Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Hoca efendiler papaza bile okuyup üflerlerdi

    Murat BARDAKÇI
    16 Kasım 2001 - 01:57Son Güncelleme : 16 Kasım 2001 - 01:57

    Ramazan boyunca, bu sayfada her gün beraber olacağız... Sayfada, önceki yılların ramazan sayfalarında olduğu gibi bu yıl da kültür ağırlıklı, hoş vakit geçirtici konular yer alacak...

    Kolay Ramazanlar

    İlginç olaylar anlatılacak, geleneksel yemeklerimizden değişik çeşniler verilecek, hat ve minyatür sanatımızın ustalarının eserlerinden örnekler sunulacak... Sayfa, popüler tarihçiliğin 1975'te vefat eden büyük ismi Reşad Ekrem Koçu'nun geçmişte yazdıklarıyla süslenecek, elyazması eserlerin sayfalarında kalmış hoş hatıralar gün ışığına çıkartılacak...

    Eskiler, ramazan hakkında birbirlerine temennide bulunurlarken 'Kolay ramazanlar' derlermiş ve aslında temenninin en doğrusu da buymuş...

    Biz de öyle diyor, herkese 'Kolay ramazanlar' temenni ediyoruz...

    İstanbul'da bundan 130 yıl önce bir imamın papaza şifa niyetine okuması tartışması vardı. Hastalanan bir Ermeni papaz imam çağırtarak kendisini okutmuş, bu olay gazetelerde tartışmaya sebep olmuştu.

    Başlığa bakıp 'Bu kadarı da olur mu? Hiç papaz kendisini imama okutur mu?' demeyin. Bu iş olmuş ve vakti zamanında papazın biri şifa niyetine kendisini imama okutup üfletmiş, sonra da kıyamet kopmuş.

    Bu inanılmaz gibi görünen hadiseyi Türkiye'de basınının öncülerinden olan ve 'Basiret' adında bir gazete çıkarttığı için 'Basiretçi' adıyla anılan 19. asır gazetecisi Ali Efendi anlatıyor.

    Ali Efendi'nin gazetesinde 1871 Mart'ında yayınlanan yazıya göre, hadise şu şekilde cereyan eder:

    Ermeni Patrikhanesi'ndeki papazlardan biri hastadır ve şifa bulmak için Müslüman bir hoca getirterek kendisini okutur. Ama bu iş İstanbul'da yayınlanan Ermeni gazetelerine akseder ve kıyamet kopar. Bu gazetelerden biri olan 'Oragir'de, Patrik'e hitaben bir yazı yayınlanır ve 'Hoca çağıran papaza, mezhebinin gerektirdiği cezanın verilmesi' istenir.

    Oragir'in yazdıklarından haberdar olan Ali Efendi oturur, kendi gazetesinde bir güzel döşenir. 'Bu ne taassubdur!' diye başlar, 'Papaz efendi cehaleti ve taassubu bir yana bırakıp kendisini Müslüman bir hocaya okutmuş ise bunda ne var? Siz de günün birinde hastalanıp hoca çağırabilirsiniz ve bu hareketinizi eleştirmeye kimsenin hakkı olmaz' der. Sonra, 'Gazeteler halka birşeyler öğretmekle görevlidirler. Yaptıkları yayın akla uygun olur ise halk bundan istifade eder, aksi takdirde zarar görür' diye yazar.

    Basiretçi Ali Efendi'nin yazdıklarından sonra nelerin olup bittiğini, Ermeni Patrikhanesi'nin imam çağıran papaza ceza verip vermediğini maalesef bilmiyoruz. Ama bundan tam 130 yıl önce yaşanan bu olay, şifa arayan insanların taassubu nasıl bir yana bıraktıklarının çok güzel bir örneği değil mi? (Basiretçi Ali Efendi'nin 'Kitabevi' tarafından geçtiğimiz haftalarda diline dokunulmadan aynen yayınlanan 'İstanbul Mektupları'ndan).

    Hattın en büyük ismi her gün Hürriyet’te

    Prof. Dr. Ali Alparslan

    Türk hat sanatının yaşayan en büyük üstadı kabul edilen Prof. Dr. Ali Alparslan, 1924'te Çorlu'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi ve doktorasını Tahran Üniversitesi'nde verdi. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'yle Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştıktan sonra üniversiteye geçti. Londra, Şikago ve İstanbul Üniversiteleri'nde uzun yıllar Türk Edebiyatı profesörlüğü yaptı.

    Yazıya gençlik yıllarında başladı. O senelerin iki büyük hattatı olan Necmeddin Okyay'dan talik ve rik'a, Halim Özyazıcı'dan da divani ve celi divani yazılarında icazet aldı ve kendisi de çok sayıda öğrenci yetiştirip icazet verdi. Prof. Dr. Ali Alparslan'ın son yazdığı levhalar ve hat sanatının en zor yazı biçimlerinden olan 'celi divani' tarzında eserler, ramazan boyunca bu sayfada yayınlanacak. Sayfada bugün, Prof. Ali Bey'in 'talik' yazı ile yazdığı 'Allah' kompozisyonunu görüyorsunuz.

    Ramazan mönüsü: Terbiyeli paça tiridi

    Paça iyice yıkanır ve kemiklerinin ucu kırılır. Tencereye konur, kapak sıkıca kapanır, akşamdan çok hafif ateşin üzerindebırakılır ve sabaha kadar kaynatılır. Yumuşadıktan sonra kaval kemikleri çıkartılır, ilikler tencereye silkelenir. İstenen miktarda ekmek tereyağında lokma lokma nar gibi kızartıldıktan sonra sahan yahud sahan benzeri bakır bir kaba dizilir, paçanın pişen parçaları bunun üzerine yerleştirilir ve tuz ile karıştırılmış paça suyu üzerinde gezdirilir. Kemiklerin yumuşaması için ateş üzerinde bir müddet daha tutulur.
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı