"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Her konuda konuşabiliyorlar bu konuda suspus!

TUNUS’tan sonra Mısır’da da kıyamet kopuyor ama Türk hükümetinin bu konuda ne düşündüğünü hâlâ bilemiyoruz!

Şunu bile söyleyemiyorlar: “Türkiye, silahsız halka karşı aşırı şiddet uygulanmasını onaylamıyor, can kayıpları nedeniyle Mısır halkının üzüntülerini paylaşıyor, Mısır hükümetini sorunu barışçı yollarla çözmeye ve halkın taleplerine kulak vermeye davet ediyor!”
Oysa ezberleri bozulana kadar ne kadar da havalıydılar!
İşin kolayını bulmuşlardı: İsrail’e vur, Arap halkının gönlünü kazan ve böylece Ortadoğu’nun ağabeyi olmaya soyun!
Ama işte bir halk ayaklanması her şeyi değiştirdi.
Gerçek bir açmaz içindeler: ABD’nin yaptığı gibi Arap diktatörleri demokrasiye çağırmaya kalksalar, “en iyi adamlarıyla” araları bozulacak! Suriye Başkanı, Suudi Kralı ve Katar Emiri’nin yüzü ekşiyecek! Ya Ürdün Kralı gelecek düğüne bu yüzden onları çağırmazsa?
Hüsnü Mübarek gibilere destek açıklamak isteseler, “rolün gereği” yerine getirilemeyecek, “Hani siz demokrasiden yanaydınız” diye soracak olanların ağızlarına sakız verilecek.
“Stratejik derinlik” buraya kadar işliyor!
Altı boş bir böbürlenmeyle “küresel oyuncu” olmaya heves ediyorsun ama kendi bölgende ateş bacayı sarmış, ağzını açıp iki laf edemiyorsun!

Giderek Mısır’a mı benzeyeceğiz?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto edecekler diye Denizli’de bazı kişilerin gözaltına alınması, nasıl bir ülkede yaşadığımızı bir kez daha gözlerimizin içine soktu.
Burası “ileri demokrasi” ülkesi ama “olası” protestoyu engellemek için insanlar gözaltına alınabiliyorlar!
Giderek bir hukuk devletinden daha çok polis devletine benziyoruz!
Polis, iktidar sahiplerini mutlu etmek için kendine durumdan vazife çıkarıyor, yasaların hiçbir yerinde olmayan suçlar icat edilip, insanlar gözaltına alınıyor.
Bu tablonun Mısır’dan, Belarus’tan ne farkı var?
Aradaki fark, muhaliflerin üzerine bir de ateş açılmamasından ibaret! Acaba bunun için hükümete teşekkür etmemiz mi gerekiyor?
Hükümet, yangından mal kaçırır gibi yüksek yargı ile ilgili kanunda değişiklikler yapmak istiyor.
Bunun için TBMM komisyonunda milletvekillerinin konuşma süreleri 5 dakika ile sınırlandırılıyor.
Hani TBMM halkın iradesinin tecelli edeceği yerdi? Milletvekillerinin konuşma hakkını sınırlamak ne oluyor?
Yaşadığımız her şey Başbakan’ın bir “tek adam rejimine” gitmek istediğini gösteriyor.
Milletvekillerini o seçecek, yargıçları o tayin edecek, beğenmediği fikirler seslendirilmeyecek ve bir de üstüne Anayasa değiştirilip Recep Tayyip Erdoğan “başkan” olacak!
Bunun hayırlı bir hedef olduğunu söyleyemeyeceğim!

Arkadaş çocuğunun ağzına biber sürmeli!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, CHP liderini küfürlü konuşmak ile suçluyor.
CHP lideri de Başbakan’ı aynı gerekçe ile suçluyor.
Bu kavgada aralarına girecek değilim. Her ikisinin de söyledikleri sözleri, aradan hiç olmazsa bir 24 saat geçtikten sonra tekrar okumalarının yararlı olacağını söylemek isterim.
Belki o zaman ağızlarından çıkan sözlerin ne anlamlara geldiğini daha iyi fark edebilirler.
Siyasi tartışma, muhatabına aklına ilk geleni söylemek işi değildir.
Başbakan, siyasi meseleleri bir kayıkçı kavgasına çekmek isteyebilir. Çünkü normal olarak siyasi tartışma o düzeye inerse, bu Başbakan’ın işine yarar.
Gerçek eleştiri yok olur, içi boş karşılıklı hakaretler insanların meselelere tam olarak nüfuz etmelerinin önünde engel olur.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu tür sözlerin büyüsüne kapılmadan önce durup, bu yaptığının kimin işine yarayacağını da düşünmesi gerekir!
Bunu söyledikten sonra ben de kendi meseleme geri döneyim:
Konuşmalarından anladığımıza göre Başbakan “hakaret” konusunda çok hassas!
Eğer bu tutumunda samimi ise bizlerin verdiği vergilerle maaş alıp, halka hakaret eden yakın arkadaşlarının çocuklarını artık işlerinde tutmamasını rica edeceğim.
Hatırlayacaksınız, Egemen Bağış, 26 yaşında bir genci kendisine “danışman” yaptı, maaşını biz ödüyoruz! Bu gence ne danışıyor, orası da ayrı bir muamma ama hadi şimdilik bunu geçelim!
Bu gencin neden orada danışman olduğunu da biliyoruz, babası Başbakan’ın yakın ahbabı, eski özel kalem müdürü.
Ve bu genç, Galatasaray taraftarlarına benim burada tekrarlamak istemediğim hakaretler savurdu! Bunu Twitter ile de alenileştirdi ki bu yaptığı ceza yasalarımızda suçu ağırlaştıran bir durumdur!
Başbakan madem hakaretler konusunda bu kadar hassas, “Arkadaşımın çocuğudur, göz yumalım” demeden bu genci o makamdan uzaklaştırmalıdır.
Hakaret konusunda çifte standart iyi bir şey değildir. Başbakan arkadaşının çocuğunun ağzına önce biber sürmeli, sonra da bizim vergilerimizle beslenmesini önlemelidir!

X