Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Her zamanki gibi Almanya kazandı

Enis BERBEROĞLU

<ı>Bonn

Almanya'da seçimi kim kazandı sorusu geride kaldığına göre asıl meseleye gelelim... Almanya bu seçimden ne kazandı?

Yanıtını birkaç basit başlık altında toplamak mümkün...

1) Politik prestij: İlk kez Avrupa ve ABD medyasında Alman seçimleri bu kadar ince ayrıntısına kadar izlendi, geniş makale ve TV haberlerine konu edildi. Sosyal demokratların renkli seçim kampanyası, anketlere yansıyan oy farkının çok düşük olması uluslararası ilgiyi hep canlı tuttu.

Böylece Almanya'daki demokratik seçim geleneği uluslararası düzeyde hak ettiği yeri buldu.

Bu nokta çok önemli... Çünkü Almanya ve diğer Batılı sanayi ülkeleri arasında demokrasi, vatan sevgisi gibi biraz soyut konularda ciddi algılama-yorum farkı bulunduğu kesin.

Bu hayati sapmanın en taze kanıtı CNN'in İnternet sayfasındaki küçük haber. Habere göre, Münih yakınlarındaki küçük bir kent, tanıtım amacıyla Halkla İlişkiler firması tuttu. Kenti ziyaret eden 800 bin turistten hiç gelir sağlayamadığından yakındı...

PR firması, Dachau kentinin yönetimine sorunun kaynağını rapor etmekte gecikmedi: ‘‘Turistler bu kente güzel şatonuz veya bin 200 yıllık zengin tarihiniz için değil, İkinci Dünya Savaşı'nda binlerce Musevi'yi öldürdüğünüz toplama kampını ziyaret için geliyor...’’

Toplama kampını gezen turistin sosisli sandviç ve bira iştahının kalmayacağını Almanlar'a raporla anlatmak zorunlu...

Veya bilgisayar dilinin Almanca'ya tercümesi. En cahil bilgisayar kullanıcısı bile makinenin açılışında sürücüde disket unutulursa, ekranda beliren ‘‘Disketi çıkarın, devam etmek için bir tuşa basın’’ ifadesine alışıktır. Bu uyarının Almancası da aynı... Daha doğrusu tek sözcük farkıyla... ‘‘Bir tuşa basın’’ değil, ‘‘Tuşa basın’’ deniliyor. Aksi halde Almanlar'ın üstünde illa da ‘‘Bir tuş’’ yazan tuşu aramasından korkuluyor.

İşte bu örnekler nedeniyle; Almanlar'ın seçime benzer seçim yapmaları hem kendilerini, hem de dünyayı biraz olsun rahatlattı.

* * *

2) Ekonomik istikrar: Almanya'nın nüfusu sadece 82 milyon...

Ama dünya ihracat pazarının onda birini üretiyor, ithalat pazarının on ikide birini satın alıyor. Avrupa ekonomisinin motorunun Almanya olduğu herkesin bildiği sır.

Avrupa'nın tek para birimi Euro'ya ‘‘2 Alman Markı'nın biraz incesi’’ diye ad takılması o yüzden. Kısacası Avrupa'nın ABD'ye karşı pazar savaşı, Alman ekonomisindeki istikrara bağlı.

Helmut Kohl önderliğindeki ittifak seçim kampanyasını zaten bu temaya dayandırdı, maziyi kanıt olarak sundu. Siz bakmayın SPD ve Yeşiller'in çıkardığı gürültüye, itirazları sadece paylaşımla sınırlı...

Yoksa SPD'nin Stollmann gibi serbest piyasa fanatiğini maliye bakanlığına aday göstermesi hangi gerekçeyle izah edilir ki?

Alman ekonomi politikasında seçimin yaratacağı rota değişikliği çok sınırlı olacak. Bu ülkede çalışan, patronluk eden 2 milyon Türk vatandaşını ayakta tutan ekonomik istikrar ortamı çok büyük ihtimalle aynen sürecek. Türkiye'nin en büyük dış ticaret ortağı krize girmeyecek.

* * *

3) Diplomatik öncelik: SPD ve Yeşil baskısı NATO'da ABD egemenliğine karşı başkaldırıya dönüşebilir...

Ancak bu isyanın tezgâhı çok zaman alır. Türkiye-Almanya ilişkilerinde hemen ve büyük değişiklik beklemek saflık olur. Çünkü büyük devletlerin dış politikasında rota değişikliği Titanic transatlantiğinde dümen çevirmeye benzer... Geminin burnu dümeni çok gecikmeli takip eder.

Özetle ve bu pencereden bakıldığında Alman seçimlerinin tek galibi vardır. O da Almanya'dır.













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI