Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Honki ponki tonino, çalına bimbo porino, muşi muşi popozo kozizo, şişi şiki şayne tikitak tok!

Muharrem Kaşıtoğlu’nun "60’lar Hikaye, 70’ler Terane, 80’ler Şahane" isimli ilginç kitabını karıştırıyorum.

Kendini 80 kuşağının bir üyesi olarak resmeden Kaşıtoğlu, önsözde 80 yıllara ait "kült ve efsaneleri" biraraya getirdiğini söylüyor. Bunu yaparken de "bir sosyolog, bir tarihçi, araştırmacı, akademisyen tavrıyla yaklaşmadım" diyor.

Doğrudur. Çalışmada kuramsal bir taban, toplumcu bir gözlem, akademik bir sınıflama çabası yok. Ama kitabın sistematik olmasa da, bir "araştırmaya" dayandığı kesin. Herhangi bir araştırma yapılmadan bu tür bilgiler toplanabiliyorsa bu yöntemi benim de öğrenmemde yarar var.

Kaşıtoğlu, 1980 kuşağının "popüler kültürüne" ansiklopedik bir giriş yapmak istemiş, bunda da başarılı olmuş. Hatta kitaptan 60 kuşağının, benim gibi 70 kuşağının (terane kuşağı yani!) da keyif alması mümkün. Çünkü 1980 kuşağını etkileyen popüler kültür malzemelerinin çoğu 70’ler hatta 60’lardan gelen malzemeler.

Önce 1960’lar ve 1970’lerden gelenlere bakalım: Çivit, necefli maşrapa, regülatör, tüpte şokella, Tipitip sakız, Facit hesap makinesi, Alaska Frigo dondurma, leblebi tozu, Kemalettin Tuğcu, tornet, Japon kale maç, Ayı Yogi, Ali Rıza Binboğa, Atilla Atasoy, Barış Manço, Cem Karaca, İlhan İrem, Ersen ve Dadaşlar, Shogun, Arı Maya, Atom Karınca, Vikinger, Jetgiller, Taş Devri, "Ahmet Bey’in televizyonu Schaub Lorenz", "Uy ezdin Ondulin’i", "Mintaksla canım Mintaksla", "Her genç kızın rüyası, Zetina dikiş makinesi", "Ho Ho Hoverr, süpürür döver, her yeri temizleyen hover, hover, hover!", "Kıskanç bayanlar eşinize Eros giydirmeyin", "Honki ponki tonino, çalına bimbo porino, muşi muşi popozo kozizo, şişi şiki şayne tikitak tok!" (Şenay söylerdi, biz de tempo tutardık!), "Küçük kız küçük kız söyle bana nerdeydin, dün akşam bekledik oynamaya gelmedin".

Ve 1980’ler: Şirinler, He-Man, Voltran, Tombi çerez, Diday diday day, Nikah Masası, Mastika, Ahu Tuğba, Nuri Alço, Şiki şiki baaa baaa, Ay lav yu ay lav yu du yu lav mi yes ay du, Hey Corç Versene Borç, Hülya Uğur, Ersin İmer, Bülent Karpat, Perihan Abla, break dans, acidci misin metalci mi, George Michael, Michael Jackson, Michael J. Fox, "uvak uvaak Liii kuupırrrrrrr", "Lavaş kiri, lavaş kiri, dünyanın sevdiği lavaş kiri", walkman, Cevat Prekazi, Fenerbahçeli Abdülkerim, kaleci Yaşar, vampirella, Maradona, Rıdvan Dilmen.

Ağırlıklı olarak 1980’leri etkileyen malzemelerle, önceki yıllara ait kült malzemeleri karşılaştırmak da keyifli değil mi? Valla sizi bilmem ama ben karşılaştırırken oldukça eğlendim.

(*) Muharrem Kaşıtoğlu, 80’ler Şahane, Birharf, 2006.

Böyle ABD Başkanı olur mu, insaf!

Size bir şey itiraf edeyim mi? Ediyorum... 24’ün üçüncü sezonunu da izledikten sonra, hiçbir aksiyon filmi beni kesmiyor. Yavaş geliyor, sıkıcı geliyor, demode geliyor. Alın size Fedai...

Belki 24’ü izlememiş olsam, "Fedai’nin konusu ilginç" falan deyip gidin diyeceğim, ama 24’ten sonra "Eh işte olsa da olur olmasa da olur" diyorum. Hem de Jack’im Bauer’im, çatal karam çingenem Kiefer Sutherland’in başrolde oynamasına, Michael Dougles, Kim Bassinger gibi devler filmin köşe başlarını tutmuş olmasına rağmen.

