"Ayşe Aral" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Aral" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Aral

Herkesin kapısının önünü temizleme zamanı

İnsan oğlu ne tuhaf, bu durum hepimizde var;

Başımıza gelen her şeyden illa birilerini sorumlu tutmak,
Başımıza gelen her şey için birilerini moklamak,
Şu şundan oldu, bu bundan demek.
Bunun başıma gelmesine bu sebep, bir diğerininkine o...

Yani bizler aslında hepimiz ayaklı birer meleğiz.
Hiçbir haltta hiçbir suçumuz yok. Bizler dört dörtlüğüz, başımıza gelenler hep hak etmediklerimiz.
Koca kötü, karı kötü, ana, baba, bacı, kardeş kötü.
Devlet kötü, insanlar hain,
Arkadaşlar yalancı, esnaf üçkağıtçı…

O dalavereci, bu fesat, şu dedikoducu, o arabozucu, say say, yaz yaz bitmez örnekler.

Sabah kalkarsın işe gitmeye, ağzına iki lokma atarken aklına dün gece kocanla ettiğin kavga gelir, düşünürsün, içinden yorum yaparsın. Hemen; “Ne şanssızım, ben nereden buldum bu para etmez adamı, yine haksız işte, ailecek bunlar zaten böyle. Ah üç beş kağıt birikmişim olsa boşayacağım tez zamanda”

Bir sinir gidersin işe, iş arkadaşın batar yine gözüne; “Bak bak, nasıl da pis pis sırıtıyor, yine aklı fikri yerimde, ahlaksız işte.”

O sırada müdür ya da patron çağırır seni, bilmem neden ötürü yersin azarı, kapıdan çıkınca yine akıl aynı; “Ulen şu işe ihtiyacım olmasa ben sana bilirdim edeceğim lafı şerefsiz adam, hakkımı yedin yine boş yere!”

Arkadaş arar, patlarsın ona, o da bozulur sana ama sende düşünce hazır; “Zaten beni ne zaman anlamıştı ki!”

Tüm gün akşama kadar kavga eder, durursun kendinle, melaikesin ya hepsinde haklısındır elbette.

Akşam haberlerde çatacak, suçlayacak başkalarını da bulursun; devlet, başka devletler, bilmem ne bakanı, dans yarışmasını yapan sunucu, etraf bu haldeyken, üzüntü beynini yemişken, kırmızı rujla karşına çıkan program sunucusu, dağdaki bağdaki, belediyeci, Kızılaycı, twitter’dan abuk bir tweet atan elalemin kızı, karısı… Bu da yaz yaz, say say bitmez, işte günler, geceler bu sinirle kendine acımakla geçer, gider.

Vay anasını hep haklısındır sen, yazıklar oluyordur senin gibi mükemmel olduğunu sanan bu insana.
İşte böyle sandığından tüm hayatın geçer kocaman bir mutsuzlukla.

Bir gün de demezsin ki “Yahu dur, bir de şu kendi kapımın önünü bir temizleyeyim.
Acaba ben nerede hata yaptım, herhalde bende de bir anormallik var, yoksa nasıl oldu da tüm deliler gelip beni buldular?
Yahu ben ne yaptım birileri için, kimi sevindirdim en son?
Acaba hata; hep birilerinin benim için bir şey yapacağını sanmamda mı?
Elim, ayağım, aklım fikrim neye yarıyor benim?
Malak gibi oturacağıma, sinirden elimi, ayağımı şişireceğime, acaba atılsam mı olayların ortasına?
Birilerini günah keçisi seçmek yerine kendim mi çabalasam bir şeyler için varımla yoğumla?

Kendi yediğim haltları düşününce, kendi yaptığım dedikodular aklıma gelince, eh araya ara sıra söylediğim yalanlar da girince acaba arada hak mı versem kocama, eşe, dosta, patronuma, arkadaşıma?

Ne zor işmiş kendi kapının önünü temizlemek, valla kaç su yaptım, hala daha parlatamadım.
Dur, ben bir de Arap sabunuyla çamaşır suyunu karıştırıp bir kere daha üstünden geçeyim, bu sefer de olmazsa uğraşamam valla yine kırar mıçımı, oturur bir yere, kaldığım yerden devam ederim, kendim dışında tüm alemi suçlamaya...

Dur ya, sanki yaradı bu karışım; az da olsa sanki parladı. En iyisi ben bunu her gün yapayım, bu kadar pislik üzerinde birikmeden.  

……… 

BİR POLİSİN ÇARESİZLİĞİ  

Bir polis okurumdan aşağıdaki epostayı aldım ve çok etkilendim. Maalesef durumunu araştırma şansım olmadı, haklı mıdır, haksız mıdır bilmiyorum.

Neden “itiraz etme hakkım var” deyip henüz itiraz etmediğini de bilemiyorum.

Ancak bir an empati kurup “Ya benim başıma böyle bir haksızlık gelseydi, ne yapardım?” diye düşününce sesini duyurmasını sağlamak istedim. Bu nedenle sizlerle paylaşıyorum. İnşallah haklılığını ispatlayıp işine ve hayatına geri dönebilir. 

YANLIŞ TEŞHİS VE MAĞDURİYET

Merhaba ben polis memuru T. G. Denizli Emniyet Müdürlüğü kadrosunda …….sicil numarasıyla görev yapmaktayım.

16-23 Ağustos tarihleri arasında Pamukkale Tıp Fakültesi psikiyatri servisinde yatarak tedavi gördüm. “Olaylara gittiğimiz zamanlar arkadan küfür yiyoruz” dedim, uzman doktorlar bunu halüsinasyon olarak değerlendirdiler ve bana psikotik bozukluk teşhisi koydular. 

Akabinde 45 günlük heyet raporu verdiler. Rapor süresince hayatım adeta kilitlendi, hiç bir şey yapamadım, yapamadığım gibi haksız yere de etiketlenmiş oldum.

Rapor bitimi tekrar gelmem istendi, bu kez heyet beni odaya çağırmadan, beni dinlemeden, kapıdaki görevli aracılığıyla 45 günlük ikinci bir rapor verdiklerini söylediler. Beni dinlemeden hüküm verme yetkileri var mı? Bu raporlar nedeniyle hayatım kilitlendi, örneğin evlenmek istiyorum, fakat çalışmadığım için evlenemiyorum.

Teşhis yanlış, halüsinasyon görmediğim halde halüsinasyon ilaçları kullanıyorum. Silahım da geçici olarak muhafaza altına alındı. Egm sağlık dairesine itiraz ederek kurumun belirleyeceği bir hastane de tekrardan muayene edilmeyi isteme hakkım var. Bu yolla Pamukkale Tıp Fakültesi psikiyatri servisinin polislik yapmaya engel teşhisini bozdurma şansım var. Bu noktada kurumunuzdan, şahsınızdan ve tüm medyadan gerekli mekanizmaların harekete geçirilmesi için yardım talep ediyorum.

Saygılarımla…  

Not: 8 gün klinikte kendi isteğimle yattım. Ne anormallik gözlemlemişler? Bir sürü psikolojik test yapıldı, ne tuhaflık tespit etmişler? Sorun şu: bu doktorlar beni malulen emekli etmeye şartlandırılmışlar. Böyle şaklabanlık olur mu? 

Bazıları şunu da söyleyebilir; Heyet raporlarına karşı egm sağlık dairesine itiraz hakkını düzenleyen yazılı bir kural yok. İtiraz edilemez diyen yazılı bir kural da yok. Örneğin özürlüler heyet raporlarına karşı il sağlık müdürlüklerine itiraz edebiliyorlar. Demek ki heyet raporuna itiraz diye bir hak var.

T. G.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI