Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

His kapıları

11 Ağustos 1999 günü tatilde ve Bodrum’daydım. Güneş parlak, hava sıcak, deniz kaymak, akıl çıplak, beden serilmiş olarak kumsalda ben başıma umursamazları yaşıyordum desem yalan olur.

Tamam, tatildeydim ve de Bodrum’daydım. Ama hayatı ve her şeyi hiç bu kadar umursar bir halde olmamıştım.

Kumsaldan eve kaçmıştım, aklım hayli giyinik bir durumdaydı, seziler en tepe noktasında kırmızı alarm durumunda yanıp sönüyordu. Bir siren sesi eksikti etrafımda. Üstümde de kırmızı itfaiye elbisesi. Güneş parlak değildi. Üstelik kapkaranlık, hiç tanımadık bu karanlık yüzüyle bana hayli sevimsiz gelmişti.

20’inci yüzyılın bu son güneş tutulması bana dokunmuştu. Bir hafta öncesinden başlayan kabuslar serisi zaten bir hafta olan yegane tatilimi, ‘itina ile olacaklar sezilir haftası’na dönüştürünce, olaylar benim ve ailem için normal dışı akmaya başlamıştı.

* * *

Her gece farklı ama uzun ve de hayli detaylı rüyalar görmeye başlamıştım. Benim için çok şaşırtıcı değil. Ailece rüyalar dünyasına önem derecesi, içsel durumlara fazlası ile inanan küçük bir Harry Potter topluluğu gibiyiz zaten. Ama birbirini izleyen bu felaket habercisi rüyalar, üstüne bir de tepemizde Karanlık Güneş, durum tam bir fantastik bilim kurgu olayına dönüşmüştü.

Gördüğüm, 2000 sonrası olmayan sözde zaman akışında, her şeyin bilinenin ötesinde hızla değişime uğradığı idi. Her gece felaketlerden bir bölüm gördüğüm o hafta, anladım ki dünyayı ağır durumlar bekliyor. İnsanlık için hızlandırılmış kurslar ve takibinde hayli vurucu sınavlar zinciri de diyebiliriz bu anlara.

Toplu halde girilen ve toplu halde göçülen felaket sınavlar dizisi.

* * *

Bu sarsıcı hafta sonunda, 11 Ağustos günü gökyüzünle bakıştık. İşte oradaydı. Aramıza Ay girmişti ve yüzü kararmıştı. Bu olağan evren olayından ben neden bu kadar etkilendim diye düşündüm. Tüm bu maneviyat fırtınaları neden? Sistem öyle güzel işliyor ki, bir tik taklarını duyamıyoruz ama mükemmel işliyor. Sistemin bazı yerlerine bir tik atmış sanki Tanrı. O işaretten sonrasında şuuuuunlar olsun! İnsanlara öğretmek sanırım zor bir iş.

Kavramak ve anlamak bizler için bazen çok zooor oluyor, kabul etmek gerek.

Yüreklerimizi bağlamışız sıkı sıkı paçavralarla, oluşlarımızın gerçeklerini hiç hissetmeden yaşıyoruz. Anlayalım diye bu işaretler ve takibinde gelenler aslında bizim için.

* * *

Geçen günlerde Hürriyet’te bir küçük haber okudum. İçinde bulunduğumuz bu yüzyılın ilk güneş tutulması 29 Mart 2006 günü olacakmış. Hadi bakalım bir tik daha. Bu da bir işaret midir sonsuz öğreti maratonunda? Yine neler anlamamız gerek bilgi kuyusundan? Yine mi savaşlar var önümüzde kıyasıya hayli kanlı, hayli çetin bu bilinçsizlerle? Yine mi alacak koynuna dünya avuç avuç insanları ve kulaklarına neler fısıldayacak öğrensinler artık diye?

Sorular yığını çökmeden üzerime, ben o güne ve sonrasına hazırlanmayı seçiyorum. Tıpkı 11 Ağustos 1999’daki gibi. Tüm aile el ele tutuşup ortak olumlu düşünce üretmiştik. Kendimizi gelecek felaketlerden korumak için bilinçlerimizin açılmasını, öğretimizin bize sevgi ile aktarılmasını istedik. Tüm dünya için dua ettik. Evrene bizden bir küçük temiz ışık yolladık. Gider bir yerlerde bir yüreğe ulaşır diye sevgimizi o gün Bodrum’dan etrafa yaydık.

29 Mart 2006 yakında gelecek. Neler olunur bilinmez. Ama his kapılarını aralayıp evrene sevgi yollamak bizim elimizde. Güneşin yüzünün karardığı o gün hep birlikte evrene gülümsemek gerek bence...

Sevgi ile kalın...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI