Gündem Haberleri

GÜNDEM

    'Hoca' şimdi Başbakan

    Uğur ERGAN-Turan YILMAZ/ANKARA
    22.08.2014 - 10:05 | Son Güncelleme:

    Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Ahmet Davutoğlu'nun Malezya’dan yakın arkadaşı. Özcan, Davutoğlu ile Malezya anılarını anlatırken ''Çok okur ve hiç unutmaz. Birlikte Singapur’a gittik. O arabayı kullanıyordu. Ben de haritaya bakıp yol tarif ediyordum. Bundan sıkıldı. Arabayı kenara çekip, ‘Şu haritaya bir bakayım’ dedi. Haritaya birkaç dakika baktı. Sonra ‘Tamam tarif etmene gerek yok’ dedi. Haritaya bir daha bakmadan gitti modem alacağımız dükkanı buldu'' demişti.

    İşte Davutoğlu'nun çocukluğundan, Abdullah Gül'ü tanımasıyla yönünü çevirdiği siyasette adım adım başbakanlığa gelişin öyküsü....

    GÜL SİYASETE TAŞIDI, 'HOCA' BAŞBAKAN OLDU

    DIŞİŞLERİ Bakanlığı sırasında Abdullah Gül, kurtuluş formülünü bulmuştu. Yurtdışı gezilerine çıktığında uçakta kendisini sıkıştıran, ısrarla yanıt arayan diplomasi muhabirini Ahmet Davutoğlu’na gönderirdi:
    “Bak Hoca arka koltukta oturuyor git ona sor, sana ayrıntılarıyla anlatır.”
    Deneyimli olanlar gitmez ama uçağa yeni binenler heyecanla Hoca’ya yönelirdi. Gül de “Bakın gönderdim Hoca’nın yanına. Hoca şimdi bir güzel başlamıştır anlatmaya, iyice kafasının karıştırır” gülerdi.

    Hoca şimdi Başbakan DIŞ BASINDAN YORUMLAR

    Gerçekten Davutoğlu, bir konuyu anlatmaya başladığında sonu gelmezdi. Deneyimli muhabirler, onun tarzını “Hoca’ya bir şey soruyorsun, meseleyi hemen üçe bölüyor, sonra kalan kısmı beşe ayırıyor, sonra onların alt başlıklarını sıralamaya başlıyor” diye anlatıyordu. Anlattığı her konuya derinlemesine hakimdi, ama batılı diplomatların da dediği gibi “time management” (zaman yönetimi) sorunu yaşıyordu her zaman.

    Aslında akademisyenliği hayat tarzı olarak benimsemiş biri için bu tarzı sorun değildi. Zaten bir dostunun aracılığıyla 1990’larda Gül ile tanışmasa rotasını siyasete çevirmeyi asla düşünmüyordu. Gül ile tanışıklığı kısa sürede dostluğa dönüştü; ardından Erdoğan ile de tanıştı. Erdoğan o sırada henüz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmemişti. Ama Davutoğlu o yıllarda hep Gül ile yakın ilişkide oldu. Refahyol döneminde Gül, Devlet Bakanlığı yaparken, başı dara düştüğünde hep ona yardımcı oldu.

    Hoca şimdi Başbakan Erdoğan açıkladı: Kardeşim Davutoğlu

    DANIŞMANLIK DÖNEMİ

    Davutoğlu’nun Gül’e gayri resmi danışmanlığı, AK Parti’nin 2002’deki seçim zaferi sonrası resmi hale geldi. Gül’ün başbakan olarak hükümeti kurmasıyla, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayıyla büyükelçilik ünvanı alıp Başbakan Başdanışmanı oldu. Davutoğlu, Gül’ün gerek başbakanlığı, gerekse dışişleri bakanlığı döneminde yanından ayırmadığı isimdi. 2004’de Kıbrıs’ta perde arkasında önemli rol oynadığı Annan Planı’nı Rumlar kabul etmeyince biraz hayal kırıklığı yaşasa da Şubat 2006’da Hamas’ın siyasi büro lideri Halid Meşal’le Suriye’de yaptığı gizli görüşmeler, daha sonra Meşal’in Türkiye’ye gizlice getirilmesindeki rolünün ortaya çıkması hem Türkiye’nin, hem de dünyanın gündemine bomba gibi düştü. Yaptığı hamleler olumlu veya olumsuz ses getirmeye başlayınca kamuoyu Davutoğlu ismini artık daha sık duyar olmuştu.

    Gül, 2007’de Cumhurbaşkanı seçildikten sonra hem Erdoğan’a, hem de kendisinden sonra Dışişleri Bakanlığı’na gelen Ali Babacan’a “Hoca’ya danışmadan kritik adım atmayın” mesajını vererek Çankaya Köşkü’nün yolunu tuttu. Davutoğlu artık bir anlamda hükümette Gül’ün de izini sürdürecek “Gölge Dışişleri Bakanı”ydı.

    Gözler Sare Davutoğlu'nda: Kadın doğum uzmanı, kürtaja karşı

    PERGEL METAFORU

    Çok zaman almadı “Gölge”de kalması. Erdoğan’ın o denli güvenini kazanmıştı ki, 1 Mayıs 2009’da, milletvekili olmamasına rağmen “dışarıdan” Dışişleri Bakanı atandı. Dışişleri personeli, ilk saatlerde söylediği cümleyi hala unutamaz. “24 saat yetmiyorsa 25’nci saati bulacağız.” Sadece bu tarzı değil, Dışişleri’ne yaklaşımı da cumhuriyet döneminin bildik politikalarından farklıydı. Davutoğlu’nun bakışını kavramak isteyenler, onun “Stratejik Derinlik” kitabına sarıldılar. Bakanlığı’nın ilk günlerinde diplomatların, diplomasi muhabirlerinin hatta yabancı büyükelçilerin bile elinde görmek mümkündü bu kitabı. Kimilerinin “Yeni Osmanlı” olarak nitelendirdiği vizyonunu Davutoğlu, pergel metaforuyla tanımlıyordu:
    “Pergelin bir ucunu Ankara’ya koyduktan sonra diğer ucuyla Pakistan’a da, Suudi Arabistan’a da, Latin Amerika’ya da ulaşacak özgün düşünceleri olan bir ülkeyiz artık. Hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır, o satıh bütün dünyadır.”

    Erdoğan’ın da onay verdiği bu “aktif diplomasi” çizgisini Davutoğlu, “açılım” ve “komşularla sıfır sorun” projeleriyle taçlandırmak istedi. Suriye, Ürdün ve Lübnan’la vizeler kaldırılıyor, adeta bir “Ortadoğu Şengen’i” yaratılıyordu. Türkiye ile Ermenistan arasında artık kangren olmuş soruna 2009 Ekim’inde İsviçre’nin Zürih kentinde, son anlarda yaşanan birçok krize rağmen neşter vurdu; ancak Kıbrıs’ta olduğu gibi bundan da sonuç alınamadı.

    Komşularla bir süreliğine yaşanan “Gerçek anlamdaki bahar”, “Arap Baharı” ve sonrasında gelişmeler neticesinde sonbahara dönüştü. “Sıfır sorun”dan kendisi bile bahsedemez oldu. Zira özellikle Suriye’de ve ardından Irak’ta yaşananlar, Türkiye’nin özellikle Güneydoğu sınırlarını tehdit eder hale geldi. Ama o Musul’da rehin alınan 49 konsolosluk personeli konusu dahil olmak üzere izlenen dış politikayı tutkulu biçimde savunmaya devam etti. Erdoğan da en büyük destekçisi oldu hep.

    Hoca şimdi Başbakan Saat 17.00’de gelen telefon: “Hocam buyursun, bekliyoruz”

    TOROSLARDAN ANKARA'YA

    2011 seçimlerinde memleketi Konya’dan milletvekili seçilerek, “Dışarıdan atanmış bakan” sıfatından kurtulan Davutoğlu’nun yakın çevresine göre bu kadar aktif olmasının nedenlerinden birisi, 1959 yılında doğduğu Torosların eteklerinde kurulmuş sarp kayalıklarla kuşatılmış tipik bir Türkmen kasabası olan Konya-Taşkent’in coğrafyasındaki yaşam mücadelesi.

    ANNESİNİ 4 YAŞINDA KAYBETTİ

    Annesi Memnune hanım öldüğünde Ahmet, henüz dört yaşındaydı. Babası Mehmet Bey, Taşkent’te nakliye işleri, kunduracılık ile uğraşıyordu. Kısa zamanda yeniden evlendi. Babasının tek oğlu olan Ahmet, Sefure hanımı benimsedi. Ona hep “Anne” diye seslendi. Onu oğlu olarak gören Sefure hanım da Memnune hanımın ölümünü unutamadığı için Ahmet’in doktor olması hayalini kuruyordu.

    Ama o yatılı okula girdiği 12 yaşından itibaren elinden bırakmadığı dünya klasiklerinin kendisine açtığı yoldan gidecek, çok sevdiği tarihin içinde adeta kendinden geçerek, kimi zaman en yakın dostlarına bile anlatmadığı hayalleriyle başbaşa kalacaktı.

    ALMAN DİSİPLİNİ ETKİSİ

    Alman disiplini ve kültürüyle yoğrulduğu İstanbul Erkek Lisesi’nde edindiği “Alman bakışı” belki de kritik müzakere masalarında kendince doğru bildiğini açıkça söylemesinde önemli etkenlerden birisiydi. Liseden sonra, hayat planının ilk adımı Boğaziçi Üniversitesi’nde sosyal bilimler okumaya karar vermesi de tarihle yüzleşmede vardığı noktadan kaynaklanıyordu. Okuma denince ayrım yapmadı. Marksist literatürün temel eserlerini de okudu. Stalin’in “Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm” kitabını okuduğu sırada orta üçteydi. Altını çizip, sayfaların kenarına notlar alarak dikkatle okuduğu kitabı, özenle saklayacaktı yıllarca. Ancak, Marksist olmadı. Mekanik buldu bu ideolojiyi.

    Boğaziçi, yeni bir kültürel yüzleşmeydi onun için. 1977’de bitirdiği İstanbul Erkek lisesi gibi, Boğaziçi Üniversitesi’nde de sol hareketler etkiliydi. Temel farklılık ise Boğaziçi’nde Amerikan kültürünün hakimiyetiydi. Almanların o katı disiplin anlayışından eser yoktu burada. Ama Davutoğlu, benimsediği Alman disiplinini terk etmedi. Boğaziçi’nde çok sevmediği hem iktisat, çok sevdiği ve bir daha kopamadığı siyaset biliminden mezun oldu. İki bölümü birden bitiren ilk öğrenciydi artık.

    HOCASI ŞERİF MARDİN

    Üniversite sonrasında hiç tereddüt etmeden “bilim adamlığı” planına devam etti. Doktorasını Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Prof. Dr. Şerif Mardin tez hocası oldu. 1986’da başladığı tezini daha bitirmeden özet bir makale olarak üniversitenin akademik dergisinde yayınlattı. Akademisyenliği, “Nasıl ölmek istersiniz” sorusuna, “ders verirken” diye yanıt verecek kadar çok seviyordu.

