim ve savcı kadrosunun boş olduğunu gösteriyor. Buradaki sorun kadrosuzluk değil, açık kadroların doldurulamamasıdır. Hükümet bu kadroların doldurulmasında pekala daha etkili bir performans sergileyebilirdi.
Ayrıca, yaşanan Hizbullah kazasını önleyecek masrafsız, çok pratik bir hukuki önlem de vardı. Türkiye’deki uygulamada, Yargıtay’da geçen temyiz dönemi de tutukluluk süresinin içinde değerlendiriliyor. Bu nedenledir ki, Yargıtay, haklarında mahkemenin verdiği müebbet hapis cezası olduğu halde, salt temyiz süresi de tutukluluğa sayıldığından Hizbullah hükümlülerini serbest bıraktı. Oysa AİHM içtihatı bunun tam aksi yönünde.
Hükümet, geçen aralık ayının ortasında TBMM’den “haklarında mahkemece verilmiş mahkumiyet kararı bulunan tutuklu sanıkların temyizde geçen bekleme süreleri tutukluluk süresi içinde sayılmaz” şeklinde bir maddelik bir yasa geçirmiş olsaydı, Yargıtay’ın Hizbullah sanıklarını serbest bırakmasının önüne pekâlâ geçilebilirdi.
Bütün bu faktörleri bir araya getirdiğimizde, hangi mazeretler ve karşı görüşler getirilirse getirilsin, hükümet cephesindeki sorumluluğunun da hafife alınabileceği görüşünde değiliz.
X