"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Hoca Efendi kuş misali!

HERKES ABD’de yaşadığını zannediyordu ama meğerse Fethullah Gülen, İzmir’den hiç ayrılmamış!<br><br>Çünkü SSK kayıtlarından anlaşıldığına göre kendisi İzmir’de ajanda ve defter üreten bir şirkette "redaktör" olarak çalışıyormuş!

Her ay sigortası yatırılıyor, maaşı da elden bir yakınına ödeniyormuş.

Matbaanın yöneticilerinden biri Fethullah Gülen’in, matbaada basılan dergi gibi yayınların "tashih/düzeltme" işlerini yaparak bu parayı ve sigortasının yatırılmasını hak ettiğini söylüyor.

Ancak Fethullah Hoca’yı ABD’ye gidip gören, çok sayıda görgü tanığı da var.

Bu durumda Fethullah Gülen’in, aynı anda iki yerde birden bulunabiliyor olması söz konusu ki aradaki mesafe jet uçuşu 11 saatten fazla!

Ama "ermiş kişilerin istedikleri anda istedikleri yerde olabileceklerine inanan" bir arkadaşımdan biliyorum, bu mümkün!

Zaten bununla ilgili bir atasözümüz bile var: Şeyh uçmaz, müritleri uçurur!

Burada müritlerin hem uçurmak hem de şeyhin kolay emekli olup, devletten emekli maaşını almasını sağlamak gibi bir fonksiyonları da ortaya çıkıyor.

Burada bir etik tartışması yapmayı da gereksiz görüyorum.

Her şeyleri bir takiye perdesinin arkasına saklanmış kişilerin, böyle küçük etik meseleleri kendilerine dert etmeyeceklerini biliyorum çünkü.

Biraz gözyaşı, "Hoca Efendi’ye komplo kurmuşlar" konulu Zaman’da ve Sabah’ta yazılacak birkaç tane kompozisyonla bu konu da unutulur, gider.

Halkımız unutur ama ilahi arşiv unutmaz tabii.

Şu "yetim hakkı yeme" meselesi, o arşivden alınıp, insanların önüne bir gün çıkarılır nasıl olsa!

Müslüman, ’canı sıkılan insan’ olmak zorunda mı?

AHMET Hakan, dün Hürriyet’te, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın oğlunun evlilik töreninde çekilmiş fotoğraflar yayımladı.

Yazısında, İslamcı kesimde bu konuyla ilgili olarak yürütülen tartışmaları özetledi.

Geçen gün Ömer Lütfi Mete’nin bir kitabı elime geçti.

"Aşksız, Zevksiz... Allah’sız Müslümanlık - Gerileme Sürecinde İslam’ı Yaşama Sorunu" adını taşıyor. (Profil Yayıncılık.) Bu kitap, yazarın "Hacıyağı ile Parfüm Arasında" isimli kitabının elden geçirilmiş, yeni baskısı.

Ömer Lütfi Mete ile aynı dünya görüşünü paylaşmıyorum. Ama yazılarından yararlandığımı da söylemeliyim.

Mete, İslám’ın "ürkütücü bir Tanrı tarafından konulmuş külfetler bütünü" olarak algılanmasından duyduğu rahatsızlığı irdeliyor.

"Sürekli dilden Allah’ı anmasına ve sürekli dini etkinlikler yaşamasına rağmen, kendisi gibi olmayanlar üzerinde derin bir saygı ve hatta imreniş uyandıramayan Müslümanlık türünün, Allah’ın muradıyla örtüşebildiğini düşünemiyorum" diye yazıyor.

Siyasal İslam’ı savunan bazı kişilerde, dinin kaynağından uzaklaşmaya yol açan ideolojik çarpılmanın nedenlerini araştırıyor.

Bu konulara ilgi duyan okuyucularımın da bu kitaptan haberdar olmasını istedim.

Çok konuşmak yargıca zarar verir

BAZI meslekler vardır ki mensuplarının çok fazla konuşması, kamuoyunun önüne sıkça çıkması doğru değildir.

Bunlar esasen "güven" üzerine iş yapılan mesleklerdir ki çok konuşmak, doğası gereği bu güvenin zamanla erozyona uğramasına ve o meslekteki kişilerin yıpranmalarına neden olur.

Mesela bankacılık böyle bir meslektir. Hekimlik de öyle.

Askerlerin de kamuoyunun önüne çıkıp, çok konuşmalarının böyle bir sakıncası vardır.

Bütün bunların içinde kuşku yok ki en önemlisi de yargıçlardır.

Yargıçların, günlük meselelerin dışında kalmaları, olaylara ve kişilere mesafeli kalmaları gerekir ki günün birinde mahkeme salonunda bu konuda bir şey söyledikleri zaman, sözleri tartışmalara konu olmasın.

Benim lügatimde yargıç, mahkemede kararlarıyla konuşan kişidir. Başka bir söz söylemesi gerekmez. Çünkü toplumda yargıçlara güven bir kere sarsılırsa, bir toplumu ayakta tutan en temel unsurlardan biri zarar görür.

Bunu uzunca bir süredir yazmak istiyordum, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun açıklaması nedeniyle bugün yazıyorum.

AKP’nin kapatılması ile ilgili dava açıldığından beri, Yüksek Yargı organları ile ilgili ciddi bir siyasi kampanya yürütülüyor.

AKP, bir yandan içerideki elemanlarıyla öte yandan dışarıda söz geçirebildiği kişiler aracılığıyla bunu bilinçli olarak yapıyor.

Ancak bununla mücadelenin yolu, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını tartışılır hale getirecek eylemler de olmamalı.

Ortada yargıyı ilgilendiren bir konu varsa (ki var) yargıcın konuşacağı yer artık mahkeme salonudur, kameraların ve gazetecilerin önü değil!
X