    KIZI HACER'İN ''TAYYİP AMCA BABAMI BAKAN YAPMA'' NOTU ÇOK ETKİLEDİ

    Hoca şimdi Başbakan1989 Kasım’ında iki teklif birden aldı. Tekliflerin biri Amerika’dan, diğeri ise Malezya’dan geliyordu. 1984’te evlendiği jinekolog olan Sare hanım da desteğini verince, 1986’da doğmuş ilk kızı Sefure ile 1988’de doğmuş ikinci kızı Memnune ile birlikte Malezya’nın yolu tutuldu. Daha sonra aileye Mehmet ve Hacer Büke katıldı. Hiçbir çocuğunu ayırt etmedi ama en küçük kızı Hacer Büke’nin, özellikle Dışişleri Bakanı olduktan sonra çoğu zaman sabaha karşı eve gelmesine isyanı ve Erdoğan’a “Tayyip amca babamı bakan yapma” diye notlar yazması onu çok etkileyecekti. Gece yarılarından sonra eve geldiğinde yatağında uyuyan Hacer Büke’nin yanağına kondurduğu öpücüklere, gözyaşları da eşlik edecekti.

    EN ÇOK YANKI UYANDIRAN KİTABI 'STRATEJİK DERİNLİK'

    1990’ın ilk aylarında Davutoğlu, Kuala Lumpur’da İslam Konferansı Örgütü’nün kurduğu Uluslararası İslam Üniversitesi’nde ilk derslerine girmeye başladı. İki yıl için gittiği Malezya’dan 1995’te ayrıldı. Türkiye’ye döndükten kısa bir süre sonra Marmara Üniversitesi’nde göreve başladı. 1999’da profesör olduktan sonra Beykent Üniversitesi’ne geçti. Yeni kurulmuş bir üniversiteydi Beykent. En çok yankı uyandıran kitabı “Stratejik Derinlik” bu üniversitedeyken yayınladı.

    TAM BİR İYİMSER

    Öğretim üyesi olduğu dönemde Harp Akademileri’nde de ders veriyordu. Askerler, Başdanışman olmasından sonra Akademi’deki derslerini kestiler. Ama Davutoğlu aldırmadı askerlerin bu tutumuna. Zaten kendine bir rota çizince dış etmenlere kapanırdı. Bu yüzden Gürkan Zengin, “Hoca” adlı kitabında onu tam bir “iyimser” olarak tanımlıyordu; “Hoca tam bir iyimserdir. Önce düşünüp hayalini kurar, sonra inanır ve ardından inandığı şeyi hayata geçirmek için bütün gücüyle mücadeleye başlar. Davutoğlu da zaten, ‘Önce kendiniz inanacaksınız. İnanmadığınız bir şeye başkasını inandıramazsınız’ der.”

    Bu tavrı bir yandan insanlarla, politikacılarla ilişkilerinde sorun yaratıyor; AK Parti grubunda uzak durduğu milletvekillerinden eleştiriler de alıyordu bu yüzden. Oysa gerekli gördüğünde insanlara yaklaşmanın yollarını bilen, sıcak davranabilen bir kişi Davutoğlu.

    HİÇ SİGARA İÇMEMESİNE RAĞMEN...

    Kişiliğinin bu tarafının en somut dışavurumu, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Haris Sladziç ile müzakerelerde yaşandı. Müzakerelerin sıkıntılı bir anında Sladziç, bir kenara çekilip sigarasını yaktı. Davutoğlu da yanına gidip “Ver bir sigara da ben içeyim” dedi. O gece dört saat süren müzakereler bittiğinde dört paket sigara bitirmişlerdi. Oysa Davutoğlu sigara tiryakisi değildi. Hem de hiç içmiyordu!

    Hem bu kişiliği, hem de birikimi ve politik tavrı, onu Erdoğan’ın en güvendiği isim haline getirdi. Gerçi kendisinin deyimiyle “savaşmaya hazır tarafları durdurabilecek bir ikna yeteneği” yoktu ve bu bakanlığı sırasında epey başını ağrıttı. Ama bakanlığını ve izlediği politikasını eleştiren çok olsa da hakkında en ufak bir şaibe, en ufak bir iddia ortaya atılmaması da en önemli artısıydı.

    PROF.DR. ÖZCAN: HARİTAYA BİR KERE BAKMASI YETTİ

    Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Malezya’dan yakın arkadaşı. Özcan’ın YÖK Başkanı olmasında da Davutoğlu’nun etkisi büyük. Özcan, Davutoğlu ile Malezya anılarını 2009’da Hürriyet’e şöyle anlatmıştı:
    “Davutoğlu ile 1992’de Malezya İslam Üniversitesi’ndeyken tanışmıştık. Ahmet hocam müthiş bir adam. Tam bir dahi. Boğaziçi’ndeyken babasının station arabasını her hafta sonunda kütüphanenin önüne çeker, 30 kitabı arkasına koyar eve götürürmüş. Çok okur ve hiç unutmaz. Birlikte Singapur’a gittik. O arabayı kullanıyordu. Ben de haritaya bakıp yol tarif ediyordum. Bundan sıkıldı. Arabayı kenara çekip, ‘Şu haritaya bir bakayım’ dedi. Haritaya birkaç dakika baktı. Sonra ‘Tamam tarif etmene gerek yok’ dedi. Haritaya bir daha bakmadan gitti modem alacağımız dükkanı buldu.”

    Hoca şimdi Başbakan

    KÜRTAJ KARŞITI SARE HANIM

    Davutoğlu, 30 yıllık eşi Sare Davutoğlu ile öğrencilik dönemlerinde tanışıp evlendi. Türkiye’nin yeni First Lady’si olmaya hazırlanan Sare Davutoğlu o sırada tıp fakültesinde okuyordu. Davutoğlu ise Boğaziçi’nde yüksek lisans yapıyordu. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak Bahçelievler’de çalışan Sare Davutoğlu, Erdoğan’ın kız kardeşi Vesile İlden’in de yakın arkadaşıydı. Erdoğan ailesiyle eşinin dışında bu arkadaşlığıyla da yakın olan Sare Davutoğlu, Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak’ın doğumunu da yaptırmıştı. Sare Davutoğlu kürtaj karşıtı görüşleriyle de tanınıyor. Üyesi olduğu Hayat Sağlık ve Sosyal Hizmet Vakfı’nın amaçları arasında kürtaja karşı mücadele de yer alıyor. Davutoğlu çiftinin büyük kızı Sefure, Yıldız Holding’in kurucusu Sabri Ülker’in 3. torunu Ahmet Özokur ile ortanca kızı Meymune de İstanbul Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Dursun Topçu’nun oğlu Talha Topçu ile evli.

    Hoca şimdi Başbakan

    DUYGUSAL BALIK

    Davutoğlu da başbakanlık görevini devralacağı 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi 26 Şubat doğumlu. Erdoğan’dan 5 yıl sonra aynı gün doğan Davutoğlu’nun başbakanlık koltuğuna oturmasıyla devletin zirvesinin astrolojik haritası da değişmiş olacak. Zira, “Akrep burcu” Abdullah Gül’den görevi devralacak Erdoğan gibi Erdoğan’dan görevi devralacak Davutoğlu da duygusallığının yanı sıra yardımseverliği, sezgilerinin ve artistik yanının kuvvetliliği ve sınırsız hayal dünyasının sağladığı yaratıcılığıyla tanınan “Balık burcu”ndan.


    SPORTMEN BAKAN

    AK Parti’nin geçen yıl Kasım ayında Kızılcahamam’da düzenlenen istişare toplantısı renkli görüntülere de sahne olmuştu. Milletvekillerinin kendi aralarında yaptıkları futbol karşılaşmasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da sahaya çıkmıştı. Davutoğlu, o dönem AK Parti üyesi olan Hakan Şükür ile aynı takımda forma giymişti. (Rıza ÖZEL/ANKARA)

    Hoca şimdi Başbakan

    TORUN SEVGİSİ

    Davutoğlu, Bosna Hersek'in mesire yeri Vrelo'da torununu bebek arabasıyla gezdirmişti.

    Hoca şimdi Başbakan

    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı