Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hukuk nedir, ne değildir?

ARTIK iyice kanaat getirdim ki, bırakın “normal yurdum insanı”nı, entel geçinen zevat arasında da “hukukun üstünlüğü” kavramını iplemeyen bir sürü hükümran yalakaları var.

Odatv baskını ile ilgili bazı yazılar midemi kaldırıyor.
Cukkanın insanı insan yapan vicdana bu kadar ağır bastığı bir meslek içinde olmaktan utanır hale geldim.
Bazı arkadaşları yolda gördüğümde yol değiştiresim geliyor. Hele hele onlara “liberal” demiyorlar mı, sinirlerim iyice ayağa kalkıyor.
Ancak, bugün onlardan bahsetmeyeceğim. Onları Allah’a havale ediyorum.
Bugün hukukun ne olduğunu anlatmak için aklına ve vicdanına saygı duyduğum bir kişinin, bence içine düştüğü bir çelişki üzerinden meramımı anlatmaya çalışacağım.
* * *
Sabah Gazetesi yazarı Sevilay Yükselir’in dünkü yazısına değineceğim. (“Soner Yalçın için neden üzülmedim?”)
Yükselir yazısında şu satırlara yer veriyor:
“Çünkü bu adam ve çetesinden gerçekten nefret ediyorum. Pisler! Pislikler!
Onlarca kez bana karşı kullandılar o kirli kalemlerini. Saldırdılar defalarca.”
Şunları da yazıyor:
“Baktılar ki olmuyor. Bu defa bir kadının canını yakacak en hassas yerlerden girdiler.
Namusumla oynamaya kalktılar. Evli barklı 13 yaşında bir erkek çocuğu sahibi olmama aldırış etmeden alçakça iftira attılar şahsıma. Çok değil, daha üç-beş ay evvel...”
* * *
Belli ki Soner Yalçın ve arkadaşları Sevilay Hanım’a pislik atmaya kalkmışlar. Hele hele “namusuna dil uzatmaları”nı ben de nefretle karşıladım.
Sevilay Hanım Soner Yalçın ve arkadaşlarından nefret etmek için çok haklı nedenlere sahip.
Bir insan olarak canının yanmaması imkânsız! Aksinden şüphe etmek lazım.
* * *
Ancak, eğer bir aydın “hukukun üstünlüğü”nü savunuyorsa yapacağı bir hukuk tartışmasında duygulara yer yoktur.
Hukuk, tıpkı matematik gibi, duygulardan azade bir mantık terazisinde hayatiyet bulur. Nasıl hastasına teşhis koyacak tıp doktoru, acıma-üzülme gibi olumlu duygular dahil, bütün duygularına gem vuracak ve sadece teşhis üzerine odaklaşacaksa, topluma yön veren düşünürler/yazarlar da bütün duygularına gem vurup adalet arayışı (somut belge ve deliller) üzerine odaklaşmak zorundadırlar.
Sevilay Hanım şöyle yazıyor:
“Mutluyum. Çünkü şimdi yıllarca kalemini neden bir silah gibi kullandığının, hizmet ettiği karanlık güç ve düşünceler için tehlike arz eden herkese neden bel altı vurduğunun hesabını verecek adalete!”
Sevilay Hanım Soner Yalçın’ın insanlara “bel altı vurduğu” için gözaltına alındığını nereden biliyor? Bilinen Yalçın ve arkadaşlarının “Ergenekon terör örgütü üyeliği ve bu kapsamda halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçlamasıyla gözaltına alındığı”dır.
Ben de Sevilay Hanım’a ters bir soru sorayım: Eğer, Soner Yalçın ve arkadaşları aklanırlarsa sizin hakkınızda yaptıkları densiz suçlamalar bu sefer de doğrulanmış mı olacak?
Sonra kalkar da; “Sevilay Hanım hakkındaki iddialarımızdan aklandık” derlerse çok daha fazla üzülmek zorunda kalmaz mısınız?
Ne olur, duygularımızdan arınmadan hukuk üzerine yazmayalım!
* * *
Ben, daha önce birçok kez yazdığım gibi; adlarını teker teker bildiğim 2003-2004 döneminde beni dinleten, çocuklarım üzerinden beni tehdit eden, beni uzaktan uzağa gözaltında tutan bazı Silivri komutanları, Odatv grubu ve Zaman Gazetesi’nin yargılanan 23 çalışanı için adalet istiyorum!
Hukuk onlara sahip çıkmazsa ben elimden geldiğince sahip çıkmaya devam edeceğim.
Tıpkı 28 Şubat döneminde Recep Tayyip Erdoğan’a yaptığım gibi!
X