Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hükümetin bir yılı

Serdar TURGUT

Mesut Yılmaz -ki kendisi başbakandır- cumartesi günü bir basın toplantısı düzenledi.

Yılmaz hayatında ilk kez kesintisiz 365 gün üst üste başbakanlık yapmış olduğuna kendisi bile inanamaz durumdaydı. Bu nedenle Ankara'da ‘Hükümetin İlk Birinci Yılı’ yazısı neredeyse bir tek Ankara Kalesi'nin üzerine yazılmamıştı.

***

Hüsamettin Özkan -ki kendisi neden sorumlu olduğunu bilmediğim devlet bakanıdır- Amerikan NBA liginde oynasaydı müthiş başarılı olurdu. Adamda inanılmaz bir pozisyon alma yeteneği var. Biliyorsunuz kendisi devlet bakanı olmanın yanı sıra, sürekli, daima ve kesintisiz olarak Bülent Ecevit'in 15 santimetrekarelik varoluş alanı içinde bulunma başarısı ile de tanınıyor. Bu başarısı nedeniyle Hüsamettin Özkan bugün halk arasında çok meşhur olup da neden meşhur olduğu bilinmeyen insan olarak da biliniyor. Anlayacağınız mitolojik bir kahraman olma yolunda hızla ilerliyor. Basın toplantısında da Hüsamettin Özkan'ın yeri yine harikaydı.

İster Mesut, ister Ecevit, ister İsmet Amca konuşsun, kamera muhakkak onlarla birlikte Hüsamettin Özkan'ı da göstermek mecburiyetinde kalıyordu.

Bu müthiş durumu ekranda izlerken Zelig filmi aklıma geldi. O filmde Woody Allen insanlar tarafından o kadar sevilmek istiyor ki, bulunduğu her değişik ortamda o ortamda en sevilecek kişinin fiziğine dönüşüveriyor.

Örneğin Nazi Almanyası'nda Hitler, Küba'da ise Castro oluveriyor.

Acaba dedim bunu düşünürken, gerçekte tek bir Hüsamettin Özkan yok da başka insanlar onun bulunduğu her ortamda ön plana çıkacağını bildiklerinden, onun kılığına girerek mi önümüze çıkıveriyorlar.

Bilmiyorum, bilemiyorum. Hayat bazen çok karmaşıklaşıyor benim için.

NBA meselesine gelince.

Evet, o basketçi olsaydı Amerika'da kesinlikle başarı kazanırdı, çünkü sahada da öylesine bir pozisyon alırdı ki Michael Jordan'ın bile ondan bir saniye kurtulup sayı atması mümkün olmazdı.

***

Size bir şey söyleyeyim mi...

Hayır demeyin lütfen, şurada gaza gelmiş yazıyorum, şevkimi kırmayın.

Ne olur ya, yalvarıyorum.

Mesut Yılmaz'ın -ki kendisi başbakandır- Çevik Bir için ‘‘Bir kamu görevlisi’’ tanımını yapması..

Benim Ertuğrul Özkök'ü -ki kendisi son 100 yılın en seksi erkekleri listesine 11'inci sırada hem de Antonio Banderas'tan bile ön sırada giren kişidir- Hürriyet'te aylıkla çalışan ve yazı işlerinde evrak götürüp getiren işçi olarak tanımlamam kadar mantıki bir olaydır.

Gerçi bordrosuna bakarsanız Ertuğrul Özkök gerçekten bir işçidir ama bu da tamamen başka bir yazı konusu olacak ölçüde zengin ve abuk bir konudur.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

***

Nedenini anlamadım ama basın toplantısında konuşan insanların Çevik Bir adını söylemekten korktukları gibi bir izlenim edindim. Ne var bunda canım.

Eleştireceksen söyle adamın adını.

Şöyle bakın.

Çe....vvvv...

Çe............

Ç....

Olmuyor, yazamıyorum yemin ederim galiba ben de korkuyorum ismi söylemeye.

Hayırdır inşallah...

***

Bu isim vermeden insanı eleştirme meselesine gıcık oluyorum. Düşünsenize, ben mesela şöyle bir tanım yapsam: Dün eve bir kişi geldi. Pazar olmasına rağmen yönetim kurulu toplantısına gider gibi giyinmişti.

Son 100 yılın en seksi erkekler listesinde 11'inci sırada hem de Antonio Banderas'tan bile ön sırada yer almayı başarmanın mutluluğu okunuyordu yüzünden.

Pizzaları yine yedi. Ama yine ‘‘Bu kez de ben ısmarlayayım’’ demedi.

İnsaf artık.

Desem...

Şimdi siz de bana ‘‘Be adam, adını söylesene, ıkınıp kıkınmasana’’ demez misiniz. Sinir oldum bu basın toplantısına ya, yemin ediyorum. Ve evet söylüyorum şunu da bu siyasetçilere... Ikınıp kıkınmayın da ne söylüyorsanız açıkça söyleyin. Yok sıkıyorsa da söylemek o zaman ağzınızı kapamayı öğrenin.

Yetti artık, sıkıldık sizden.

***

Filhakika, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yine muhteşem bir açıklama yaptı.

65 MİLYON İNSAN İÇİNDE FARKLI DÜŞÜNEBİLEN İNSANLARIN BULUNMASININ NORMAL OLDUĞUNU SÖYLEDİ.

Bunu okuyunca gözüm yaşardı.

Hislenmişim elimde olmadan...

Devlet adamlarımızca bu gerçeğin kabul edilmesi ve hatta bunun açıklanması bence çok önemli bir gelişmedir. 21'inci yüzyılda dünya tarihini inceleyenler bu açıklamanın yapıldığı günü Fransız İhtilali ile eş değerde bir gün olarak ilan edeceklerdir. Buna eminim.

Gerçi ben yine de Türkiye'de farklı düşünebilen insan olacağına ihtimal vermiyorum.

Yani Cumhurbaşkanımız teorik düzeyde demokratik bir kuralı dile getirmiştir olsa olsa.

Ama olsun, teorik düzeyde de olsa bunun söylenmesi önemli bir başarı.

***

Başbakan ‘‘Devletin değiştirilemez niteliği ile milletin vazgeçilemez değerleri arasında bir çatışmaya izin vermeyeceğiz’’ dedi.

Lanet olsun.

Bu lafından anladığım kadarıyla yabancı şarap ithalatını katiyen serbest bırakmayacaklar bu ülkede. Hem devlet hem de millet ile bir türlü senkronize olamayan ben ne yapacağım, bilemiyorum bu durumda.













X