Gündem Haberleri

    Hristiyan terörü mü, zinhar!

    Emre Kızılkaya / Dış Açı
    01.08.2011 - 11:54 | Son Güncelleme:

    Okur Temsilcimiz Faruk Bildirici’nin Norveç haberleriyle ilgili olarak kullandığımız iki başlığa yönelik eleştirisi, bu mutlu Ramazan gününde, “İslamcı terör” ve “Hristiyan terörist” gibi giriftli kavramları düşünmeye itti beni. Biraz Ali Şeriati’ye, biraz Maxime Rodinson’a değinerek...

    Hürriyet Okur Temsilcisi Faruk Bildirici, bugünkü köşesinde, Hürriyet’in, Oslo ve Utoya Adası’ndaki terör saldırılarının ilk gününde “Norveç’in 11 Eylül’ü” ve saldırganın kimliğinin açıklandığı ertesi gün “Hristiyan terörist” şeklindeki başlıklarını eleştiriyor. “Dinler terörle özdeşleştirilemez” diyor.

    Faruk Ağabey’in yazısını dün gazete baskıya girmeden hemen önce gördüm. Söz konusu haberlerde bu iki başlığın kullanılmasında payım olduğundan hemen kendisine ulaştım ve “Bizden niye görüş almadın,” diye sitem ettim.

    Kendisi Dış Haberler Servisi’nin yorumunu sormamakla hata ettiğini kabul etti, istersek yazıya görüşümüzü ekleyebileceğini söyledi. Baskıya sadece birkaç dakika kaldığından kendi ağzımdan ancak şu kısa açıklamayı yollayabildim:

    “11 Eylül başlığı Oslo’daki bir görgü tanığının kullandığı ifadeye dayanıyordu. Hristiyan terörizmi başlığının dayanağı ise Norveç polisinin, terör zanlısını ‘Hristiyan köktenci’ olarak nitelediği resmi açıklamasıydı. Her iki durumda da bir dini terörle özdeşleştirmek söz konusu değil, sadece dini bir kökeni bulunduğu iddia edilen şiddet yanlısı ideolojiler söz konusu.”

    * * *

    Bu kısa açıklamayı biraz açalım:

    Hürriyet, “11 Eylül” başlığını kullanırken, dünyadaki birçok medya kuruluşun aksine saldırıyı alelacele El Kaide’ye bağlamadı. Tam aksine, “olağan şüpheliler” arasında Norveçli aşırı sağcıları da saydı. Ertesi günkü Türk gazetelerinin erken baskılarının hemen hiçbirinde bu unsur yoktu.

    Nitekim Hürriyet ilk haberinde bu tür bir hata yapmadığı için, ertesi gün dünya medyasındaki “El Kaide saldırısı” gibi büsbütün yanıltıcı manşetlerine yönelik eleştirileri de rahatlıkla yayımlayabildi.

    Faruk Ağabey dün bana yolladığı e-postada, “haberin içindeki bir unsur doğru bile olsa, bazen o unsuru başlığa çıkartmanın yanlış olabileceğini” savunuyor. Eğer bir editör haberin ağırlık noktası olmadığı halde bir detayı abartarak başlığa çıkarırsa, Faruk Ağabey’e hak verebilirim. Fakat biz saldırıların ertesi günü şüphelinin portresi netleştiğinde “Hristiyan terörist” ifadesini kullanırken durum böyle değildi.

    Yıllarca “İslamcı terörizmden” bahseden Batılı kitle medyasını şoke eden gerçek, yani saldırganın Hristiyanlık’a bağlılığını vurgulayarak sivillere karşı acımasız bir şiddet uygulamış olması, sadece dünyadaki sayısız medya kuruluşu tarafından vurgulanmakla kalmadı;  en “siyaseten doğrucu” uluslararası haber ajansları bile Norveç polisinin “Hristiyan köktenci” açıklamasını acil koduyla abonelerine duyurmak zorunda kaldı. New York Times ise “Hristiyan aşırılık yanlısı” sözünü tercih etti.

    Kısacası Okur Temsilcimizin bilgi eksikliği de içeren eleştirisine katılmıyor, Hürriyet’in bu konuda hata yapmadığını düşünüyorum. Ancak mesele haber başlıklarındaki sözcük seçimi gibi mesleki bir detayı aşıp sosyopolitik açıdan kaydadeğer bir noktaya kaydığı için, “İslamcı terör” ve “Hristiyan terörist” benzeri ifadeleri bu köşede biraz daha tartışmak yararlı olabilir.

