« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Hiperpoliglot’lar, onlarca dili su gibi konuşuyor

Bazı insanlar tek bir lisanı bile doğru dürüst öğrenemez iken, bazıları bir düzine yabancı dili kolayca nasıl öğreniyor? İşte bu konuşu araştıranlardan dünyaca ünlü İngiliz dil profesörü Hudson, onlarca yabancı dili su gibi konuşanların listesini yapıyor.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Universty College London’dan lengüistik (dilbilim) profesörü Dick Hudson’a bir gün bir elektronik posta gelmiş: "Sayın Profesör, önce verdiğim rahatsızlıktan dolayı beni bağışlayın. Bu mektubu göndermemin nedeni yazdığınız bir makaleyi okumam" diye başlayan iletide, hayatında hiç okula gitmediği halde 70 dili kusursuzca konuşan Sicilyalı dedesinin öyküsü anlatılıyordu.

Dünyanın en saygın dilbilimcilerinden biri olan Hudson, 1996 yılından bu yana rekor sayıda dil bilen kişileri ortaya çıkartmaya çalışıyor.

Mektubu gönderen bay Salvadore’nin amacı da, 18.Yüzyıl’da yaşamış İtalyan Kardinal Giuseppe Mezzofanti veya 2002’de ölen Amerikan haberalma örgütü üyesi Vernon Walters gibi çok sayıda dil bilen kişilerin yer aldığı listeye dedesinin de dahil edilmesiydi.

Salvadore’a göre, dedesi 20 yaşlarında iken, 1910’lu yıllarda New York’a göç etmiş. Burada tren istasyonlarında hamal olarak çalışmaya başlamış. Bu meslek ona çeşitli dilleri konuşan insanlarla temas kurma olanağı sağlamış. Bir seferinde dedesinin ayaküstü, bir gazeteyi üç ayrı dilde, sözlü olarak tercüme ederken gördüğünü belirtiyor.

Türkçe de var

Salvadore, 1950’li yıllarda 10’lu yaşlarını sürerken dedesine bir dünya turunda eşlik etmiş. Hangi limanda inerlerse dedesinin o ülkenin dilini konuştuğunu söylüyor ve dolaştıkları ülkeleri şöyle sıralıyor:

Venezüella, Arjantin, Norveç, İngiltere, Portekiz, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Suriye, Mısır, Libya, Fas, Güney Afrika, Pakistan, Hindistan, Tayland, Malezya, Endonezya, Avustralya, Filipinler, Hong Kong ve Japonya.

Her limanda oranın yerel dilini konuştuğunu varsayarsak, en az 15 lisanı konuştuğu anlaşılıyor.

Daha da ilginci Salvadore’un dedesinin bu yeteneğinin ailenin diğer üyelerinde de görülmesi. Diyor ki "Her üç dört kuşakta bir ailemden birisinde bu yetenek görülüyor". Dedesi bir gün ona, kendi babasının ve büyük amcasının 100’den fazla dili konuştuğunu söylemiş.

Hudson bu iletiden sonra dedenin adını da dil şampiyonlarının listesine ilave etmiş. "Hiperpoliglot" olarak nitelendirilen bu insanlar, 6 veya daha fazla dili konuşabiliyor.

Altı sayısını seçmesinin nedeni bazı toplumlarda herkesin akıcı bir şekilde beş dili konuşabilmesi.

Dilde üst sınır ne?

Lisan, insandan insana değişen bilişsel bir yetenektir. Bilim adamları uzun süredir bu yeteneğin hastalık veya bir travma sonucu nasıl etkilendiğini araştırıyor. Ancak bu yeteneğin üst sınırları konusunda kesin bir şey bilinmiyor.

Son yıllarda dilbilimciler, psikologlar ve sinir bilimciler bir araya gelip, poliglot’larda üst sınırın ne olabileceğini araştırıyorlar. Bu insanlar olağanüstü beyinlere mi sahip? Eğer öyleyse beyinlerini özel kılan ne? Yoksa bunlar sıradan beyinlere sahip sıradan insanlar da, yalnızca sıkı çalışma ve motivasyon sonucu böyle olağanüstü bir özelliği geliştirmiş olabilirler mi?

Hudson’ın amacı, poliglot’ların bu olağanüstü güce nasıl eriştiklerini anlayarak sıradan insanların lisan öğrenme çabalarına destek olmak.

Bu konu Amerikan haberalma kuruluşlarının da ilgi alanına giriyor, özellikle terörist saldırıların önlenmesinde anında tercümenin yaşamsal önemi olduğuna inanıyorlar.

Bu kuruluşların hedefi, kısa zamanda dil uzmanları yetiştirmek ve bu kişilerin uzmanlıklarını daha etkin bir şekilde sürdürmelerini sağlamak.

72 dilli adam

"İnsanlara yeni bir dili öğretmekte çok zorlanıyoruz" diye konuşan ABD yönetimde görevli bir yabancı dil uzmanı, "Bu nedenle bilim adamlarının lisan öğretme yolunda en iyi yöntemi geliştirererek hem kendi elemanlarımıza, hem de üniversietelerdeki öğrencilere yardımcı olmasını istiyoruz" diyor.

Son zamanlara kadar hiperpoligot’larla ile ilgili bilimsel bulgulardan çok, anekdotlar söz konusuydu.

Sözgelim Mezzofanti’nin yaşam öyküsünü yazan Charles Russel’a göre, 1774’de Bologna’da doğan Mezzofanti, Türkçe ve Ermenice dahil 72 dil biliyordu. Bunların 39’unu akıcı bir şekilde konuşabiliyordu. Asıl adı Giuseppe Caspar Cardinal Mezzofanti idi .

Çağımızda bu tür anekdotlat biraz kuşku ile karşılanıyor.

Hudson’ın listesini gören Robert Johnson adlı Teksaslı bir dilbilimci, Mezzofanti’nin 72 dil bilmesini pek mantıklı bulmuyor:

Farklı görüşler

"Bu öykü bana kalırsa mantık dışı. Bir insanın 72 dili öğrenmesi yaşam süresine sığmaz. Her dilde 20.000 sözcük olduğunu (ki bu çok düşük bir sayıdır) ve Mezzofanti’nin her sözcüğü her gördüğünde ve duyduğunda anımsadığını varsayarsak bile her sözcüğü bir dakikada öğrenebilir. Dolayısıyla 72 dili 5 buçuk yılda günde 12 saat çalışarak öğrenebilir. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?"

Dilbilimciler bu soruyu yanıtlarken farklı görüşler ileri sürüyor. Sözgelimi, Massachusetts Institute of Technology’den 2001 yılında ölen dilbilimci Ken Hale’nin 50 farklı dili konuştuğu iddia ediliyor.

Avusturya, Innsbruck Üniversitesi’nden dilbilimci Philip Herdina kuşkucu bilim adamlarından biri. İnsanların 72 dili öğrenebilecek bilişsel kapasiteye sahip olmasının çok zor olduğunu düşünüyor. Bu yeteneği sürdürmek için diğer faaliyetleri kesmek gerektiğine inanan Herdina, aslında farklı bir dil yeteneğine sahip insanlarla ilgileniyor.

Bu insanlar bir veya üç yeni dil daha öğrenebiliyorlar, ancak bu dilleri erişkin olduklarında öğrenseler dahi, o dilin yerlisi kadar akıcı ve aksanlı konuşabiliyorlar. Bu da istisnai bir durum, çünkü ergenlik çağını geçen kişilerin bir lisanı daha zor öğrendiği kabul ediliyor.

Ancak diğer bilim adamları bazı insanların çok sayıda dili öğrenebilmesinin olanaksız olduğu fikrine katılmıyor. "İnsanların yeterli zamanı ve olanakları olduğu sürece öğrenebildiği dil sayısı sınırsızdır" diye konuşan MIT’den dilbilimci Suzanne Flynn, "Bildiğiniz dil sayısı arttıkça yeni dil öğrenmek kolaylaşır" diyor.

Macar dil ustası

Harvard Üniversitesi’nden psiko-lengüist Steven Pinker, Flynn’a katılıyor. Pinker bir insanın bir düzine yabancı dil öğrenmesine engel olabilecek tek şeyin kuramsal olarak benzer bilgilerin birbirine karışması olduğunu söylüyor.

