Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hoşgeldiniz...

On gündür başka dünyaları paylaştık. Günlük işlerimizin dışına çıktık. Bambaşka insanlar ve konularla ilgilendik ve bugün yeniden buluştuk. Türkiye’yi çok uzaklardan gözledim. Gördüklerimi ve duyduklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

KUŞ GRİBİ OLAYINDA DİREKTEN DÖNDÜK...

Bir türlü dertlerden kurtulamıyoruz. Sanki başımızın üstünde bir kara bulutla dolaşıyoruz. Biri bitince diğeri başlıyor.

 

Bayram boyunca, Kuzey Amerika ve Orta Amerikada dolaştım.Sürekli şekilde Avrupa TV’leri başta olmak üzere, dünyanın gözü kulağı olarak tanınanmedyayı izledim.

          

Artık Türkiye denince, hemen Kuş Gribi akla geliyor.

          

Aslına bakacak olursanız, kimse Kuş Gribini hakkındafikri yok. Sadece “öldürücü bir hastalık olarak” biliniyor, o kadar. Sorun da bundan kaynaklanıyor. Hakkında fazla birşey bilinmediğinden ve öldürücü olduğu anlatıldığından dolayı korkuluyor.

          

Türkiye ilk günlerde büyük bir iletişim beceriksizliği gösterdi, ancak ardından hemen toparladı. Eğer ilk günlerdeki gibi devam etseydik, canımıza okunmuştu. Gelecek yazın turizm sezonunu şimdiden kapatmamız gerekirdi.Ekonomik krize kadar uzayabilecek bir sürece girebilirdik.

          

Verilmiş sadakamız varmış.Açıkçası “Direkten döndük“ dersem, hiç abartmamış olurum. Yarın yeni bir salgınla karşılaşırsak, durumumuz yine tehlikeye girer. Ancak şimdilik durum kontrol altına alınmış görülüyor.

 

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO)bizi kurtardı .

 

Bütün TV’lerde WHO yetkilileri konuşuyorlardı ve Türkiye’nin gereken önlemleri aldığını söylüyorlardı. Bu sözler sayesinde üstümüzdeki baskı , biraz olsun azaldı.

Anlaşılan, Başbakanın direktifleri ve özellikle de sağlık bakanlığının çabaları, Uluslararası kamuoyu gözündeki durumumuzu düzeltti.

 

Şimdi bir yandan Allah’a dua edelim, öte yandan da önlemleri abartarak sürdürelim. Eğer Kuş

 

Gribi damgası üstümüze yapışırsa kolay kolay kurtulamayız.

                                               

*                    *                    *

 

İRAN, ATEŞLE OYNUYOR

          

Son on gün içinde Uluslararası kamu oyunda en çok konuşulan konuların başında İran’ın nükleer enerji politikasıyla ilgili gelişmeler vardı.

          

Amerika ve Avrupa Birliği, İran’in nükleer silah üretimine girdiğini ve yakında nükleer bomba üretip bölgeyi rehin alacağına inanıyor.

          

İran ise, nükleer enerji çalışmalarının tamamen barışçı amaçlarla sürdürüldüğünü söylüyor. Nükleer enerjinin ülke kalkınmasında kullanılacağını belirten Tahran, kimseleri inandıramıyor.

          

Resmi açıklamalara bakılırsa, Washington ile Brüksel giderek işi ciddiye alıyorlar. Eğer İran bu çalışmalarını BM denetimine açmamakta inat ederse, bu iş karakolda bitecek. Yani,önce BM’nin ilgili kuruluşlarında tartışılacak, ardından da Güvenlik Konseyinin yaptırımları gelecek.

          

Aslına bakacak olursanız, herkes Tahran’dan kuşkulanıyor.

          

Türkiye’nin tutumuna bakalım.

          

AKP hükümeti, İran’ın nükleer enerji üretim noktalarının, Amerikan veya İsrail uçakları tarafından bombalanmasını kesinlikle istemiyor. Ancak öte yandan da kuşkulanıyor. Ya Amerikalılar ve Avrupalılar doğru söylüyorlar ve İran gerçekten nükleer bomba peşinde koşuyorsa ne olacak ?

          

“Biz kardeşiz, Türkiye tehdit altında olmaz” dense bile, Uluslararası ilişkilerde dostluğun veya din kardeşliğininpek geçerli akçe olmadığını herkes biliyor. Bundan dolayı Ankara da kaygılı.İran’ın nükleer bir güç olmasını istemiyor. Böyle bir olasılık Türkiye’nin hem konumunu sarsacak, hem de yanıbaşında bir tehdit oluşturabilecek.

          

Ankaranın siyaset koridorlarında işte bunlar tartışılıyor.

          

İşin daha da kuşku yaratan yanı, İran’ın yeni Cumhurbaşkanı öyle konuşmalar yapıyor ki, Ankaradaki kuşku ve kaygılar yatışacağına, aksine artıyor.

                                              

 *                    *                    *

 

SUUDİLER HAC İŞİNİ CİDDİYE ALMIYOR MU ?

 

Yine dünyanın son 10 gün içinde en çok konuştuğu bir diğer konu da, Haç’taki felaket idi. 400’ün üstünde insanın ölüp yaralandığı çiğnenme olayında en çok Suudiler eleştirildi.

          

Yeterince önlem almadıkları...

          

İnsan hayatına yeterince dikkat sarfetmedikleri...

          

Suudi vatandaşlarının dışında, başka ülkelerden gelen müslümanları pek önemsemedikleri...

          

Bir de Haç süresince kapasitenin üstünde hacı adayının ülkeye kabul edildiğine dikkat çekiliyor. Suudi hükümetinin kontrolü elinde tutamadığı ısrarla tekrarlanıyor.

          

Bunun gerçek bir yanı da olmalı.

          

Bunca yıldır haç organize eden Suudiler, artık herşeyibilmeleri gerekmez mi? Kimin beraberinde ne getireceği hesaplanamaz mı ? İnsanların panikleyip birbirlerini ezmemeleri için ne gibi önlemler alınması gerektiğini şimdiye kadar bulamamış olabilirler mi ?

          

Aslında bunlar son derece yerinde sorular.

          

Ne yazık ki, yanıtları yok.

          

Suudi yetkililer, sürekli şekilde hacı adaylarını suçluyorlar. Ne oluyorsa, sorunun temelinde başkaları var. Kendileri hiç sorumlu veya suçlu olmuyorlar.

          

Suudi Arabistanın bu tip olayların önüne geçmesi şarttır. Ne yapmaları gerekiyorsa, yapmalı ve her birkaç yılda bir birbirini çiğneyen milyonlarca müslüman faciasının önüne geçmeliler.
X