    * * *

    11 Eylül” benzetmesini görünce hemen teröristlerin “İslamcı” olduğunun kastedildiğini düşünenler, bence asıl önyargıya sahip olanlar. Çünkü artık 11 Eylül, bugün El Kaide ve benzeri örgütlerin sergilediği terörün ötesinde bir simgesel anlama sahip.

    Zira bir kavram olarak “11 Eylül” tarihi, herhangi bir ülkeyi bir gün ve hatta günler boyunca felç eden, tüm halkını derinden sarsan, uluslararası düzeyde bir etki yaratan ve genellikle eşzamanlı olarak girişilen birden çok eylemden oluşan her tür terör saldırısı için kullanılır hale geldi.

    Norveç’teki saldırılar, tüm bu kıstasları karşılıyor. Fakat onların, 11 Eylül 2001’de ABD’yi vuran terör saldırılarından farkı, bu kez teröristlerin İslam’ın değil, Hristiyanlığın adını kullanarak şiddete meşruiyet kazandırma çabaları...

    Bu dinleri biraz tanıyan herkes, sözcük anlamı “barış” ile aynı kökten gelen İslam’ın da, “tokat atana diğer yanağını uzatmayı” vaazeden Hrıstiyanlığın da “özünde” şiddeti reddettiğini bilir. Buna karşın her değerler sisteminde olduğu gibi, din ve ideolojiler de belirli unsurları yalıtılarak yahut toptan çarpıtılarak yorumlandığında, her yöne çekilebilir, her amaca hizmet edebilirler.

    Bugünün dünyasında El Kaide ve benzerleri nasıl ki İslam’ı suistimal ederek belirli çıkarlara hizmet eden “İslami değil ama İslamcı” bir şiddet söylemi ve eylemi ortaya koyuyorsa; bir yandan da kendi zıttını, yani Hristiyanlığı suistimal ederek başka çıkarlara (veya aynı çıkarların farklı görünümlerine) hizmet eden Anders Behring Breivik gibilerini besliyorlar.

    Bu nedenle Breivik’in 1500 sayfalık “dini değil ama ideolojik” manifestosunun büyük bölümünde “haçlı seferleri” övülürken,  örneğin Taliban gibi isimler ve kadın düşmanlığı, insanlık dışı cezalandırma yöntemleri, vs. gibi kavramlar kullanılarak İslam, “sözde temsilcileri” nezdinde yerin dibine batırılıyor.

    Tıpkı El Kaide forumlarında 11 Eylül teröristleri övülürken, örneğin George W. Bush gibi isimler ve zina, cinsel sapkınlıklar, vs. gibi kavramlar kullanılarak Hrıstiyanlığın, “sözde temsilcilerinin” nezdinde yerin dibine batırılması gibi...

    Belki de bütün bunlar, İslam’ın özünde olmadığı halde yüzlerce yıl içinde ona eklemlenmiş yerel hurafat ve bidatin, Hristiyanlığın özünde olmadığı halde yüzlerce yıl içinde ona eklemlenmiş vahşi kapitalizm unsurlarının yarattığı sonuçlardır. Fakat toplum, şoke edici saldırıların etkisiyle de olsa ayrımın farkına varmaktadır. Maxime Rodinson’ın “İslam ve Kapitalizm” adlı eserindeki o cümleyi hatırlayalım:

    “Kapitalizmin yarattığı bazı sonuçların en azından Hristiyan idealine aykırı olduğunu Hristiyan kiliseleri ancak son 20-30 yıldan beri nasıl birdenbire keşfettilerse, tıpkı bunun gibi, koyu Müslümanlar da dindaşlarının (İslam dinine uymadığı halde uygun gibi gösterilen) davranışlarından birdenbire dehşete kapıldılar.”

    * * *

    Şunu da belirtmek gerekiyor:

    Hristiyan terörizmi” kavramı, Breivik ile ortaya çıkmış değil. Örneğin Arthur Frederick, 1986 tarihli ve “Evanjelik Terörizm” isimli kitabında, Hristiyan köktenciliğin söylem ve eylemlerini derinlemesine tartışmıştı. İnternetin en çok okunan açık ansiklopedisi Wikipedia’da da “Hristiyan terörizmi” maddesi yıllardır mevcut. Tarihteki en bilinen Hristiyan terör örgütü Ku Klux Klan, Breivik’ten önce derin bir iz bırakan son “Hristiyan terörist” ise ABD'li Timothy McVeigh olsa gerek...

    Bu noktada “Yahudi terörizmini” de hatırlayalım. 1’inci yüzyılda Romalıları Filistin’den atma amacı taşıyan aşırı dinci Sicarii Yahudilerinin hançer saldırılarıyla estirdiği terörden başlayıp, İsrail’in kuruluşu sırasında sivillere de saldırılar düzenleyen Siyonist yeraltı örgütü Irgun’a ve oradan da İsrail Cumhurbaşkanı İshak Rabin’i “Tanrı’dan aldığı emirle” öldürdüğünü söyleyen Yahudi terörist Yigal Amir’e uzanabiliriz.

    Bütün bu örnekleri sıralamak, İslam’ı, Hristiyanlığı veya Yahudiliği terörizmle “özdeşleştirmek” anlamına gelmez. Bunlar, her büyük değerler sisteminin olduğu gibi bu üç dinin de bazı kişi ve örgütlerce suistimal edildiğinin kanıtlarıdır.

    Dolayısıyla, benzeri saldırılarla ilgili haber ve analizlerde hiçbir dinin ismini ağzımıza almamak garantici, hatta popülist bir yaklaşım olabilir. Fakat bu editoryel tercih, gazeteciliğin temel düsturu olan gerçeği olduğu gibi ortaya koyma ilkesini sakatlar.

    * * *

    Yakın tarihin en önemli Müslüman sosyologlarından olan İranlı düşünür Ali Şeriati, ismiyle bile sözünü ettiğimiz konuya değindiği anlaşılabilecek “Dine Karşı Din” adlı kitabında, tarih boyunca Tevhid ve Şirk dini olmak üzere sadece iki din olduğunu savunuyordu. Ona göre bu iki din sürekli çatışma halinde olsa da, Şirk dininin temeli “küfr” (örtmek) idi; dolayısıyla gerçeğin üstünü örterek kendisini hak din (Tevhid dini) olarak sunagelmekte başarılıydı.

    Şeriati’ye göre, Şirk dinini doğuran sebepler; bilgisizlik, ayrımcılık, mülkiyet ilişkileri, sınıflı toplum olgusu ve bir sınıfın üstünlüğüdür. El Kaide’nin ölen lideri Usame Bin Ladin ve içinden yetiştiği toplumda da tüm bu özelliklerin varlığını görmüştük.

    1500 sayfa manifesto yazdığı halde ne Hristiyanlığı, ne İslam’ı, ne de Atatürk’ü anladığı görülen, dolayısıyla bilgisiz olan, Aryan ırkının üstünlüğünü savunmasıyla ayrımcı, ulusal olmak kaydıyla vahşi kapitalist bir sisteme özlem duyan ve bilinçaltında, Norveçli bir yerli olarak Müslüman göçmenlerle ekonomik alanda rekabet edemeyeceği kaygısıyla şiddet kullanmaya karar veren “Hristiyan terörist” Breivik’in profili de en az Bin Ladin kadar yakındır buna...

    Ama Ali Şeriati bu noktada hepimizin, özellikle de biz Müslümanlar’ın canını yakacak bir tespit daha yapmaktadır:

    Ne yazık ki tarihte bugüne kadar kazanan hep, şekil değiştirerek iktidarını sürdüren Şirk dini olmuştur. Hz. Muhammed’in (s.a.v) vefatından beri hiçbir toplum, Tevhid dinini temel alarak yaşamamıştır. Bugün birkez daha Şeytan, Allah adına davrandığını iddia edenlerde cisimleşmektedir.

    * * *

    Sonuçta gerçek Müslümanların, gerçek Hristiyanların ve erdem sahibi tüm insanların, “11 Eylül” veya “Hristiyan terörist” manşetlerine takılmak yerine, dini değerlerin suistimal edilmesini önleyecek, suistimalcileri etkisizleştirecek toplumsal mekanizmalar geliştirmeleri gerekmektedir.

    Bu noktadan hareketle ben, örneğin, “Daha fazla özgürlük ve insaniyetle terörizmden intikam alacağız” diyen Norveç Başbakanı’nın, Hz. Muhammed’e hakaret etme alçaklığını yapan birkaç değersiz karikatüristi öldürmeye çalışan sözde ‘İslamcılar’dan daha “Müslümanca” davrandığını düşünüyorum. Çünkü İslam’ın benzersiz hayatiyeti, insanı mutlak bir son olan ölüme hazırlarken dahi yaşamı onurlandıran niteliğinden kaynaklanmaktadır.

    Elbette doğrusunu ancak Allah bilir.

    Herkese hayırlı Ramazanlar.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı