Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hrant Dink davası: Hükümet ya da “İktidar” olmak davası...

“Hrant Dink davası”nın, basit bir cinayet davası olmadığını, “Türkiye’de rejimin tomografisini çekecek” güçte, belirleyici önemde bir “siyasi olay” olduğuna dünkü yazımızda değinmiştik.

Aslında, bu dava vesilesiyle, “rejimin MR’ı”, mahkeme salonunda, Hrant’ın hayat arkadaşı Rakel Dink ve kendisinden iki yıl küçük kardeşi Hosrof (Orhan) Dink tarafından çekildi bile.

Ailenin avukatı, Fethiye Çetin, dün düzenlediği basın toplantısında, “Sanıkların duruşmada bu işin sorumluluğun devlete ait olduğunu söylediklerini” açıklayarak, “Dosya kapsamı, deliller daha önce gösterdiği, duruşmadan da anlaşıldığı gibi bu davada asıl sorumlular, yargı önüne sanık sıfatıyla getirilmemişlerdir. Bu davada sanık sıfatıyla yargı önüne getirilenler, asla davanın asıl azmettiricileri değillerdir” dedi. Ve, ekledi:

“Bu dava, bu şekliyle sağlıklı bir şekilde sonuçlanamaz. Bu davada jandarma, emniyet görevlileri hakkında verilen kararla daha ileriye gidilmesi engellenirse, .bu davadan bir şey çıkmaz.”

Bu sözler, daha ilk duruşmanın ardından çok önemli, “hayati” bir değerlendirme. Bu noktada, dönüp, seçimlere üç haftadan az zaman kaldığını aklımızdan çıkartmadan, hükümete sormamız gerekiyor: “Neyin mücadelesini yapıyorsunuz? Tekrar hükümet olmanın mı, iktidar olabilmenin mi?”

Ak Parti, bugünkü göstergeler itibarıyla, 22 Temmuz’dan sonra, “tek başına” hükümet olacak çoğunluğu elde edebilecek gibi gözüküyor. O yüzden, soru, öncelikle ona: “22 Temmuz sonrasına ilişkin önceliğiniz, hükümet mi; iktidar mı?”

Bu sorunun cevabını, “Hrant Dink davası”nın gidişatında takınılacak tavırdan anlayacağız...

 

***             ***           ***

 

Davanın ilk duruşmasında, Rakel Dink ve Hosrof (Orhan) Dink, “tarihi” sayılacak iki konuşma yaptılar. “Rejimin MR’ını çektiler” dediğimiz konuşmalar. Bazı bölümlerini aktaralım: Önce Rakel Dink’ten:

“... Şimdiye kadarki yaşamımızda ya horlandık ya hakarete uğradık, veya Ermeni kelimesini küfür olarak duyduk. Bunları gazetelerde, televizyonlarda, nüfus dairelerinde memurlardan en yetkili ağızlara kadar her yerde işittik, işitiyoruz. Bazen bu ülkenin vatandaşı değilmişiz gibi, sanki başka yerden göç etmişiz gibi davranıldı. Bunların hepsi halen yapılmakta ve bu yapılanma bu anlayış, bu karanlık, bebeklerden katil yaratmaya devam etmekte... Karanlık dediğim belirsiz birileri değil. Bu karanlığın parçalarını Valilikte, Jandarmada, Silahlı Kuvvetlerde, MİT’te, Emniyet’te, Hükümet’te, Muhalefet’te, mecliste olmayan partilerde, hatta basında ve sivil toplum kuruluşlarında bulabilirsiniz. Bunlar adı sanı belli insanlar, görevleri belli insanlar. Durmadan düşman yaratıp bebekleri katil yetiştiriyorlar ve bunu Türkiye’ye hizmet diye yapıyorlar. Bunları Agos’un önünde Sabiha Gökçen haberinden sonra ve eşimin mahkemelerinin önünde de gördük. Ama nedense adalet ya da hukuk onlara ulaşmıyor, ulaşmak istemiyor. Çünkü biraz ileri giderse kendisinin içinde de bunlardan olduğunu görecek.  
O halde eğer; siz bu karanlıktan değilseniz ve bu karanlığı tasvip etmiyorsanız, onlara katılmıyorsanız, üzerine gitmeye cesaret edin ve bu dosyalarda set çekilmiş noktaların setlerini yıkın. Sizin aracılığınız ile Tanrı’nın adaleti yerine gelsin ki bu davanın sonunda biraz olsun Türkiye’nin yüzü gülsün, aydınlanmaya başlama noktası olsun. 
Sonuç olarak adalet size göre ne olursa olsun eşimi geri getirmeyecek, hiçbir sonuç benim eşimi kaybetmemle eşdeğer olmayacaktır. Fakat hiç olmazsa Türkiye’nin ve vatandaşlarının kazancı olsun. Adalet mülkün temeli ise; ben bu temeli arıyorum. Türkiye’nin bu temele oturmasını istiyorum. Ezberde değil yaşamlarda, söylemlerde görmek istiyorum.”

Ve, Hosrof (Orhan) Dink:

“... Bizlerin bu davada kazanacağımız veya kaybedeceğimiz hiçbir şey yoktur. Ne kaybettiğimiz can geri gelecektir, ne de yıkılan hayatlarımız düzelecektir. Özünde bu davanın muhatabı sizsiniz. 
Bir tarafta hukuk sistemi, diğer yanda hukuk tanımayan, kendilerini devletten bile üstün sayan ve bunu yaptıkları eylemler ve infazlarla kanıtlayan bir örgütlenme. Kendi karanlık dünyalarında kimin öldürülüp kimin yaşayacağına karar verebilmektedirler. hem yargıç hem cellat rolünü oynamaktadırlar, bu koşullarda bizlerin, sizlerin hatta küçük çocuklar dahil hiç kimsenin yaşamı güvencede değildir. 
Aslında,bu yargılamada cevap bekleyen soru şu. Hukuk, bir Ermeni vatandaşının yaşama hakkını elinden alan, bir hakimi kendi makamında katledebilecek kadar cüretkâr bu güce karşı, ne yapacaktır? 
Her ülkede zaman zaman bu tip devlet kurumları içerisinden de destek alan yapılanmalar ortaya çıkmıştır. Ancak bu ülkeler, hukuka olan inançları ve yürekli yargıçları sayesinde bu yapılanmaları çökertmiş ve ülkelerini karanlıklardan aydınlıklara taşımışlardır. Bugün burada başlayacak olan bu dava, bunun için bir fırsattır... Halk bu konuda her türlü güç ve desteği verecektir. 
Son söz… Türkiye’de yaşayan her vatandaşın yaşama hakkı kutsaldır ve devlet güvencesi altındadır.Ve… Bu dava sonucunda kazanan veya kaybeden Türkiye olacaktır.” 

 

***          ***        ***

 

Başka hiçbir vaatte bulunmasa bile, bu konuşmalara yansıyan anlayışı, “seçim platformu” haline getirecek siyasi parti, Türkiye’nin geleceğine, yani “iktidar”a layık olacaktır.

Var mısınız?

 


 
 

 

X