"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Hiç memnun değilim…

Ortalık öyle çok çirkin ve yanlış ve mutsuz şeyle doldu ki… <br><br>Hem de bir anda…

Kafamı nereye çevirsem yeni bir travma!  

 

Hangi birini yazsam, ya da neyi yazmasam da doğru olsa bilemedim. 

 

Ortalıkta olmamayı, geceden sabaha acele acele düşünüp yanlış yunluş galeyana gelmiş şeyler yazmaktansa –çünkü şu anda öyle hissediyorum, hata yapacakmışım gibi- kafamı ve yazdıklarımı nadasa kaldırıp zamanımı kullanmayı tercih ettim.  

 

Arada düşünmek iyidir. Öfkeyle kalkıp zararla oturmaktansa, bazı şeyleri susup iki kere tartmak gerekir. Ben de düşünüyorum.

 

Ha bu arada dün, bunca içimi acıtan haber arasında, tek bir yazı inanılmaz etkiledi beni. Hatta çok çok uzun zamandır hiçbir yazı, hiçbir anlatım biçimi içime bu kadar güzel duygularla işlememeşti.

 

Kendisine de yazdım, gözlerimden yaşlar geldi okurken; ama güzel anlamda...

 

Belki kendi çocuklarımın bebekliklerine doyamamış olmamdan,

 

Belki de kendi çocukluğuma özlem duymaktan…

 

Nil’ in dünkü yazısını, son zamanlarımın en kalbime işleyen yazısı ilan ettim.

 

Yazının olduğu gibi alıntılanmış hali aşağıdadır:

 

Gönül gözünüzle okumanızı tavsiye ederim.

 

Yonca

“çocuk kalbi”

 

Bana çocuk diyen var, ben bebek olmak istiyorum!

 

Kuzenim Peri’yle geçen bir hafta, beni cüssemden usandırdı.

Kesinlikle bu kadar büyük olmak istemiyorum.

İnsanların benden akıllı uslu şeyler beklemesi, beni kendi gözümde sıkıcı yaptı, ben onun gibi iki yaşında olmak istiyorum.?Masaların etrafında uzun uzun oturup, şarap içip hayattan, ilişkilerden, memleketin eee, de, den hallerinden konuşmak yerine, altına inip emekleme ihtiyacındayım. Bizim masadan başka masalara da gitmek, konuştuklarını dinlemek, o insanlara da sarılmak ve onlarla gülmek istiyorum. Bizim masayı zaten tanıyorum. Masadaki peçeteyi, kibarca dizlerime sermek değil, onunla sağa sola cee yapmak daha eğlenceli. Ellerimle gözlerimi kapatıp sizi görmediğimde, size görünmez olduğum bir dünyada, koltuklara oturmak değil basmak istiyorum.??

Sabah gözümü açar açmaz, keşfedilecek koca bir dünya tek işim gücüm olmalı. Her yere çizebilir, dilediğim yerde şarkı söyleyebilir, sokaktaki herhangi bir bisiklete binebilirim. Dünya benim. Kaldırımlarda koşup koşup aniden durmam, garip kaçmaz. Kafelerde sıkılabilir, sevmediğim insanlara cevap vermeyebilir, beğenmediğim yiyeceği tükürebilirim. Kibar halim olmayınca, midem hiç ağrımaz. ??Pinokyo’nun başına gelenleri ‘Allah korusun’ mümkün bulabilir, kafamı attırana kaka diyebilir, sayfalardaki çiçek resimlerini koklayabilirim. Az yerim, şimdiki gibi midemi doldurmam. Bir üzümle mesela, yarım saat geçirebilirim. Kabuğunu koklar, burnuma giriyor mu diye bakar, ağzımda ezer şarabını yaparım. Bir anda güler, bir anda ağlarım. Ağlamam hiç utandırmaz. Sokağın ortasında bağıra çağıra ağladım diye, kimse elime bir psikolog numarası tutuşturmaz.??Ağızdan çıkan komik sesler ve abartılı yüz ifadelerine her seferinde çok gülerim. İstemediğim zaman ‘yapma’ derim. İstemediğim şeyleri istermiş gibi yapmam. Her gün aynı saatte aynı şeyi yapar, dünyanın her yerine her istediğimde gidebileceğimi bilmeme rağmen, rutinimi pek bozmak istemem. Alternatif bir hayat olasılığı aklımdan geçmez.??Geceleri, gerçekten çok hafif olan mamamı yer, biraz Babytv’nin, bütün kanallardan renkli dünyasına bakar, huzur içinde uyurum. Uykum hiç kaçmaz. Kafamı bişey kurcalayamaz. Sadece ben kurcalayabilirim.??

En sevdiğim şey, annem, babam ve su olur.

Ve bana sorarsanız, hayat budur.

Nil Karaibrahimgil

2 Kasım 2009 Pazartesi

Kelebek’ teki NilFM köşesinden alınmıştır... Linki de aşağıda:

http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/12836046.asp?yazarid=113&gid=61

 

 

 

X