Horoz dövüşü

ÖNCEKİ gece bir TV kanalındaki tartışma programını izlerken çok sinirlendim. Aynı kanalda çalışan aklı başında bir dostuma telefon açtım, “Bu kadar cehalet ayıptır” dedim.

Haberin Devamı

Niye sinirlenmiştim? Benim görüşlerime aykırı bir fikir savunulduğundan değil. Aksine, kaliteli şahısların bana ters düşen görüşlerini özel bir dikkatle dinlerim veya okurum, düzeltmem gereken bir yanılmam, öğrenmem gereken yeni bir bilgi var mı diye...

Sinirlendiğim programda ise, basında yüksek bir yere gelmiş olan bir meslektaşımız, “Usul meselesi tali (ikincil) bir meseledir, önemli olan işin esasıdır, Başbuğ’un yargılanmasıdır” diyordu. Bu meslektaşıma göre Başbuğ’un Yüce Divan’da yargılanmasını savunanlar “esası unutturmak için tali bir meseleyi öne sürüyorlar, usul tartışması çıkarıyorlar”dı!

Başbuğ’un özel yetkili ağır cezada yargılanmasını savunduğu için değil, “Usul meselesi önemsizdir” dediği için sinirlenmiştim.

Konuşmadan önce okumak

Haberin Devamı

TV’lerde, gazete sayfalarında Başbuğ’un özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılanmasını savunan kaliteli hukukçuları, hiç sinirlenmeden, dikkatle izlemişimdir. Hatta itiraf edeyim, bir ara “Haklılar mı?” diye düşündüm, araştırdım. Dün özel yetkili mahkeme de kendisinin yetkili olduğuna karar verdi. Benim hukuki kanaatim hâlâ Başbuğ’un Yüce Divan’da yargılanması gerektiğidir. Özel yetkili mahkemenin yetkisiz olduğudur.

Elbette herkesin hukukçu olması gerekmez, gazetecinin de hukukçu olması gerekmez. Ama bir TV programına çıkıp böyle hukuki bir konuda görüş bildireceksek en azından anayasa ve yasa maddelerini okumuş, konuyla ilgili farklı görüşleri izlemiş olmamız gerekmez mi? Veya o tartışmaya girmemek...
Yetki tartışmalarını izleyen, hukukçuların farklı görüşlerini gazete sütunlarında okuyan herhangi bir kimse, hukukta, Mecelle’nin veciz ifadesiyle “Usul, esasa mukaddemdir” (önceliklidir) diye bir madde bulunduğunu ve bunun evrensel bir kural olduğunu fark eder. Hatta bilimde de böyledir; bilimsel bilgi sadece bilimsel usullerle, metotlarla elde edilen bilgidir.

Hukuk bilinci gelişmezse

TV programlarında farklı görüşlere yer verilmesi son derece yararlıdır. Zihinlerimizin açılmasını ve farklı görüşlerin de olabileceğini görmemizi kolaylaştırır. Fakat konunun gerektirdiği bilgi birikimine dikkat etmeden, farklı siyasi görüşlerin en keskin taraftarlarını çağırıp vuruşturmak ‘reyting’ getirebilir ama tartışma da horoz dövüşüne döner. Gerçeklerin karmaşık ve tartışmalı nüansları, renklerin değişik tonları kaybolur. Basit bir ak-kara ikilemine indirgemek duygularımızı kabartır ama zihnimizi durgunlaştırır.

Böyle baktığım için, “Usulü bırak esasa bak” sözüne sinirlendim.

Yetki gibi ciddi bir hukuk konusunu Başbuğ meselesine indirgemek ve Başbuğ hakkındaki siyasi tavrımıza göre ikincil bir duruma itmek ülkemizde hukuk bilincinin gelişmesini engeller. Bu bilincimiz eksik olduğu içindir ki, bazı “esas”ları koruyoruz diye İstiklal Mahkemeleri, Yassıada Mahkemeleri, darbe mahkemeleri yaşadı bu ülke, adalete güven sarsıldı.

Elbette herkesin hukukçu olması gerekmez. Ama topluma seslenenlerin, temel hukuk ilkeleri hakkında genel bir fikir sahibi olmaları şarttır.

NOT: Hrant Dink davasını yarın yazacağım.

Yazarın Tüm Yazıları