Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Her şeyi ne kolay unutuyoruz …

Medyada görünce hatırladık. Meğer üzerinden 14 yıl geçmiş ve unutup gitmişiz. Madımak felaketinden söz ediyorum. Oysa 37 kişinin göz önünde yakıldığı bu olayı hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Madımak hepimizin yüzkarasıdır.

Tümüyle unutup gitmişiz.

          

14 yıl önceki o görüntüleri ekranlarda tekrar izleyince hatırladık.

          

Madımak Oteli yangını ve 37 kişinin canlı canlı yandığı o gün tekrar gözlerimizin önünden geçti.

 

Hatırlıyorsunuz değil mi?

 

Nasıl dehşete düşmüştük! Kendini dindar sanan insanların nasıl saldırdıklarını ve nasıl cinayet işlediklerini birebir izlemiştik. Önce korkmuştuk. Allah-ü-Ekber sesleri arasında oteli ateşe verenleri önce anlayamamıştık. Kime ve neye tepki gösterdiklerini çözememiştik.        Efendim, halk galeyana geldi. Aziz Nesin’in sözlerine tepki gösterildi” denmişti. Hemen savunma mekanizmaları çalışmaya başlamış ve her zamanki gibi, halk tepkisi gerekçesi ön plana çıkarılmıştı.

 

Sadece o kadarıyla da kalmamıştı. Ardından başlayan mahkeme sürecinde gördüklerimize inanamamıştık. Ağızlarına Allah adını alarak yapmadıklarını bırakmamışlardı. İşin garip yanı, yardım elini uzatanların, bu tiplere sahip çıkanların başında da Refah Partililer vardı.

 

Sonra, her şeyi unuttuk.

 

Sanki o cinayetleri işleyenler başkalarıydı… O olayların yaşandığı ülke bambaşka bir yerdeydi… Olaya kol kanat gerenler başka bir ülkenin vatandaşlarıydılar.

 

Galiba utandığımızdan dolayı, gözlerimizi kapattık. Olayın tüm izlerini hafızalarımızdan silip attık.

 

Ne zaman ki, (pazartesi günü) gazetelerde ve TV ekranlarında o korkunç manzaraları tekrar gördük, uyandık. İşin vahametini çok daha iyi gördük. Eğer gereken dersler alınmaz ve gereken titizlik sergilenmezse, kendilerine dinci adını veren bu kişilerin Türkiye’yi nereye götürebileceklerini artık açıkça görebiliyoruz.

 

Madımak olayı hiçbir şekilde unutulmamalı.

 

Özellikle bundan sonrası için çok önemli.

Bir yanda aşırı milliyetçiler, öte yanda aşırı dinciler… Eğer bu iki gruba karşı gereken önlemler alınmazsa, Madımak olayını nasıl unutuverdikse, yarın Hırant Dink’in katlini de unutuveririz.

 

Unutmamak, daima hatırda tutmak…

 

Her defasında karşı çıkmak, her defasında örnek olarak göstermek zorundayız.

 

İster din adına, ister vatan adına, ister bir ideoloji adına, masum insanları öldüren herkese karşı tutum alabildiğimiz oranda rahat edeceğiz. Emin olun, ülkemizin önündeki en büyük engel bu katillerdir. Bunların cesaretlerini kırabildiğimiz oranda önümüz açılacaktır.

 

                                             *                               *                               *

 

KUYAŞ’IN “YENİ BAŞTAN”INI KAÇIRMAYIN...

 

Nilüfer Kuyaş’a bayılıyorum. Bu kadar üretken insan az bulunur. İlk kitabı “Başka Hayatlar”ın ardından, şimdi YENİ BAŞTAN’ı (Oğlak Yayıncılık ve Reklamcılık ltd. oglak@oglak.com.) çıkardı. Neredeyse 700 sayfalık dev bir roman. 27 Mayıs olayı ile iç içe geçmiş bir aşk hikayesi. Son derece kolay okunan bir eser.

 

Nilüfer Kuyaş bizi bambaşka bir aleme götürüyor. Akıcılığı yanı sıra ben kendi kendimle yüzleştim. Tavsiye ederim.

 

                                             *                               *                               *

 

BİZ KİMDEN KAÇIYORDUK ANNE?

Perihan Mağden’in Can Yayınları’ndan (02122525675) çıkan kitabının ismi işte bu sorudan ibaret. Kitabın konusu ise bu sorunun masumiyetinden çok ilerde. Travmatik bir anne-çocuk ilişkisinin varabileceği son noktayı anlatıyor Mağden. Bir annenin sadece çocuğunu korumak değil aslında kendilerine iki kişilik arındırılmış bir dünya kurma çabasını gözler önüne seriyor. Kurban olan çocuk mu anne mi? Siz nasıl değerlendirirsiniz bilmem ama Perihan’a göre çocuk. Cezalandırıcı ise; anne. İnsan psikolojisinin yanılgılarını ve korkutucu derinliğini çok iyi işlemiş. Dil ise, tam da kahramanın dili. Yalın, arınmış, ama hatıraların pusu sözcüklerde kendini gösteriyor. Perihan Mağden, "İnsanlar okuyunca 'Ben de yapardım' diye hissetsinler istiyorum" diyor romandan söz ederken. Bakalım siz öyle hissedecek misiniz?

                                             *                               *                               *

“ŞU BİZİM BİZANS”

 

Radi Dikici’nin “ Şu Bizim Bizans” adlı kitabı Remzi Kitabevi’nden çıktı. (02122822080)

 

Kitap, Roma-Bizans İmparatorluğu’nun 1123 yıllık tarihini anlatıyor. Okul yıllarımızda tarih kitapları kimilerimizin ilgisini çekmez, ancak olgunluk yıllarımızda “Şu Bizim Bizans” türü kitapları nasıl büyük bir iştahla okuduğumuza en başta kendimiz şahitlik ederiz. Bunun nedeni resmi tarihin karşımıza çıkarmadığı ayrıntıları bu tür kitaplarda bulabilmemizdir. İşte bu kitap tam da sizi içine alıp, tarih sayfalarının hiç okunmamış yerlerine götürecek cinsten.

 

Kitapta dönemin tek imparatorluğu olan Bizans’ın dünyaya nasıl hükmettiğini, bazen bir tek cümlenin bile dünya tarihini nasıl değiştirebileceğini göreceksiniz. İktidar mücadeleleri, kültür mirası ve resmi tarihin karşımıza getirmediği tüm ayrıntılar “Şu Bizim Bizans”ın sayfalarında. Bence ilgi çekici.

X