Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hıncal Abi bu nasıl mantık

<B>HINCAL Uluç </B>büyüğüm Sabah’taki köşesinde yazmış. Hemzemin geçitte tren altında kalan ve 7 çocuğa mezar olan minibüsün şoförünü ve bu konuda yazı yazanları eleştiriyor.

O günlerde ben de yazmıştım. Alındım. Ben dedim ki: ‘O hemzemin geçitte daha önce de kazalar olmuş. Ya yerini değiştirmek ya da kontrollü geçiş vermek gerekirmiş.’

Çünkü benim bildiğim medeni ülkelerde böyle yaparlar.

Hatta bazen bizde bile öyle yaparlar. TEM’in Okmeydanı bağlantı yolu hatalı yapımdı ve kazalara neden oluyordu, yolun birkaç metresini yeni bir kavisle yaptılar.

Hıncal Abimiz ise bizimle aynı fikirde değil. Diyor ki: ‘Minibüs şoförünün çocukları da aynı minibüsteymiş. Sorumlu insan dikkatli olur. Dikkatli geçer. Bu ülkede insan güdülmek zorunda mı, kendi bilinci yok mu?’

Allah aşkına Hıncal Abi, böyle mantık olur mu?

Bu ülke insanı güdülmek zorunda değilse, yasaya da gerek yok.

Akıllı ve sorumlu insanlar doğru düzgün davransınlar olsun bitsin.

Ama iş öyle değil.

Devlet insanlarını korumak, düzeni sağlamakla görevli.

Maçta yerine oturan adamı kaldırmadığı için polisin ve devletin görevini yapmadığını söyleyen de Hıncal Uluç, tehlikeli yere kontrolsüz hemzemin geçit yapan devleti koruyan da Hıncal Uluç.

Maçta yanlış yere oturan vatandaş polis zoruyla güdülmeli, ama tren altında kalmamak için güdülmemeli..

Bu nasıl mantık Hıncal Abi, bu nasıl mantık.

Namuslu olan açık olur

MISIRLA ilgili yazılarımız ses getiriyor. Tarım ülkesi Türkiye 20 yıl içinde tarımda dışa bağımlı hale getirilince bu yazıların ses getirmemesi mümkün değil.

Ben ‘Birileri mısırları yola çıkardı bile’ deyince epey kalabalık bir grup yerinden zıpladı.

‘Türkiye mısır ithal etmek zorunda. Ne yapalım yani mısır gelmesin mi?’ diyorlar.

Gelsin. Gelmesine hiçbir itirazımız yok. Ama bu işler böyle alaturka yöntemlerle yapılmasın.

İthalatı ve yerli üreticiyi dengelemenin yolu elbette zaman zaman vergi oranlarıyla oynamak. Fakat bunun bugünkü gibi gizli kapaklı, kapalı kapılar ardında yapılıyor olması yanlış.

Oranlar gizli bir biçimde, zamanı belli olmadan değiştirilince içerden bilgi alma olanağı veya içeriye baskı yapma ihtimali olanlar lekeleniyor, şayialar alıp yürüyor.

Doğru olan ise çok basit.

İthalatın ne zaman yasaklanıp ne zaman serbest bırakılacağı, oranların ne zaman yükselip ne zaman alçalacağı belirli bir süre önceden kamuoyuna açık bir bilgi haline gelirse ortalıkta ne şaibe kalır, ne de yolsuzluk iddiası.

Dünyada en kolay şey açık ve net olmaktır. Tabii namuslu olanlar için.

Destekleme çiftçiye mi ithalatçıya mı?

TÜRKİYE
ciddi bir mısır ithalatçısı haline geldi. Yem sanayii, yağ sanayii ve şeker sanayii mısıra yöneldikçe, Türkiye’nin açığı giderek büyüyor.

Yıllık ithalat yaklaşık 1,6 milyon tonu buldu. Daha önce de yazdığım gibi, yerli üreticiyi korumak için hükümetler dönem dönem ithalat vergileriyle oynayıp, mısır üreticilerini korumaya çalışıyorlar.

Ancak bu işten kárlı çıkan üretici değil, ithalatçı oluyor.

Çünkü Türkiye’de yılların kötü ve hatalı alışkanlığı ile mısır üreticisi de ‘destekleme alımları’ ile korunmaya çalışılıyor. Ancak bu alımlar sonucunda fiyat yükseliyor ve ithalat daha da cazip hale geliyor. Destekleme alımı yerine, Batı ülkelerinde yapılan uygulamaya gidilse ve çiftçiye ‘üretim primi’ verilse buna karşın fiyat düzeyi korunsa mısır fiyatı ‘şişmeyecek’ ve bu işten kárlı çıkan ithalatçı olmayacak.

Ama destekleme alımı herkesin işine geliyor.

Bir yandan mısır üreten çiftçiye hoş gözükülürken, diğer yandan ‘yandaş’ ithalatçı zengin ediliyor.

Olan memleketin kasasına oluyor ama ondan kime ne?

Spor palavraları

BEN
spor basını deyince spor basını ayaklanıyor ama geçenlerde yapılan bir araştırma spor gazetecilerinin yüzde 90’ının spor gazetecilerinin yalan yazdığına inandıklarını ortaya çıkardı.

Bunda da ben mi suçluyum acaba.

Ama ben o yüzde doksana katılıyorum. Nasıl katılmayayım.

Dün Sabah’ın spor sayfasında bir haber. Konyasporlu Zafer Biryol diyor ki: ‘Tevfik Hoca ölmeden önce bana penaltı çalıştırmaya başladı ve vasiyetimdir bundan sonra penaltıları Zafer atacak dedi.’ Tevfik Hoca dediği, trafik kazasında gencecik kaybettiğimiz harika insan Tevfik Lav.

Burada kim palavra sıkmış merak ediyorum. Zafer mi, yoksa Sabah spor mu? 40 yaşında bile olmayan Tevfik Lav, durduk yerde niye vasiyet etsin.

Hani ağır hasta olsa, öleceğini bilse neyse. Yoo, sapasağlam. Zaten kazada kaybetmişiz. Niye durduk yerde vasiyet etmiş anlamadım.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Yanlış yazmanın hata, yalan yazmanın ise aşağılıklık olduğunu anladığımız zaman.
X