"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Hükümet Baykal krizini nasıl aşabilir?

DENİZ Baykal’ı hedef alan tertip Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetini de zor bir duruma soktu. Hükümet, Baykal’ın yaptığı “Komplo hükümet kaynaklıdır” suçlamasını püskürtebilmek için bu tertibin sorumlularını bulmak zorunda.

Ancak failler hiçbir zaman bulunamayabilir. Böyle olması muhtemeldir. Bu durumda, hükümetin kamuoyu karşısında inandırıcılık kazanabilmesi için özel hayatın mahremiyeti ile haberleşme özgürlüğü alanındaki ihlallere hiç olmazsa bundan böyle müsamaha etmeyeceğini etkili bir şekilde hissettirmesi gerekiyor.
Bu alanda Türkiye’de bazı şeylerin artık değiştiğinin topluma gösterilmesi zamanı geldi geçiyor...

TOPLUMDAKİ KORKU DAĞITILMALI

Konu yalnızca Baykal ya da CHP meselesi de değildir. Teknolojiye erişimin ne kadar kolaylaştığı dikkate alındığında, Türkiye’de yaşayan herkes -iktidar ya da muhalefet- görüntüsü ya da konuşmasıyla benzer tuzaklara hedef olabilir. Bu yöndeki atılacak adımlar, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik yolunda gerçek bir hukuk devleti olmasını arzulayan, vatandaşların bireysel hak ve özgürlüklerine saygı duyan, titizlenen her hükümetin zaten üzerine vazife olan görevlerdir.
Bunların başında Türk toplumunun çok geniş bir kesiminin üzerine çökmüş olan tedirginliğin dağıtılması gereği geliyor. Hükümet, bir ülkenin polis devleti haline gelmesinin herkesin telefonlarının dinlendiği değil, herkesin dinlendiğine inandığı zaman başladığı deyişini tersyüz etmelidir.

Türkiye, ne yazık ki artık bu korku ile yaşayan bir ülkedir. Demokrasi ve korku birbirine yakışan kavramlar değil. Ama bugün her ikisi de Türkiye’de birlikte var oluyor. Hükümete düşen ana görev, bu korku havasını dağıtmaktır.

Bunun yolu öncelikle topluma verilecek mesajlardan geçiyor.

BAŞBAKAN’IN VERMESİ GEREKEN MESAJ


Bu mesajı verecek kişi öncelikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Başbakan, burada hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde özel hayatın mahremiyeti ve haberleşme hürriyetinin kutsallığının hükümetinin temel bir önceliği olduğunu kuvvetle vurgulamak durumundadır.

Bu mesaj yalnızca kamuoyunda yeniden güven yaratmak açısından değil, bu konuda gevşek hareket eden, yetkilerini suiistimal eden kamu görevlileri ya da kötü niyetli şahıslar üzerinde caydırıcılık sağlamak bakımından da gereklidir.

Bu sorunun yalnızca hükümet zirvesinden gelecek mesajlarla hallolmayacağı ortada. Vatandaşların özgürlüklerini ihlal eden kamu görevlilerine ya da üçüncü şahıslara hoşgörü gösterilmeyeceğinin, yapanın yanına kâr kalmayacağının gösterilmesi bu caydırıcılığı yaratmanın en etkili ayağı olacaktır.

Türkiye’de mevzuatta bu konudaki boşlukların süratle doldurulması gerekiyor. Bu çerçevede özel hayatın dokunulmazlığını hedef alan ihlallerin hukuki yaptırıma bağlanması şart. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin son dönemde geliştirdiği içtihattan yararlanılabilir.

BİRAZ SİYASİ İRADE YETERLİ...


Atılabilecek bir adım daha var. Hükümetin geçen sonbaharda hazırladığı ancak sonradan rafa kaldırdığı vatandaşlar arasındaki özel konuşmaların, telefonların yasadışı yollardan dinlenmesi ve yayımlanması suçlarına verilen cezaları artıran, ayrıca bunların şikâyete tabi olmaktan çıkartıp savcılara doğrudan soruşturma açma yetkisi veren yasa hazırlığı gecikmeksizin devreye sokulmalıdır.

Ayrıca, vatandaşların haberleşme özgürlüğünü daha sağlam güvencelere bağlamak bakımından Türk Ceza Kanunu’nda da yapılması gereken iyileştirmeler var. Savcıların yasal dinlemelerde telefon kayıtlarının suç iddialarına delil teşkil etmeyen özel hayata ilişkin bölümlerinin ciddi bir şekilde ayıklanması yasada kuvvetli ifadelerle düzenlenmeli, ihlali yaptırıma bağlanmalıdır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ortam dinlemelerine cevaz veren 140’ıncı maddesindeki boşluklar, özellikle de uygulamadaki denetimsizlik bir başka sorunlu alandır. Telefon dinlemeler, Telekomünikasyon Başkanlığı’ndan geçip kayda bağlanırken, ortam dinlemelerinde bu tür bir denetim sistemi bulunmuyor. Bu da son dönemde projektörlerin her seferinde polise çevrilmesine yol açıyor. Yapılacak düzenlemeyle CMK 140’ıncı maddeye belli bir disiplin getirilmesi şarttır. Bu adımların atılması için parasal kaynak ya da ithal teknoloji gerekmiyor. Yalnızca biraz siyasi irade yeterli.

NOT: Dünkü yazımda Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin’in ismini yazarken dalgınlık sonucu yaptığım hata nedeniyle kendisinden özür dilerim. S.E.

X