Flynn ve Pinker haklıysa, yani çok sayıda dil öğrenmek standart ise, niçin bu standartlara çok az sayıda insan uyum sağlıyor? Los Angeles’teki Kaliforniya Üniversitesi’nden eğitim ve dilbilim profesörü Stephen Krashen, çok sayıda dil öğrenenlerin çok çalıştığına ve nasıl öğrenmeleri gerektiğini daha iyi bildiklerine inanıyor.

Krashen bu iddiasına kanıt olarak, Lomb Kato’yu örnek gösteriyor.

Kato Soğuk Savaş döneminde çevirmen olarak çalışan bir Macardı. İlkokulda Almanca öğrenen Kato, 86 yaşında aralarında Çince, Rusça ve Latincenin de olduğu 16 dili konuşabiliyordu ve o yaşta İbranice öğrenmeye çalışıyordu.

Krashen 86 yaşındaki Kato ile Budapeşte’de tanıştı. Dil öğrenme konusunda özel bir yeteneğe sahip olduğuna inandığını söyleyen Kato, Çince ve Lehçeyi okulda, diğer dilleri kendi kendine öğrendiğini belirtti.

Sözlükler yardımıyla öyküler okuduğunu açıklayan Kato, bu yeteneğini nasıl geliştirdiğini "This is How I learn Languages" isimli kitabında dile getirdi. 2003 yılında ölen Kato, Krashen’e göre sıradan bir insandı; yalnızca çok sayıda yabancı dil öğrenmeye hevesliydi ve bunu nasıl yapacağını çok iyi biliyordu.

Sıradışı bir beyin gücü

Ne var ki diğer bilim adamları sıradışı bir beynin bu konuda çok önemli bir rol oynadığına inanıyor. 1980’lı yılların sonlarına doğru, City University of New York’tan sinir bilimci Loraine Obler, "CJ" olarak ismlendirdiği, lisan öğrenme yeteneği olağanüstü boyutlara varan bir kişi ile karşılaştı.

CJ 29 yaşındaydı ve Harvard Üniversitesi’nde lisansüstü derecesi için çalışıyordu. Çocukluğunda anadilinin dışında bir dil öğrenmemişti. Lisede iken Fransızca’nın yanısıra Almanca, ispanyolca ve Latince öğrendi. Mezun olduktan sonra çalışmaya gittiği Fas’ta Arapça da öğrendi. Ayrıca eşcinseldi.

Obler ve meslektaşları CJ’ye IQ ve diğer kişilik testlerini uyguladılar. İnsanlar poliglot’ların olağanüstü akıllı olduklarını sanır. Oysa CJ’nin IQ’su yalnızca 105 çıktı. Çocukken okumayı güçlükle öğrendiği ve okulda çok da parlak bir öğrenci olmadığı biliniyordu.

Ancak Modern Dil Yetenek Testi’nde CJ olağanüstü bir performans çıkarttı. CJ, ayrıca karmaşık şekillerin sorulduğu testlerde de çok başarılıydı. Sözel belleği çok iyiydi. Ancak herkes gibi sayıları ve görüntüleri çok çabuk unutuyordu.

Yön bulamıyor

Bütün bu testlerin sonucunda, CJ’in lisan öğrenme konusunda olağanüstü yeteneklerle donanmış olarak doğduğu sonucu çıkartıldı. Oysa diğer alanlarda normaldi. CJ, haritaları çözmekte ve yön bulmakta zorlandığını ifade ediyordu.

Ayrıca kendisinde "Geschwind-Galaburda kümesi" denilen bir özellik bulunduğu da tespit edildi. Bu durum solaklık veya iki eli de aynı beceri ile kullanma eğilimi, eşcinsellik, otoimmün hastalıklar, okuma bozuklukları, ve müzik, matematik ve sanatsal alanlarda yetenek gibi eğilimlere zemin hazırlıyor.

Obler bu durumun doğuştan geldiğine inanmakla birlikte, CJ’in tek yumurta ikizinde bu yeteneğin görülmemesinin, genetik bağlar konusundaki varsayımı zayıflattığını belirtiyor.

1980’li yıllarda Kanada’daki Ottowa Üniversitesi’nden Chantal Desmarais ve Eta Schneiderman, ana dilleri kadar akıcı bir şekilde yeni dil öğrenen yetişkinlerin görsel-uzamsal yeteneklerinin zayıf olduğunu ileri sürüyordu.

Alman şampiyon

Hiperglot’ların ayrıntılı beyin taramaları ancak 2004 yılında gerçekleştirilebildi. Almanya’daki Jülich Araştırma Merkezi’nden sinir bilimci Katrin Amunts’un liderliğinde yapılan bu çalışmada 1930 yılında ölen Alman dil şampiyonu Emil Krebs’in korunmuş beyni incelendi.

Çin’deki Alman Elçiliği’nde çalışan Krebs’in 60 dili akıcı bir şekilde konuştuğu söylenir. Standart histolojik (dokubilim) tekniklerden yararlanarak, Krebs’in beynindeki lisan öğrenme ile ilgili olan Broca bölgesi ile, tek dil konuşan 11 kişinin beyninin benzer bölgeleri karşılaştırıldı.

Sonuçta bu iki beyin arasında farklılıklar olduğu anlaşıldı. Ancak Krebs bu şekilde mi doğmuştu? Yoksa beyni zaman içinde mi değişikliğe uğramıştı? Bu durumda yalnızca spekülasyon yapılabileceğini söyleyen Amunts, Krebs’in genetik bir yatkınlığının olmasının çok büyük bir olasılık olduğunu belirtiyor. Hiperglotizm’de genetik bir yatkınlık olduğu tezini, bu özelliğin aile üyeleri arasında görülmesi de destekliyor. Urbana-Champaign’deki Illinois Üniversitesi’nden Richard Sproat da bu özelliğin kalıtsal olduğuna inananlardan.

Dil genleri

1990’lı yıllardan bu yana bilim adamları lisan öğrenme bozukluğunu genetik bir özelliğe bağlıyor. Bu KE ailesinde ortaya çıkan durumu açıklayabiliyor. KE ailesinde bazı üyelerin belirli bir gramer ifadesini üretememeleri üzerine ailenin genetik yapısını inceleyen bilim adamları 1990 yılında Fox2 denilen geni tespit ettiler ve 2001 yılında da bu bozukluğa yol açan mutasyonu buldular.

Ancak lisan öğrenme konusunda yeteneksizlikten çok olağanüstü yetenek söz konusu olduğunda, aileleri genetik incelemeye tabi tutmaya ikna etmek zorlaşıyor. Büyük bir olasılıkla bu kişiler bozuk olmayan bir şeyi incemenin gereksizliğine inanıyorlar.

New Scientist, 8 Ocak 2005 tarihli sayısında yayımlanan makaleden derlediğimiz yazıya göre, N’nin dedesi ile ilgili araştırmalar yapmak isteyen bilim adamları ne yazık ki aileden gerekli izni alamadılar. Ancak ilişkinin sürdüğü dönemde N dedesi ile ilgili şu bilgiyi vermişti:

Umut gelecekte

"Dedemle çıktığımız dünya seyahatinde Tayland’a geldiğimizde, dedemin burada konuşulan dili bilmediğinden emindim. Ancak iki hafta sonra bir gün dedemi pazarda satıcılar ile tartışırken gördüm. 1960’lı yılların sonlarında Tayland’daki ABD askeri birliklerinde 18 ay kalmam gerekti. Bu sürede Tay dilini biraz öğrendim. Ancak geri döndüğümde dedemle bu dilde konuşmaya çalıştığım zaman Tay dilini benden daha iyi bildiğini fark ettim. Şimdi dedemim torunlarından biri daha 7 yaşında olmasına karşın üç dilde 100’e kadar sayabiliyor".

Bilim adamları, beyin görüntüleme teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak poliglot’ların beyinlerinin nasıl çalıştığını ileri yıllarda anlayacaklarına inanıyorlar.

Bunları da Beğenebilirsiniz