Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Her tarafı etnik müziğe boyadılar

    Emel ARMUTÇU
    15 Temmuz 2001 - 00:10Son Güncelleme : 15 Temmuz 2001 - 00:10

    Kardeş Türküler, adını yavaş yavaş duyduğumuz ama 1990'ların başından bu yana Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu bünyesinde müzik yapan kalabalık bir grup.

    Yaptıkları, bol perküsyonlu, bol vokalli, deneysel Anadolu müziği. Türkçe'den Kürtçe'ye, Lazca'dan Süryanice'ye, Ermenice'ye kadar pek çok dilde, bu dili konuşan insanların türkülerini söyleyen grup, patlamasını geçen yıl Açık Hava Konserleri'nde yaptı. Konserleri düzenleyen Most Production rakamlarına göre, o yılın en fazla izleyici toplayan ve hasılat yapan konserini onlar vermişti. 22 Temmuz Pazar günü yine bir Açık Hava Konseri verecek olan grup, Boğaziçi Üniversitesi'nde okumuş ve okulun Gösteri Sanatları Topluluğu ile bağını hala sürdüren Boğaziçililer'den oluşuyor. Kalan Müzik'ten çıkan üç albümlerinden ikincisi olan Kardeş Türküler/Doğu, etnik müziğin ortalama 3-10 bin arasında olan satış rakamını şimdiden 180 bine ulaştırmış durumda. Dışişleri Bakanı'nın yurtdışına ‘‘İşte bu bizim müziğimiz’’ diye götürdüğü albümlerin yaratıcısı Kardeş Türküler, Anadolu müziklerine doğru çıktığı arayış dolu yolculuğunu sürdürmeye kararlı.

    Sessiz, derinden ve ağır ağır geldiler. Bir kere çok kalabalıktılar; hem kişi olarak sayıları fazlaydı, hem de enstrümanları çoktu. Gitarları, kemanları, cümbüşleri, dudukları, bağlamaları ve dilsiz kavalları vardı. Asma davulları, curaları, hikayeleri ve halayları yanlarındaydı. Sipsileri, zurnaları, klarinetleri ve şiirleri de eksik değildi. Hepsiyle birlikte Türk, Kürt, Ermeni, Azeri, Makedon, Arap, Çingene, Laz, Rum, Süryani türkülerini, kendi içinde çok iddialı, ama aynı zamanda alabildiğine mütevazı bir şekilde söylüyorlardı.

    Önce üniversite kampüslerini, sonra kiliseleri, küçük konser salonlarını, festival ortamlarını bu rengarenk müziğe boyadılar; kendileri gibi, dünyanın gidişatına itiraz eden, kendi şarkılarını arayan gençlere dinletebildiler. Sonra ortaya çıkarıp yorumladıkları eski-yeni türküleriyle birlikte dinleyici yelpazeleri de genişledi. Anadolu'daki konserlerinde yaşlı teyzeler-amcalar, aileler görülmeye başladı. Geçen yıl İstanbul Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde verdikleri konserle ise patladılar.

    Etnik müzik, biraz ‘‘solcu’’ların dinlediği varsayılan bir müzikti ama kimileri ‘‘Canım Ermeni türküsüne ne gerek vardı şimdi’’ dese de ‘‘sağcı-ülkücü’’ dinleyiciler de kazandılar. Dışişleri Bakanı İsmail Cem, yurtdışındaki meslektaşlarına, ‘‘Bakın bu bizim müziğimiz’’ diye CD'lerini götürdü, yabancı müzik dergilerinde ‘‘Ayın Grubu’’ seçildiler. Ankara'da pek çok üst düzey bürokratın katıldığı Avrupa Parlamentosu toplantısının fonunda onların albümü çaldı. İşadamları, ‘‘sosyete’’ bile onları dinliyordu; D&R mağazalarının satış rakamlarına göre albümlerinin en yüksek satışları, sosyetenin mekanları Etiler ve Bağdat Caddesi şubelerinde yakalandı. Bugüne kadar etnik müzik albümlerinin ortalama satışı 3-10 bin arasındayken, ikinci albümleri Kardeş Türküler/Doğu, 180 bine ulaşmıştı bile.

    BİR PROJE GRUBU

    Sabit üye sayısı 10 civarında olan, ancak bazı konserlerde -yorumlanan türküye özgü enstrümanlar ve vokallerin de katılımıyla- 20'yi geçen grup, ne bir varoş mahallesinden, ne de Anadolu'nun bağrından koptu. Tersine, hemen hepsi, 1990'ların başlarında Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiyken, yani müzik dışında her türlü (Makine, matematik, edebiyat, felsefe, rehberlik vs.) eğitimi alırken okulun Folklor Kulübü'nde biraraya geldiler. Folklor grubunda halk müzikleriyle ilgilenen gençler, yavaş yavaş Türkiye'de yapılan müziklere yöneldiler, 70'li yılların Anadolu motifi taşıyan şarkılarını dinlediler, söylediler. '80 öncesinin solcularını andırıyorlardı biraz, ama tam da '80 kuşağıydılar. Bir dönem aktif politika içinde yer alan abilerin, ablaların kardeşleriydiler. Mozaik, Ezginin Günlüğü gibi grupları, Cem Karaca'yı, Moğollar'ı dinleyerek büyümüşlerdi.

    Tiyatro, halk dansları ve müzik bölümlerine ayrılmış Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'nun müzik birimi olarak çalışmalarını ilerlettiler. Biraz daha kafaları netleşince Anadolu üzerinde yaşamış ve yaşayan halkların müziklerine ‘‘deneysel’’ yaklaşmaya başlamışlardı. 1995 yılına kadar kampüs içinde verdiler konserlerini; sonra ‘‘dışarı’’ çıktılar,

    Başlangıçta, dört dildeki müzikleri araştırıyor ve söylüyorlardı: Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve Azerice. Amaçları kavgalı olan ya da savaşan insanlara ‘‘savaşmayın’’ mesajı vermekti. Giderek dil ve kültür sayısını çoğalttılar. Bu kültüre sahip insanlarla ilişki kurup, arşivlere girip, edebi metinlerden çıkıp yaptılar araştırmalarını. Hala araştırmalarına devam ediyorlar. Kimi zaman konservatuvardan eğitim yardımı alıyorlar.

    Yaptıkları, çok kimlikli bir coğrafyanın genel bir fotoğrafını çıkarmaya çalışmak. Ancak klişe deyimiyle ‘‘mozaik’’i ortaya çıkarmak değil amaçları; farklılıkları ve ortaklıkları gözler önüne sermek. Ayrıca son yıllarda belirginleşen ‘‘Türkülere dönüş’’ ya da ‘‘yok olan kültürlerin hatırlatılması’’ trendi yüzünden de ortaya çıkmış değiller. Dertleri, bir mirastan ‘‘güzel türküler' seçmekten çok, ritm, vokal tarzları, ezgi yapıları, icra teknikleri gibi müzik ögelerinin geliştirilmesine kafa yormak, araştırmacı bir faaliyete yönelmek...

    Bu yüzden popüler olmaya başlamış profesyonel bir grup olarak anılmak istemiyorlar. Bir proje grubu olarak tanımlıyorlar kendilerini. Bugüne kadar 100'den fazla konser vermelerine rağmen amatör kalmayı tercih ediyorlar. Amatör piyasanın dışında kalmaya çalışmak onlara göre muhaliflik belki. Bir yandan da yeni insanlar yetiştiriyor, yine B.Ü. bünyesinde çıkan Folklora Doğru dergisine katkıda bulunuyorlar. Bu arada deneysel müziklerine de devam ediyorlar; dille oynuyorlar, perküsyonla bazı vurguları arttırıyorlar, türkülerin bazı bölümlerini yeniden yazıyorlar. Bu proje ne kadar giderse onun yürütücüsü olarak varolacaklar. Belki ‘‘45'likler’’ gibi, başka gruplar çıkacak içlerinden. İşte bu anlamda klasik bir grup değiller. Giderek dinleyicilerinin çoğalmasını, müziklerinin güzelliği kadar ‘‘toplumdaki demokratikleşme talebi’’ne de bağlıyorlar. Kara Üzüm Habbesi adlı türküdeki Kürtçe bölümler nedeniyle pek çok kanalın uyguladığı otosansür ve RTÜK'ün MMC'de yayımlanan türkünün sözlerini istemesi de haksız olmayabileceklerini ortaya çıkarıyor (Meraklısı için not: Klip şu günlerde Flash TV'de dönüyor).

    HÁLÁ ARIYORLAR

    Peki ‘‘etnik müzik’’ demek, yaptıkları müziği tanımlamaya yetiyor mu? Bence hayır. ‘‘Değişik halkların türkülerini, dillerini vurgulama anlamında etnik müzik denebilir tabii. Ama etnik müzik içinden de birçok form türeyebilir, etnik müzik dersiniz ama rock formunda da söylersiniz. Biz bir arayış grubuyuz, bir sürü müzik dalıyla bu nedenle haşır neşir oluyoruz. Rock'la, cazla direkt bir ilişki yoktur ama hepsinden esinlenme vardır. Doğaçlama anlamında kullanırsak belki biraz caz diyebilirsiniz, ama zenci müziği anlamına gelmez bu’’ diyorlar.

    Yeni albüm çalışmaları elbette var, ancak henüz zaman vermek mümkün değil.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı