Hodri meydan!..

BAŞBAKAN ve ekibi miting meydanlarında Türkiye’nin gündemini bilinçli bir biçimde değiştiriyor. Ağızlarında sakız gibi çiğnedikleri sadece iki konu var:

Cumhurbaşkanlığı ve Öcalan’ın idamı.

İşin ilginç yanı, muhalefet partileri de bu tuzağa düşüyor ve anlamsız, kısır, güdük tartışmalar sürüp gidiyor. Devleti ve milleti ilgilendiren pek çok önemli sorun hemen hiç gündeme gelmiyor.

Yolsuzluk, yoksulluk, cari açık, Kıbrıs ve Kuzey Irak hezimetleri, AB komedisi, dış güçlerin karşısında teslim bayrağını çekmiş bir iktidar. Terör... Dün yine iki şehit verdik.

Türkiye soyuluyor. Ülkemizin kaynakları ve altın yumurtlayan tavukları yandaşlara, işbirlikçilere peşkeş çekiliyor. Özellikle belediyeler ve belediye şirketleri en büyük hortum, vurgun kapısı oldu.

Baykal,
Başbakan’a sürekli çağrıda buluyor:

"Gel, seçimden önce istediğin televizyon kanalında sorunları tartışalım. Nerede, ne zaman istersen. Tartışmanın ucu açık olsun."

Başbakan dünyanın her yerinde seçim öncesi uygulanan bu yöntemi elbette kabul etmiyor! Edemez... Ederse takke düşer kel görünür! Karşısına Yüce Divanlık yolsuzluk dosyaları çıktığında söyleyecek söz bulamaz.

Miting meydanlarında cumhurbaşkanlığı tantanası, Öcalan’ın idamının sömürüsünü yapmak kolay. Ama terörü, Kuzey Irak olayını, Kıbrıs hezimetini, sadaka paketleriyle oy kepçeleme rezaletini, yolsuzlukları, hırsızlıkları, peşkeşleri tartışmak zor! Biraz yürek ister.

Milletten kaçmak işte budur. Miting meydanlarında afra tafra atmaya, güreş minderine tek başına çıkıp el kol sallamaya benzemez bu işler!

Allah rızası için söyleyin! Günümüz Türkiyesinin şu andaki en önemli sorunu cumhurbaşkanı seçimi midir? O konu seçim sonrasında oluşacak tablo ile tartışılacak.

Ya da Öcalan’ın idamı mıdır? Birileri çıkıp kendisine dese ki, "Ey Tayyip Bey, beş yıldır bu ülkeyi yönetiyorsun. Madem Öcalan’ı asmayanları şimdi eleştiriyorsun, iktidarın döneminde niçin yasaları değiştirip onu asmadın?"

Yanıt verebilir mi? Veremez. Ona "Sayın Öcalan", şehitlerimize "kelle" dediğini biz unutmadık.

* * *

Efendim güzel haber yok mu? Var! Borsa yine coşmuş. Borsanın yüzde 74’ü yabancıların elinde. Elin oğlu sıcak para-kara para, elinde ne varsa Türkiye’ye dolarını getiriyor, dünyanın en yüksek faizini alıyor, borsaya bastırıyor ve günü geldiğinde eyvallah deyip gidiyor. Böyle bir soygun dünyanın hiçbir borsasında, ülkesinde yok. Borsa coşunca parası halka mı gidiyor? Hayır. Kime gidiyor? Yabancılara ve büyük patronlara.

AKP iktidarı da zaten onlara çalışıyor. Türk milleti derseniz, 300 kiloluk beleş kömür çuvalı ve evlere bırakılan gıda paketleriyle uyutuluyor. Aç ve işsiz bıraktıkları insanlarımız bu yolla afyonlanıp uyuşturuluyor ve onlardan oy kepçeleniyor.

Seçime bir hafta var. Çağrımı yineliyorum.

Başbakan isterse tek başına Baykal’la, isterse öteki genel başkanlarla ekrana çıkmaya tenezzül buyursun, eteğindeki taşların ne olduğunu bütün millete göstersin, onları perişan etsin. 1500 mitinge değer! Haydi, hodri meydan!

Tek kişilik gösteri yapmak kolaydır da, hesap vermek bazıları için biraz zordur.


BiR UNAKITAN BELGESELi DAHA!

Hodri meydan..


AKP Eskişehir birinci sıra adayı Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Eskişehir’de bir komediye, daha doğrusu yeni bir rezalete daha imza attı. Eskişehir’in mahallesi yapılan 53 köye bilgisayar armağan etti. Amacı partisine ve kendisine oy kepçelemekti.

Kolilerin üzerinde şöyle yazıyordu: Alıcı: Eskişehir Valiliği İl Mahalli İdareler Müdürlüğü.

Fakat gönderen adresi çok daha ilginçti: Gönderen: Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı. Ankara.

Devlet bunlara çalışıyor. Uçaklar, helikopterler, kırmızı plakalar, belediyeler, kömür, hediye paketleri, sonsuz paralar, trilyonlar, katrilyonlar... Ceplerinden bir kuruş çıkmıyor. Her şey devletin-milletin parasıyla.

İşte son örnek: Kemal Unakıtan devletin, Maliye Bakanlığı’nın bilgisayarlarını kendi seçim bölgesine göndermekten utanmamış, sıkılmamış. Devlet malı deniz! Günü gelecek, bunların hesabı elbette sorulacak.

* * *

Emin Çölaşan’ın notu:

Birkaç gün önce de yazmıştım. Herkes ve özellikle AKP’ye oy vermeyi düşünenler, gazeteci İlhan Taşçı’nın "Bir AKP Belgeseli. Maskesiz Soygun" kitabını mutlaka okumalıdır. Meydanlarda "Allah, Müslümanlık, Kuran, din, iman, başörtüsü" diyen kravatlı soyguncuların marifetleri, milleti nasıl soydukları, malı nasıl götürdükleri belgelerle bu kitapta.
Yazarın Tüm Yazıları