"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Hiçbir şey yapmamayı denemek

Gittiğim doktor bana şöyle dedi:

“Yonca Hanım, bu hafta sonu hiçbir şey yapmamayı deneyin.”

 

Peki ben ne dedim sizce?

 

“Nasıl yani hiçbir şey? Çarşıya mı çıkayım, film mi seyredeyim, kitap mı okuyayım, ne yapayım yani?”

 

“Hayır işte, hiçbir şey yapmayın dedim ya!

 

Durun. Boş boş tavana bakın. Emek harcamayın. Boş oturun kafanızı boşaltın!

 

‘Hiçbir şey yapmamaktan’ mutlaka bir şey yapmak anlamını çıkarıyorsanız, burada bir sorun var demektir.”...

 

Hohohoyt <ı style="mso-bidi-font-style: normal">(bu da Tuğba’ nın lafı<ı style="mso-bidi-font-style: normal">J<ı style="mso-bidi-font-style: normal">) sen çok yaşa doktorcum ayol!

 

E burada bir sorun var tabi.

 

Onu ben de biliyorum ondan geldim ya!

 

Bayılıyorum bu “Yapıver canım sen de!” cümlelerine ve bu cümlelerin bu kadar kolay salık verilebilmesine.

 

Bu tıpkı, tabi ki hiç hamile kalmamış bir erkek kadın doğumcunun bir kadına: “Çok kilo almayın.” demesi gibi birşey. <ı style="mso-bidi-font-style: normal">(Bence kesin öyle, bunu daha sonra anlatırım <ı style="mso-bidi-font-style: normal">J<ı style="mso-bidi-font-style: normal">)

 

Ayol yapsak, yapabilsek, şimdiye kadar yapardık zaten değil mi?

 

Öyle kolay değil patadanak boş boş tavana bakmak. Haydi tavana boş boş bakmayı öğrendim diyelim, peki kafayı nasıl boşaltacağım?

 

Ay ne olur siz de “Meditasyona git!” demeyin.

 

Gittim.

 

Onu da denedim.

 

Olmuyooor!

 

Yoga’ dan da, meditasyon’ dan da kovdular beni.

 

Gülme krizine girdim çünkü.

 

İnsanların dikkatini dağıtıyormuşum, enerji dengelerini altüst ediyormuşum diye beni dışarı çıkardılar.

 

Komik geldi bana.

 

Konsantre olmaya çalıştıkça aklıma bir dolu alakasız şey geldi, sinirlerim bozuldu. Oradaki sakinlik bana çok geldi belki de.

 

Olmadı işte...

 

“Hayatta yavaşlayabilmeyi de bilmek lazım.” diye kendime çare ararken, bir e-posta düştü kutuma, “Yavaş şehirler” hakkında...

 

Seda yollamış.

 

Meğer İtalya’ da böyle bir şehir tipi türetilmiş; “Citta Slow” diye. <ı style="mso-bidi-font-style: normal">(Umarım, en son benim haberim olmamıştır...)

 

Öyle bir minik şehircecik düşünün ki; araba yok, gürültü yok, fast-food cinsi plastik tadında seri imalat yemek yok, hava kirliliği, iş koşturması, cep telefonu cırlaması yok, sosyal baskı tacizi yok.

 

Stres yok!

 

Süpermarket, hipermarket yok.

 

Çevre önemli, ağaçlar önemli, organik beslenmek, ev yemeği tadında leziz yemekler pişirmek ve yemek önemli.

 

Hayattan zevk almayı bilmek ve bunu da sindire sindire, yavaş yavaş yapabilmek önemli.

 

Hayatı yaşamayı bilmek önemli.

 

Aceleden hayattan zevk almayı unutmamak önemli.

 

O kadar özendim ki...

 

O kadar istedim ki, Yavaş Şehri’ nin gediklisi olabilmeyi;

 

Bir kedi gibi, miskince, sokağımızdaki kahvenin önündeki kaldırımda uzanıp en sevdiğim şarkıları, teker teker yavaaaş yavaaaş dinleyerek güneşlenmeyi...

 

Uyuklayıp esneyebilmeyi,

 

Yavaaaşça gerinmeyi.

 

Bir kaplumbağa gibi, evimin çatısı altında saatlerce sessiz sedasız gezinmeyi...

 

Çok eşya olmadan hayatımda, dağılmadan toplanmadan rahat edebilmeyi...

 

Bir yılan gibi ağaçların dallarında sürünerek dolanabilmeyi...

 

Bir salyangoz gibi, yavaş yavaş, dünyayı doya doya gezmeyi...

 

Bir ipek böceğinden olma kelebek misali,

 

Kısacık ömrümde upuzun bir hayat yaşamış gibi hissederek uçabilmeyi...

 

Yonca

“Zen-ci”

 

Meraklısına dip not: İnternette bir sürü bilgi var Citta Slow hakkında. Bakın da içiniz açılsın biraz... http://www.citta-slow.com/

 

 

 

 

 

X