"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

‘Hoşt’ değil ‘Çü be’

KEŞAN’dayken, Uzunköprü’de oturan yazar Çetin İmer, bizim Cüneyt Ülsever’e anlatıyordu:

“Trakyalının Avrupalı oluşunun dışında koca ülkede sadece Trakyalı köpeğe ‘Çü be’ dermiş... Başka yerlerde bu manada kullanılan tek bir ifade var; ‘hoşt’. Bunlar elin ‘it’ine ne ifade ediyorsa... Trakya, Türkiye’nin Batı’ya dönük yüzüdür. Bu nedenle zeki ve kültürlüdür. Trakya insanı sıcakkanlı ve temiz kalplidir. Hoşgörülüdür. Geçmişini bilir, geleceğine sahip çıkar. Düşman çizmesini iyi tanıdığı için Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine sonuna kadar bağlıdır. Biraz da akşamcılığı vardır.”

Cüneyt Ülsever söze girerek “Egeliye nazaran dışarı pek fazla açılmadığı için özelliklerini daha iyi korumuştur Trakya” diyor.

Evet Trakya insanı kimseye sorunlarını sorun yapmadan yaşar. Hayatı da sakin ve dingindir. Yaşadıkları coğrafyaya karşı sorumlu olduklarından, Ergene’nin kirlenmesine ve topraklarının yağma edilmesine karşı kızgındırlar.

Birçok romanı var İmer’in... Bir başka kültür adamı Hilmi Dinçer karşımıza çıkıyor ve bir kitap uzatıyor bize: ‘Keşan ve Mey’Hane Kültürü’. Emekli öğretmen, yöresiyle ilgili kitaplarının sonuncusu ‘Gelibolu Yarımadası’ndan Enez’e Saros’ başlığını taşıyor. Hepsi de belgesel nitelikte. Değerleri ilerde daha iyi anlaşılacak.

İlginç anlatımlar var kitapta, “Keşan esnafı, güneş batımından önce yani onların deyimiyle ‘saçaklar kararmadan’ içki içmezmiş Keşan’ın ünlü meyhanelerinde.... Bir âdet var. Meyhaneci, akşam üzeri bir-iki tek atmaya gelenlere on çeşit mezeyi bedava sunarmış. Bu keyif de iki saati geçmezmiş, sonra herkes evine... İçkiyi ön plana çıkarmıyor ama Keşan halkının içki ile barışık olarak sürdürdüğü yaşam biçiminin nasıl kültürel bir değer olarak ortaya çıktığını sade bir dille anlatıyor.

Kitapta Şair Nedim’den bir alıntı da var:

“Meyhane mukassi (kasvetli) görünür taşradan (dışarıdan) amma/ Bir başka ferah başka letafet var içinde.”

Hilmi Dinçer, Kuran’dan Nisa ve Maide surelerinden içki ile ilgili yazılanları da

aktarmış. “Okuyunca anlayacağınız gibi; içki günah değil, haramdır!” diyor.

 

‘Satır et’e kaç satır vurulur

 

KEŞAN’da İbrice Balık Lokantası’ndan öğleyin ‘lezzet aşılaması’ yaptıktan sonra Keşanlı dostlar Ender Maden ile Mithat Beyazoğlu bize “Haydi” diyorlar, “size satır et/köfte de ikram edelim.” Fazla olmaz mı?

Yer; İstanbul Yolu’nda, Koru Dağları’nın eteklerindeki Yeni Muhacir beldesi. Yoldan 5 km. içerde. Yıllar önce gelen Bulgaristan göçmenleri yaşıyor. 2000 nüfuslu... Özgür Engin bize satır eti anlatıyor; nasıl işlenir, nasıl pişirilir? Dediklerine göre, ilk kez 30-50 yıl önce bu köyde yapılmaya başlanmış ve sevilmiş. Enez, Keşan, İpsala ve Uzunköprü yörelerinde eskisi kadar olmasa da koyun üreticiliği yapılıyor. Kaz ve Koru dağlarını da unutmayın; kekikli yaylaları... 5-6 aylık süt kuzusu, yalnız kıvırcık olacak. Bahar aylarında ızgara kuzu uykuluğun tadı da başka olur hani. Kuzunun ön kol ve bacakları çıkarılacak, eti ayıklandıktan sonra iki-üç gün dinlendirilecek. Tabii yağı da olacak... Sonra büyük bir satırla kıyılacak. “Kaç satır?” diyoruz...

“200 satır” diyor Özgür Engin... Az mı çok mu bilmeyiz. Ama hamur gibi olması gerekiyormuş etin. Dana etinden ‘satır köfte’ olmazmış. İkisinin arasında fark varmış. Satır et, dikdörtgen şeklinde hazırlanacak. Özellikle Malkara’nın orman köyü Teteköy’ün ünlü meşe kömüründe pişirilecek, tel ızgarada üzerinde... Porsiyonlar, sağlık açısından 175 gramı geçmeyecek. Pişirildikten sonra üzerinde sadece tuz konulacak; baharat olmaz. Müşteri isterse kırmızı biber koyabilir.