Film ikinci yarısında kısmen tempo daha hızlı, olaylar bir yere bağlanıyor, merak öğesi öne çıkıyor, ama yine de günün sonunda gizli servis çok yavaş çok. Teknoloji kullanımı sıfıra yakın, şaşırtıcı çözümlemeler sıfır. Bir de ABD Başkanı’nın karısı, Başkan’ı neredeyse Beyaz Saray’ın tam ortasında Gizli Servis’in baş aktörü ile aldatıyor, şalvarını da Oval Ofis’e asıyor. Bizim Başkan’ın boynuzlandığından haberi yok. Bu bilgiye bile sahip olmayan Başkan, dünyayı nasıl yönetiyor anlamak güç. Bu arada Fedai, romandan uyarlanmış ve romanı yazan eski bir gizli servis elemanı. Filmin başındaki siyah beyaz görüntülerden dönemin Carter dönemi olduğunu anlıyoruz. Carter’ın karısı başkanı aldattı mı kine?

İlhan İrem’le ilişkimi kestim, duyurulur

Kaşıtoğlu’nun kitabını karıştırırken 79’uncu sayfada karşıma İlhan İrem çıktı. Şöyle anlatmış Kaşıtoğlu İlhan İrem’i:

"70’li yıllardan 80’li yıllara gelen, gerçek anlamda efsane olan romantik adam! Şarkılarının yüzde 90’ı klasik olmuş, aradan 30 yıl geçmesine rağmen şarkıları hálá dillerde... "

Aynen öyle... Tabii ki hálá dillere destan şarkıları, tamamen yaptığı müziğin türü açısından söylüyorum, kafayı yemeden önceki şarkıları.

Niye tepkiliyim? Çünkü bir hayranı, 30 yıllık dinleyeni, fanatiği, peşinde koşanı olarak kendimi aldatılmış hissediyorum.

Yaşadığı "inziva hayat" tarzı beni hiç ilgilendirmiyor. Başka türlü yaşasa da ilgilendirmezdi. Ben onun şarkılarını seviyorum.

Bakın yaklaşık bir 10-15 yıldır İlhan İrem ne albüm yaptıysa bir umutla, eski İlhan İrem’i yakalamak için aldım.

Nerede görsem eski albümlerini bile yeni bir düzenleme falan yapmış mıdır diye almadan duramadım. Ama gelin görün ki, hep hayalkırıklığına uğradım. En son Cennet İlahileri’nde de aynı hayalkırıklığını yaşadım. Meraklısına Cennet İlahileri’ndeki parçaları süper "sound"un örnekleri olarak görülebilir. Ama eski İlhan İrem şarkılarını arayan beni bu "sound"lar kesmiyor.

"Bu kadar aldatılma, bu kadar hayalkırıklığı artık yeter!" diyorum ve İlhan İrem’le tüm ilişkimi kesiyorum.

29 Eylül’deki açıkhava konserini de çok samimiyetsiz buluyorum. Asla gitmeyeceğim, bundan sonra hiç bir albümünü almayacağım. Eski şarkılarını "dinlemem" diye bir söz vermem mümkün değil. Onlar hep i-pod’umda, hep başucumda olacak ve beni sazlıklarımdan havalandıracak.

CUMA TAKINTISI

Bu haftanın takıntısı Pınar Civelek isimli okurumdan. Pınar diyor ki: "Burger King’lerde 3.75 YTL fiyatla satılmakta olan çikolatalı dondurma ile sıcak olarak servis edilen "sufle"yi denemenizi öneriyorum. Ama adres veremiyorum çünkü çok sayıda şubesi var".

Demek ki neymiş? Bu hafta Burger King’teki "dondurmalı sufle"ye takıyormuşuz. Ben takıcam siz de takın.

(Cuma Takıntısı’na önerilerinizi bekliyorum.)

CUMA LAKIRDISI

"Tüm hayatın boyunca koyun olmaktansa bir günlüğüne aslan olmak daha iyidir". (Sister Kenny)

CUMA İTİRAFI

mikroboyut; Cinsiyet: Kadın; Yaş: 29; İl: Samsun

Berat Kandili dolayısıyla televizyonu açmışız, huşu içerisinde güzel konuşmaları yapan hocamızı dinliyoruz. Görüntüde geçen altyazı: "Bu gece kimler affedilecek? Az sonra..." Bu işler de magazine düştüyse...

magirous; Cinsiyet: Erkek; Yaş: 31; İl: İstanbul

Gezme merakıyla tanınan kayınvalidemin kandil gecesi programını nemli gözlerle izlerken yaptığı yorum: "Burası hangi camiymiş? Burayı da gezelim."

Yorum: 9 Eylül gecesi Berat Kandili nedeniyle televizyonlarda dini programlar tavan yaptı. İtiraf.com’da bir gün arayla iki kandil itirafının yapılmış olması, reytinglere yanlış diyenlere kapak olmaz mı? O yüzden ben de iki itirafı köşeme kapak yaptım zaten))
X