Hıristiyan Klübü ve Lebensraum'u unutalım

Ertuğrul ÖZKÖK
Haberin Devamı

Çırağan Sarayı'nın Boğaz'a bakan Şimal odasında, Almanya'da ‘‘patronların patronu’’ olarak tanınan, Olaf Henkel'le kahvaltı ediyoruz.

Henkel, Alman Sanayiciler Birliği Başkanı.

14 kişilik bir Alman işadamı heyetiyle birlikte Türkiye'ye önemli sonuçlar verecek bir ziyaret yapıyor.

ÜSLUP SORUNU

Masada ikimiz dışında TÜSİAD Başkanı Muharrem Kayhan var.

Henkel çok ilginç ve cesur mesajlar veriyor.

Konuşmaya, dün Başbakan Mesut Yılmaz'la yaptığı görüşmeden başlıyoruz. Tabii hemen, ‘‘Başbakan Yılmaz'la üslup sorununuz oldu mu?’’ diye soruyorum.

Başbakan Yılmaz'ın bu konuda eski bazı ‘‘sabıkaları’’ bulunduğu için cevabını merakla bekliyorum.

Doğrusu beni biraz şaşırtan bir cevap veriyor:

‘‘Ben Başbakan Yılmaz'ı gayet iyi anlıyorum. Benim de üslup sorunlarım var. Her şeyi direkt konuşurum. O nedenle basınla başım hep derde girer. Yılmaz da öyle konuşuyor. Avrupalı siyasetçiler bir şey söyleyeceği zaman iki defa düşünüp söyler. O nedenle ne dediklerini anlamak güç olur. Direkt konuşan insanları anlamak daha kolaydır.’’

Herkel, Türkiye'ye gelmeden önce Almanya Başbakanı Kohl'le görüşmüş. Kohl, Mesut Yılmaz'a iletilmek üzere bir mesaj vermiş.

Bu mesajın içeriği neydi? Henkel, ‘‘Fazla içeriği yoktu. Sadece iyi dileklerini iletti’’ diyor.

Peki Yılmaz ne mesaj verdi? O da iyi dileklerini iletmiş. Ama bu çok önemli.

Önemli olan iki lider arasındaki mesaj trafiğinin yeniden başlaması.

Daha da önemlisi, Türkiye'ye gelişinden önce Alman Dışişleri Bakanı Kinkel'in verdiği mesaj.

KİNKEL'İN MESAJI

Kinkel, ‘‘Türk yetkililerine, Almanya'daki seçimlerden önce mutlaka Türkiye'ye gelmek istediğimi bildirin’’ demiş.

Bu da önemli bir mesaj.

Buna karşılık Türkiye de önemli bir jest yapmış. Dışişleri Bakanlığı bütün Türk yetkililere, gelen Alman işadamı heyetine ‘‘bakan protokolü hazırlanmasını’’ istemiş.

Yani, başlangıç iyi...

Bir başka ilginç ayrıntı daha var. Alman işadamlarının bu ziyareti düzenleme fikri tanıdık bir insandan gelmiş.

Mercedes'in eski genel müdürü Türkiye'de doğup büyümüş bir kişi. Yılmaz'la Kohl arasındaki tartışmadan sonra ilişkiler kötüleşince, Henkel'i arayarak, ‘‘Bir şeyler yapmamız gerekir’’ demiş.

Ziyaret fikri bundan sonra oluşmuş.

Henkel'le Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişi konusunu da konuşuyoruz.

‘‘Avrupa Birliği'nin bir Hıristiyan kulübü olduğunu söylemek aptalca bir şeydir’’ diyor ve hemen arkasından şu çok önemli öneriyi yapıyor:

‘‘Siz bu Hıristiyan kulübü lafını unutun, biz de Yılmaz'ın lebensraum sözünü unutalım.’’

Demek ki, ‘‘Hıristiyan kulübü’’ suçlaması Avrupalılar'ı gerçekten sinirlendiriyormuş.

Bunu işitmekten çok mutlu oldum.

ÖZEL PROGRAM

Peki Türkiye ne zaman Avrupa Birliği'ne girebilecek?

Cevabı şu oluyor:

‘‘Türkiye ile Bulgaristan'ın AB'ye girmesi aynı olay değil. Türkiye, Avrupa'nın ikinci büyük ülkesi. Ayrıca birçok ekonomik ve sosyal sorunu var. Onun için Türkiye'nin girişiyle ilgili özel bir program yapabiliriz.’’

Bu sözler Türk yetkililerin hoşuna gitmiyor. Çünkü Türkiye, özel statüyü kabul etmiyor. Dolayısıyla, Herkel'in söylediklerinde yeni bir şey yok gibi görünüyor.

Ancak yeni bir açılım getiriyor:

‘‘Bu özel statünün, Türkiye'ye karşı bir ayrımcılık olmadığını Türk halkına ispat etmeliyiz.’’

Bu son cümle önemli. Evet ispat edilmeli, ama nasıl?

Bunun için de, ‘‘Bir yol bulunabilir’’ diyor.

Lüksemburg zirvesinden sonra, Yılmaz'ın ‘‘Avrupa ile ilişkileri dondurabiliriz’’ sözlerini fevkalade yanlış buluyor. ‘‘Avrupa'ya kapıları kapatmadan önce, alternatifimiz ne sorusunu sorup, cevabını bulmanız gerekir’’ diyor.

ALTERNATİFİNİZ NE

Arkasından ekliyor:

‘‘Alternatifiniz ne? İran'la, Irak'la bir entegrasyon mu? Türk dili konuşan ülkelerle bir birliktelik mi? Hayır, bunların hiçbiri değil. Türkiye'nin yeri Avrupa'dır.’’

Ekonomik konulara gelince...

Alman heyeti, Türkiye'nin uygulamaya başladığı yeni ekonomik programı ‘‘fevkalade iyi’’ bulmuş.

Henkel, ‘‘Hem program, hem Yılmaz bizi etkiledi. Bu program uygulanırsa mesafe alırsınız. Disiplinli bütçe çok önemli’’ diyor.

Önerisi ise şu:

‘‘Enflasyonun üzerine saldırın. Aslında sanayiciler ve işadamları enflasyondan rahatsız değillerdir. Ama enflasyonun acısını halk çeker. O nedenle ne yapıp yapıp, enflasyonu indirmek gerekir.’’













Yazarın Tüm Yazıları