Ertesi gün bir de Enez’in Küçükevren Köyü’ne (Evren Bulut’un, Demirel’e anlattığı fıkralarla kulaklarını çınlattık) gidelim dediler. İyi ki buraları korunmuş... Enver Usta’nın (Çakır) İstanbul’dan müşterileri vardı. Beş-altı masası doluydu. Dükkânın çardağında sigara içmek yasak. Koyun yoğurdu başka yerde yenemez. Enver Usta’ya sorduk; “Kaç satır vurursunuz ete” dedik; “970 tane vurduğumu bilirim” demez mi? Buna kol mu dayanır? Biraz ‘modernleştirmiş’ ve hızlandırmış hazırlanışını... Kuzu etini parmak kalınlığında özel yaptırdığı kalın gözenekli makineden geçirdikten sonra kıyıyormuş. Etine kimyon, kekik, karabiber, zerdecal, kırmızı sos gibi baharat karışımı koyuyor. Mangaldan getirdiğinde iyi kızarmıştı; gayet de lezzetliydi. Enver Usta, aydın bir kişi, 30 yıldır bu işi yapıyor. Keşke birileri kitabını yazsa... Söyleyelim, giderek yayılıyor; hemen her köyde var. ‘Kebap’a karşı ciddi bir rakip olacak.

Güngör Uras abimiz buraları hiç gördü mü acaba?

 

Tarlaları inşaata açalım

 

KIRKLARELİ’nin, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın gerçekleştiği 1974 yılında buğdaya bir misli fiyat vermiş; üretici ve köylü adeta bayram yapmıştı. Konut, otomobil ve TV üretimi artmıştı. Bu yıl buğday üreticisi perişan; fiyatlar geçen yılkini bile bulmuyor. Toprak Mahsulleri Ofisi buğdayalıyor ama silolaları bir görseniz, hepsi dökülüyor. Ayçiçeği ürünü yakında çıkacak... Adana’daki ilk ürünün 650 lira olması onları endişelendiriyor. Trakyabirlik geçen yıl desteklerle ayçiçeğine 830 liraya yakın fiyat vermişti. Bu yıl bu fiyatı bulur mu; zor deniliyor.

Bu kriz ve politikalarla biz artık tarlalarımızı TOKİ’lere, müteahhitlere vermekten başka çaremiz yok diye yakınanlar da var.

1970-80’li yıllardaki Babaeski Belediye Başkanı ve CHP Milletvekili Gündüz Onat’ı andık Babaeski’deki Tarım Fuarı’nda... Adının verildiği 60 dönümlük park Trakya’da bugün hiçbir kentte yok. Geceki etkinliklerde, belki vardır ama çay bahçelerinde türbanlı göremedik. Nevzat Demir’in özelleştirmeden aldığı Sarımsaklı Çiftliği’nde yeni tarım ürünleri ekimine başlayacağı söylendi. Fuarda son model traktörler de vardı. Köylünün bunları alacak hali var mıdır? Çankırı’da yeni üretilmeye başlayan ve akaryakıt bakımından tasarruflu yeni bir traktör markasının ucuz fiyatıyla çiftçinin ilgisini çektiğini söyleyelim.

Yalnız bir sorun var; Mardin’deki kan davasından sağ kalan 75 kişinin Kırklareli’ne yerleştirileceği haberleri tedirginlik yaratmış!

 

Sarayburnu’ndaki Atatürk anıtı

 

SARAYBURNU’nda Atatürk heykelinin son durumu Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışmayacak derecede kötü durumda. Bakımsızlık bir tarafa, anıt heykelin etrafı pislik içinde kalmış. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ekipleriyle her tarafa bakım yapıp, çiçek ekerken, Cumhuriyet tarihinin ilk Atatürk heykeli yok oluşunu ve hazin sonunu bekliyor. Hülya Bayrak ile birlikte hazırladığımız ‘14 dakikalık’ iki bölüm halinde ve belge niteliğindeki video çekimlerini izlemenizi tavsiye ederim” diyor Cem Akkılıç... http://video.yahoo.com adresinde ‘Sarayburnu Atatürk anıt heykelinde yaşanan rezaleti’ izleyebilirsiniz.

 

Kazıklanan turist

 

50 kuruşluk suyu 1 dolara satarlar ondan sonra her şey dahil olmasın derler... Zaten akıllı turistler dışarı çıktıklarında sadece su alıyorlar. Turizmin ilk yıllarından beri Kuşadası’nda da hem turistleri hem yerlileri böyle kazıklıyorlardı, şimdi yerli gelsin diye takla atıyorlar... Naci ÖZYOL

 

 

X