« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Hiç unutmuyorum

Askerden yeni gelmiştim. Öyle böyle değil, doğu illerimizin birinde Komando Asteğmen Tim Komutanı olarak yapmıştım vatani görevimi gururla. Üstüne üstlük 5 ay da Tansu Çiller ilave etmişti üzerine ya sağlık olsun, 5 ay yıldız taktık en fazla.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

İşte ilk o zaman tanımıştım Kürt gerçeğini. İlk o zaman kürtçeyi duymuş, ilk o zaman kürtleri, o zavallı insanları tanımıştım. Zavallı dediğim için alınmasınlar, çünkü gerçekten halleri perişandı. Zaten öyle bir coğrafyada yaşayıp da, yılın 7 ayı kar altında kalıp da başka türlü olması beklenemezdi bir halkın. Öte yandan maalesef o yöre halkı rüzgar esse devletten bilecekleri bir ruh haline girmişlerdi. Her olumsuzluğu devletten biliyor, suçu kendilerinden daha çok başkalarında arıyorlardı. Halbu ki yüzyıllardır yaşadıkları o topraklarda töre adına kendilerini hapsetmişler, medeniyete kendi elleriyle set vurmuşlardı.

Derken askerden geldim. Her kimle konuşsam askerlik anılarını anlatıyordu bana çok lazımmış gibi. Bu arada İstanbul'da nadir rastlanan Egeli bir  tanıdığım ballandıra ballandıra içinde bulunduğu gerçek bir olayı anlatmıştı bana : Bilirsiniz; doğu illerimizden bir çok mevsimlik işçi, ırgat olarak çalışmaya gelir ülkemizin verimli topraklarına. Konu böyle bir köyde geçiyor. Köyün gençlerinden biri askere gidiyor ve timiyle birlikte PKK ile çatışmaya giriyor. Çatışma sonunda yaralanarak terör örgütünün eline düşüyor. Bunu haber alan köyün gençleri toplanarak köylerine gelen mevsimlik işçilerden üçünü dağa kaldırıyorlar. Maalesef çalışmak için köylerine gelen mevsimlik işçilerle PKK’lı teröristleri aynı kaba koyuyor köyün gençleri. Üstelik eğer esir düşen arkadaşl arı serbest bırakılmazsa ellerindeki mevsimlik işçileri öldürecekleri tehdidini savuruyorlar. Sanki ellerinde “kırmızı hatlı telefon” var gariplerin. Derken bölgenin askeri erkanının girişimleri ile serbest bırakılıyor kürt vatandaşlarımız.

Erdoğan Aksoy yazıyor

Konumuz bu olaya karışan ve bana bu olayı böbürlenerek anlatan arkadaşımızla ilgili. İşte bu arkadaşımız, bu kahraman evladımız askerliğini “bedelli” olarak yaptı galerici babasının parasıyla.!!!

Her kim ki Diyarbakırspor’u PKK ile bir tutar, işte o bedelli kahramanımızın durumuna düşer. Kim tribünlerde kardeşliğe ihanet eder, ucuz kahramanlık peşinde koşar, galericinin oğlu gibi olur. Öyle uzaktan uzağa bir avuç kişiye kafa tutmak kolay. Önemli olan kardeşliğimizi bozacak davranışlardan kaçınabilmek, popülizmin ucuzluğuna düşmemek. Tabii aynı eleştiriler “Habur Karşılama Komitesi” ile “Pos Bıyıklı Önderlik’in” emir eri ve İmralı'nın 17 santimetrekarelik fayansı peşindeki DTP için de geçerli. Yine de kim olursa olsun fanatiklerin dolduruşuna gelmeden kardeşçe yaşamayı seçmeli tüm vatandaşlarımız. Öte yandan kürt sorununda insiyatifi “Pos Bıyıklı Önderlik” e bırakan görevlilerimize de aşk olsun.

