Gündem Haberleri

    Hesap meselesi...

    Hürriyet Haber
    06.10.2005 - 00:00 | Son Güncelleme:

    BARDAĞIN yarısını boş, yarısını dolu görmek ve göstermek için onun tam karşısında durmanız gerekir.Karşısından değil de tepeden yahut dibinden bakarsanız bardağı boş iken dolu, dolu iken tamamen boş zannedebilirsiniz.Aynen Avrupa Birliği (AB) ile ‘tam üyelik’ amaçlı müzakerelere başlama mutabakatı karşısında bazı kalemlerin ve bazı ağızların takındığı tavır gibi.Kim ne derse desin, Türkiye AB ile ilişkilerini yeni bir zemine oturttu. Bu amaca ulaşmak için vereceklerimiz, almayı umduklarımızdan fazladır diyorsanız, ortada bir yanlış olduğunu söylüyorsunuz demektir.Böyle bir tezin dayanağı AB’nin, Türkiye’nin siyasi rejimini veya bütünlüğünü tehdit etmesi olabilir. Türkiye’ye verilmiş hayati önemdeki sözleri tutmaması olabilir. Kuzey Kıbrıs’ın bitmesi, 1974 öncesine dönülmesi olabilir. Türkiye’ye karşı yıllardır uygulanan ayrımcı (discriminatory) yaklaşımı değiştirmeyecekleri sonucuna varmamız olabilir. Kıbrıs hariç, bu dediklerimizi denemeden görmemiz mümkün olmadığına göre, değerlendirmeyi mevcut verilere göre yapmak zorundayız. Onlar da bize (Kıbrıs hariç), olumsuz bir tavır sergilemek için yeterli görünmüyor.‘Evet ama müzakereye oturmak uğruna onları da vermeseydik iyi olmaz mıydı?’ tezini savunuyorsanız, ‘Elbet iyi olurdu ama o zaman da ihtimal müzakere başlamazdı’ yanıtını almaya kendinizi hazırlamanız gerekir.Bizim kanımızca Türkiye faraza on yıl sonra AB’ye girmesi kesin sayılmasa da bazı riskleri göze almak durumundaydı. Hükümet onu yaptı.Bu risklerin en önemlisi nedir?Müzakereler bitmiştir. AB Komisyonu ‘Türkiye AB’ye tam üye olmak için kendine düşen her şeyi eksiksiz yapmıştır’ diyen raporu Avrupa zirvesine sunmuştur ama orada yapılan görüşmelerden ‘Türkiye’yi üyeliğe kabul kararı’ çıkmamıştır.Peki o durumda kaybımız ne olur?Örneğin o zamana kadar demokrasimizi, insan haklarına saygıyı, özgürlüklerimizi AB standartlarına taşımışsak, yargımızı hem bağımsızlaştırmış hem de teminatlı ve iyi işleyen bir düzeye getirebilmişsek, kamu yönetimini etkin şekilde işler hale getirdiysek, yolsuzluğu asgariye indirdiysek, insanlarımızın kültürel duyarlıklarını (bireysel bazda olmak şartıyla) dikkate alan bir toplum düzenine kavuştuysak, çevreyi korumuş, eğitim düzeyimizi yükseltmiş, zihniyetimizi çağdaş uygarlığın beklentilerine göre değiştirebilmişsek kötü mü olur?Kurban Bayramı’nda sokakların kan gölüne dönmediği; insanların yaşadıkları şehirleri, kasabaları, köyleri kendi evlerinin içi gibi gördükleri; işte, işyerinde, sosyal güvenlikte belirli kriterlerin geçerli hale geldiği; vergi hırsızlığının ağır şekilde cezalandırıldığı; kara paranın, kayıt dışı ekonominin asgariye indiği; çevrenin korunduğu; çocuk ölümlerinin binde 29’dan binde 1’e indiği bir Türkiye ister AB üyesi olsun, ister olmasın... Öyle bir Türkiye burada kalsa da kárlıyız demektir.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı