"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Hipnoza gittim hipnoterapiye

Babamı kaybedeli 8 yıl olmuştu ama ben, sanki onu dün kaybetmişimcesine acılar içindeydim.

Sadece babam konusu da değil; 2 çocuk, 2 ülke arasında gelgitler, maddi sorunlar, iş sorunları, taşınmalar, doğum öncesi yaşanan sağlık sorunları vesaire derken travmatik bir şekilde kendimi berbat hissediyordum. Hayat sizin kötü hissetmenize aldırıp da ara vermenize olanak da tanımıyor. Çocuk emzirilmek istiyor, eş ilgi bekliyor, çalışmak gerekiyor, ve hepsi bir arada olunca, bazen insan kafayı yiyor. Bir gün bir broşürde: “Kendini hazır hisseden herkes bir gün hipnoterapiyi dener..” gibi bir şey okudum. Broşürü çantaya attım. Ara ara açtım okudum. Sigarayı bırakmaktan, kilo vermeye; stresten, depresyona bir sürü şeye yardımcı olabileceğini yazıyordu kadın. Merakımı yenemedim. Randevu aldım. Arkadaşımı arayıp: “Seans 2 saat sürüyormuş. 3 saat sonra seni aramazsam, Dubai’ yi ayağa kaldır. Adres ve telefonu şu.” dedim.

Korka korka

Bunları yazmak benim için pek de kolay değilmiş aslında. Ayşe’nin (Arman) benimle yaptığı röportajdan beri her gün soru dolu e-postalar aldığım için, belki birilerine bir faydası olur diye yazmaya çalışıyorum.
Hipnoz nedir, nasıl olacak, başıma ne gelecek, ya kadın beni köpek yapar sonsuza kadar havlarsam gibi, akıllı akılsız bir sürü şey düşündüm giderken. Kadın benimle uzunca sohbet etti. Ben sürekli çaktırmadan beni hipnotize mi ediyor şüphesi yaşadım. Bir sürü soru sordu. 3 kilit soruna indirgedi anlattıklarımı. “Hazır mısın?” dedi, “Korkuyorum..” dedim. Konuştu, bir şeyler anlattı, 100 e kadar saydırdı galiba. Oraları net değil kafamda. Ben zannediyordum ki dünyadan kopacağım. Hiç kopmadım, uyuşmadım. Nasıl bir his biliyor musunuz, gözünüz kapalı ama uyumuyorsunuz, sorulan cevaplara cevap vermemezlik edemiyorsunuz ama aslında kendinizdesiniz. O sordu ben cevapladım. Derken, hayatımda yüzleşmekten en korktuğum, beni en rahatsız eden insanla yüzleşmeye hazır mıyım diye sordu. “Bilmiyorum..” dedim. Tedirgindim. Ya eşim çıkarsa mesela, ya da en sevdiğim arkadaşım? Sonra ne yaparım diye düşünürken, karşımda, aman Allah’ım!, babamın oturduğunu görüverdim. Başladım hüngür hüngür ağlamaya. Ama ne ağlamak kardeşim! Derin, okyanus mavisi gözleriyle bana mahsunca gülümseyerek bakan babam oturuyordu karşımda! Sarılmak istedim, yapamadım. O kadar çok ağlıyordum ki, hiçbir şey yapacak halim yoktu. Babam da ağlıyordu karşımda. İçini çeke çeke hem de, çocuk gibi. Kadın sanki bir beni bir babamı konuşturuyordu. Nasıl yaptığını bilmiyorum; ama oluyordu. Nazikti her şey, ama feci can yakıyordu. Anlatması çok güç. Bıraktım kendimi. İçimde birikmiş ne varsa, beynimin dibindeki çöplükten bile çıkarıp uzaklara, benden çok uzaklara bir yerlere attım sanki. Meğer amma kızgınmışım aşık olduğum babama. Neye kırgındıysam anlattım tek tek. Meğer neler atmışım onca yılda yaşananlardan şu bilinçaltı denen dipsiz kuyuya.


Babam ve ben

Babam bana, ilk defa orada, ben hipnotizeyken: “Sen iyi ve güvenilir bir çocuktun. Sırf sana zarar gelmesin diye, seni korumak için ben abarttım. Sana haksızlık ettim. Benim hatamdı. Ben aslında sana değil başkalarına güvenemedim..” dedi. “Peki baba, neden bunu bana daha önce söylemedin?” dedim. “Çamaşır makinasi alırken kullanma kılavuzu veriyorlar, anne-baba olunca kimse eline çocuk için kılavuz vermiyor. Söylemem gerektiğini bilmiyordum. Bilmediğimi söyleyebileceğimi de bilmiyordum. Lütfen beni affet güzel kızım...” dedi. O anda nasıl oldum biliyor musunuz? Hafifledim, tüy gibi oldum sanki. Ağlarken gözlerim kör olacak sandım 2 saat boyunca. “Baba ben de seni anca şimdi anladım, anne olunca” dedim. Teşekkür ettim. Özür diledim. Yapamadığım bir sürü şeyi dile getirdim. Kadın bana, babamı affetmem gerektiğini söyleyince ama, kalakaldım öylece. İstemedim. “Denemelisin ama!” dedi kadın bana. Durdum. Bilmiyorum ne kadar zaman geçti; ama affettim. Babacığımı affettim en sonunda. O anda sandalyeden kalktı, bana sımsıkı sarıldı ve gitti uzaklara. Kadın beni kendime getirdi. Artık bozuk, yıkık, dökük, Yonca değildim galiba. Hipnozdan sonra uzunca süre sakince arabada tek başıma sessiz sedasız oturdum. Uzaklara baktım. Derin nefes aldım. Şişmiş ve acıyan gözlerimle başbaşa.


Kızım ve ben

Eve gittim. Kızımın yanına uzandım. “Bu annelik bazen çok zor be güzel kızım, zorlanıyorum.” dedim. “Neden?” dedi. “Kek yaparken kitaba bakıyoruz ya hani, ben de size bakarken bilemediğim şeyler için bazen kitaba bakıyorum; ama içinde tam da sizi anlatmadıkları için hangisi tutar bilemiyorum. Hata yapıyorum. Yani keke bazen şeker yerine yanlışlıkla tuz atabiliyorum. O zaman da çok üzülüyorum çünkü ben sizi çok seviyorum.” dedim. “Anne, senin annen de sana hata yapmış mıdır?” dedi. “Yapmıştır tabi. Herkes hata yapar; anneler, babalar, büyükanneler, dedeler... hata yapmak kötü değil ki, özür dilememek, düzeltmeye çalışmamak ve affetmemek yanlış galiba..” dedim. “Çocuklar da hata yapıyor annecim” dedi, hiç unutmuyorum. “Ben de daha çocuğum ya, ondan daha bilemiyorum, hata yapıyorum.” dedi. “Güzel kızım, ben yaptığım hatalardan dolayı çok üzgünüm, beni affeder misin lütfen...?” dedim. “Annecim ben seni affettim zaten ama, sen de beni affet..” dedi. Sarılıverdik birbirimize. Uyuduk öylece. Çok şükür bugünlerimize...
Yonca
“Kuştüyü”


Hipnoterapi dip notu: Ben Dubai’de bir uzmana gittim. Adı, Beryl Comar’dı. Türkiye’de bu işi kim yapar, uzmanı kimdir bilmiyorum. Araştırıyorum. Bulunca haber vereceğim. Eğer bu konuda tecrübesi olan varsa yazsın. Bekliyorum.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI