Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

"Her insan bir engelli adayıdır" sosyal mesajını vermeyi reddediyorum.

"Her insan bir engelli adayıdır" klişesini geçelim.

Bu cümle, çevresinde engelli olmayan biri için pek bir şey ifade etmiyor. Ta ki deneyimleyene kadar.

Gelin, bu 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde “her insan bir engelli adayıdır” klişesini beyinlere kazımaya çalışmak yerine konuşulmayanları konuşalım.

Mesela, çeşitli nedenlerden dolayı doğuştan veya sonradan engelli olan kişilerin her fırsatta engelli olduklarının yüzlerine vurulmasından bahsedelim.

Mesela, engelli bireylerin de duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının olduğunun unutulduğundan, hiçe sayıldığından bahsedelim.

Mesela, ülkemizdeki mimarlarımızın 2015 verilerine göre bu toplumda yaşayan 4 milyon 882 bin 841 engelliyi hesaba katmadan yaptıkları binalardan, okullardan, üniversitelerden, otellerden, kurumlardan bahsedelim.

Mesela, turizm cenneti diye övündüğümüz tatil beldelerinde engelli bireylerimizin kendi ülkelerinin güzelliklerinden yararlanamadığından bahsedelim.

Mesela, tacize, tecavüze, şiddete maruz kalan ve konuşmaması için tehdit edilen “sen engellisin, zaten sana kimse inanmaz” diyerek bir de üstüne aşağılanan engelli kadınlarımızdan bahsedelim.

Mesela, neden engelli bir erkek daha kolay aşk, evlilik ya da cinsellik yaşarken engelli bir kadın yaşamakta güçlük çekiyor ya da pek tercih edilmiyor, bundan bahsedelim.

Mesela, insanların engelli bireylere “zavallı” veya “acınası” olarak bakıldığı için yok olan özgüvenlerinden bahsedelim.

Mesela, iş hayatında engelli bireylerin sadece yasal zorunluluk nedeniyle kadro doldurmak için tercih edildiğinden bahsedelim.

Mesela, engelli olduğu için “erkek” sayılmayan engelli bireylerden bahsedelim.

Mesela, hala engelli bireylere “özürlü”, “sakat” vb. kelimelerle hitap eden cahil sürüsünden de bahsedelim.

Mesela, engelli bireylerin ilişki yaşanılabilecek - evlenilecek bireyler olarak görülmediğinden bahsedelim.

Mesela, engelli çocuğundan utandığı için çocuğunu eve hapseden, kendi çocuğunu engelli olduğu için birey olarak görmeyen ailelerden bahsedelim.

Bana kalırsa hiçbir 3 Aralık fark yaratmıyor. Sahneler hep aynı.

Vakıflar, dernekler bir – iki yemek düzenleyip sosyal mesaj vermekten öteye gidemiyor.

Engelli bireyler, “hadi eller havaya” yaptırılıp ertesi gün yine sorunlarıyla baş başa bırakılıyor.

Sosyal medya adeta engelli bireyleri alıp içine sokacak. Hiç görmediğimiz kadar duyarlı insan piyasaya çıkıyor. Ertesi gün meze sofraları, kayak tatillerini paylaşmaya devam.

Tüm bunların ve nice engelli bireylerin sorunlarının düzelebilmesi, engelli bireylerin de diğer toplum bireyleri gibi eşit şartlar ve eşit kabul ile yaşadığı bir toplum bilincini görebilmek için kaç 3 Aralık gerekiyor?

Ben umutlarımı yitirmemek için direniyor, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde “herkes bir engelli adayıdır” sosyal mesajını vermeyi reddediyorum, ama şu soruları herkesin kendisine samimiyet ve cesaretle sormasını istiyorum;

Engel veya engelli; kime, neye göre engel - engelli?

Engelli diye ötekileştirdiğimiz insanlar gerçekten engelli mi, yoksa senin benim tarafımdan engellenen mi?

Hepimiz kilolu, zayıf, ela gözlü, yeşil gözlü, kısa boylu, uzun boylu, geniş kalçalı, dar omuzlu, kısa saçlı, uzun saçlı farklı modellerde - formlardayken engelli olmak da sadece bir model - farklı bir form değil midir?

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.intagram.com/aycakn

X