Cuma akşamı mükemmel bir maç seyrettik. Mükemmel diyorum çünkü maçı seyretmeye gelen Beşiktaş'lı taraftarlar, diğer kulüplere örnek olacak şekilde centilmendiler. Irkçılık karşıtı tezahüratları ile daha önceki söylemlerinin altını doldurdu Beşiktaşlı seyirciler. Kaybedilen 2 puana karşın yine de çizgilerinden milim taviz vermediler. Böylece diğer takım taraftarları ile aralarında bir fark yaratmış oldular. Önemli olanın da bu olduğunu ve gecenin en güzel pozisyonu olduğunu düşünüyoruz.

Beşiktaş 2 puan kaybettiği bir maç oynasa da gelecek adına olumlu sinyaller verdi. Özellikle ilk yarı Diyarbakırspor'u sürklase etti, nefes bile aldırmadılar rakiplerine. Sahanın her santimetrekaresinde ezici bir üstünlük kurdular. Sadece rakip kale sahasına yeterince etkili giremedi siyah beyazlı futbolcular. Dolayısıyla da pozisyona girseler bile golü bulamadılar. Başka bir deyişle diyelim ki Barcelona ile Çemişgezekspor futbol maçı oynayacak. Fakat Barcelona'nın gol atmaya hakkı yok, kural öyle konmuş çünkü. İşte öyle bir maç oynadı Beşiktaş Diyarbakırspor ile.!

Beşiktaş'ın ilk 11'ini kurban bayramından kalan bileylenmiş bıçakla ortadan ikiye ayırsanız, gerideki yarısı Avrupalı rakiplerini kıskandırır. İlerdeki yarısı ise veteranlar liginde şampiyonluğa oynar. Daha önceki yazılarımda Beşiktaş'ın İnönü Stadı'ndaki tüm maçlarının zor geçeceğini söylemiştim. Çift ön liberolu bir oyunda (Ernst - Fink) ofansif zaafiyete uğramamak için nispeten az mücadele eden teknik özellikleri ağır basan 2 futbolcuya birden yer vermek (Tello - Yusuf - Tabata) günümüz futbolunun gerçekleriyle uyuşmamaktadır. Bir de asıl işi gol atmak olan Nobre'nin oyun stili Reşit Karabacak'ınki ile aynı olunca, Diyarbakırspor gibi kapalı savunmalara karşı gol atmak tesadüflere kalıyor doğal olarak. Bu duruma Nihat'ın formsuzluğunu da ilave edersek transfer döneminin iyi değerlendirilmediği yönündeki eleştirilerimizi yineleriz.

Özet olarak ben bu Beşiktaş'ı beğendim. Oldukça hızlı ve yardımlaşmalı bir oyun ortaya koydular. Maçı kazanamasalar bile gelecek adına olumlu sinyaller verdiler. Diyarbakırspor kalecisi Gökhan başarılı ve bir o kadar da şanslı bir gününde olmasaydı fark bile atabilirdi Kara Kartallar. Beşiktaş'ı zorlayarak da olsa yine de eleştirmek istersek biraz ciddiyetsiz ve havalanmış bulduğumuzu söyleyebiliriz.

Diyarbakırspor'un ise ahı gitmiş vahı kalmış gibiydi. Ziya Doğan patentli oyunları ile 1 puan alsalar da maddi açıdan sıkıntıda oldukları her hallerinden belli oluyordu. İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin kendi takımlarına olan desteklerini ne kadar eleştirsem de, Diyarbakırspor'un ise bir şekilde desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. 1980'li 1990'lı yıllarda yani Hayrı Kozakçıoğlu, Ünal Erkan'ın ve Necati Çetinkaya'nın OHAL Valisi olduğu yıllarda doğudaki kent takımlarımız ihtiyaç duydukları desteği alabiliyordu. Başarısızlık, geri kalmışlık ve terörden nemalanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'e duyurulur.


Bunları da Beğenebilirsiniz