Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hesap, ciğer, konsey ve saire...

Hadi ULUENGİN

Kırk artı dört, eşittir kırk dört; çarpı yedi, eşittir üç yüz sekiz; artı kırk dört, eşittir üç yüz elli iki; bölü atmış, eşittir beş virgül seksen altı; seksen altı bölü yüz, çarpı atmış, eşittir elli iki...

Eşittir, beş saat elli iki dakika !

* * *

YUKARIDAKİ aritmetik işlemini dün Strasbourg'da başlayan Avrupa Konseyi zirvesinde liderlerin ne kadar süre kımıldamayacağını hesaplamak için yaptım.

Tekrarlayayım, bu kuruma üye kırk ülke önderine ilaveten adaylık müracaatı bulunan Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Bosna Hersek devlet başkanları da beheri yedi dakika konuşacağından; eh nezaket alkışı, kürsü heyecanı, gözlük buğusu filan derken iki nutuk arasında da en az bir dakika yitirileceğinden, hepsini topladığınız takdirde altı saate yakın bir zaman gerekiyor.

Çiş molası, cigara teneffüsü, kahve arası yok... Otur babam otur...

Kabus ! Dehşet ! Çekilmez !

Doğrusu, hiç bir şekilde, doruk toplantısında Türkiye'yi temsil eden Başbakan Mesut Yılmaz'ın yerinde olmak istemezdim.

Zaten, Alzaslı ünlü aşçıbaşı Antoine Westermann'ın konuklar onuruna hazırladığı ziyafet sofrası dışında Strasbourg'da da olmak istemezdim.

* * *

EFENDİM, İkinci Savaşın hemen ertesinde ve 1949 yılında kurulan Avrupa Konseyi aslında Yaşlı Kıta'daki tüm uluslararası örgütlerin en köklüsüdür.

Lakin, de Gaulle'nin daha hemen ertesi sene ‘‘Ren kıyısında uyuyan güzel’’ adını taktığı bu organ hemen hiç bir zaman kıymet-i harbiye ifade etmemiştir.

Daha doğrusu kağıt üzerinde etmiştir de, fiiliyatta kimse umursamamıştır.

Zaten, başta bizim siyaset sınıfımız, bırakın sıradan fanileri, rical dahi Avrupa Konseyi'yle Avrupa Birliği'ni birbirlerine karıştırmıştır.

Oysa, hadi Portekiz'deki köylüyü ve Norveç'teki balıkçıyı anladık, ama Ankara resmi eşrafının böylesine bir yanlışa düşmesi zinhar affedilemez.

Çünkü Allahı var, ‘‘Avrupa'nın vicdanı’’ denilen kurumun kartını nasılsa cebe atmış olan Türkiye Fransız kentindeki aktüalitesini hiç yitirmemiştir.

Duvarın çöküşü sonrasında Konsey'e kapılanan Rusya, Slovakya, Hırvatistan gibi yeni bitme rakiplerimiz şimdi insan hakları ve demokrasi ihlali konusunda bizimle aşık atmaya yeltenenseler de, ülkemiz, hem ikide bir tank sesi duyuran darbelerimiz, hem de eh işte pislik yedirmeydi, yargısız infazdı, elektrikli işkenceydi falan derken Avrupa mahkemelerine düşen ahval-i adiye vukuatlarımız sayesinde, şükür bu branştaki şampiyonluğunu asla kimseye kaptırmamıştır.

Biz ve rakiplerimiz ne herze yersek yiyelim, meshebi geniş ‘‘vicdan’’ (!) bu herzelerimizi kemal-i afiyetle yutmuştur. Ahlak ve etiği ayağa düşürmüştür.

Açıkçası, de Gaulle'nin kırk küsur yıl önce ‘‘uyuyan güzel’’ dediği masum bakire, bugün kırk üyenin avuçladığı hantal ve hayasız kalçasıyla, ancak kırk kocalı Hürmüz kadar iffet sahibi olan kartaloz bir fahişeye dönüşmüştür.

Avrupa Konseyi boş nutuk savrulan yalaka bir forum haline gelmiştir.

* * *

DEDİĞİM gibi, aritmetik meydanda, kırk artı dört, eşittir kırk dört; çarpı yedi, eşittir üç yüz sekiz; artık kırk dört, eşittir ve saire, ve saire...

Çiş molası, cigara teneffüsü, kahve arası yok, Avrupa Konseyi zirvesindeki liderler en iskontolu hesapla toplam beş saat elli iki dakika nutuk atacaklar.

Ah, ah, ah, acep Alzaslı aşçıbaşı ziyafet mönüsüne ne hazırladı ki ?

Artık kaz ciğeri mevsimi de geldi ve canım Ren şarabıyla ne ala gider...

X