"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Her gece kaç kişi dışarı çıkıyor

Sayılarla aram pek yoktur. Bir şeyi anlatırken rakam kullanmak aklıma gelmez.

Ama cnbc-e Business dergisinin son sayısında yer alan “İstanbul gece hayatı” dosyasındaki rakamlar dikkatimi çekti. Elbette gece hayatının fazlasıyla içinde olduğumdan...
Dergide yer alan, “vay be!” dedirten bazı rakamlar şöyle:
İstanbul’daki yeme içme mekanı sayısı 15 binmiş.
Her gece dışarı çıkanların sayısı ise 350 bin (aslında bu nüfusa göre hâlâ az bir rakam). Bir yılda bu sayı 127 milyon kişiyi buluyormuş.
Sektörün yıllık cirosu 3.5 milyar dolarmış. (New York’un 21 milyar dolar, Barselona’nın 11 milyar dolarmış mesela. Ha gayret, az kaldı onları yakalamaya!)
Bir gecede eğlenceye harcanan para ise 12 milyon!
ÇALıŞANLAR NE KAZANıYOR
Rakamlar bitmiyor. Bir de sektörde çalışanların ne kadar kazandığına dair bir tablo yapmış Business.
Alınan ücretler gayet parlak görünüyor, hani insanın barmen olası geliyor! (Tabii bu rakamlar mekanın popüler olmasına göre eminim değişiklik gösteriyordur.)
Barmenler 1500 ila 4 bin arası
Garsonlar 1000 ila 4 bin arası
Aşçılar 1000 ila 4 bin lira arası
Valeler ise 750 ila 3 bin lira arası para kazanıyormuş...
UÇMAYAN/KASMAYAN MEKAN İSTERİZ
Bu sektör aynı hızla büyümeye devam edecek, orası belli.
Çünkü dışarı çıkan insan sayısı sürekli artıyor.
Bununla doğru orantılı olarak da yeni mekan sayısı...
Ama mekanların kaliteyi düşürmeden biraz ucuzlaması gerekiyor. Fazla uçmamaları...
Uçmayan/kasmayan mekan yakın gelecekte daha çok kazanacak bu sektörde.
Bugünün kehaneti de bu olsun....

Cuma ‘şey’leri

FENA ŞEY... Ogün Samast’ın “Ben değil, beni gaza getiren manşetler suçlu” diyerek kendini temize çekmeye çalıştığı süper edebi mahkeme kompozisyonu...
ALKıŞLANASı ŞEY... “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” yürüyüşü. Nükleer ve termik santralleri protesto etmek için 40 gün 40 gece sürdükten sonra Ankara’da sonlanacak olan dev halk yürüyüşü. Ayrıntılı bilgi ve detay için ısrarla göz atınız: www.anadoluyuvermeyecegiz.net
EĞLENCELİ ŞEY... Avea’nın Turkcell ve Vodafone’un anayasalarıyla inceden kafa bulduğu reklamı. Erdem Yener yine şahane, döktürüyor...

Partiden partiye

EDA BURADA, BORA DİZİ SETİNDE
Yer, İKSV X Restoran. Davetlilerin toplanma amacı, Binboa’nın kadınlara özel tasarladığı Strawberry Pink. Dolayısıyla mekan baştan aşağı pembe...
Eda Taşpınar’a rastlıyorum. Dilruba Sarıyer’in gece için tasarladığı aydınlatmayı beğenmiş, almak istiyor.
Bu arada Eda’nın yanında Bora Kozanoğlu yok. Çünkü oyuncu olmuş Bora, setteymiş. Adını şu an hatırlamadığım (gece unutkanlığı böyle bir şey) bir dizide oynuyormuş. Basketbol antrenörü rolünde. Peki gelecek artık dizilerde mi?
Bir gün hepimiz oyuncu olup setlerde mi çürüyeceğiz? (Gece sayıklamaları böyle bir şey.)
TİMUÇİN ESEN ESİNTİSİ
Yer, yine İKSV, ama bu kez alt katta yani Salon’dayız. Davetlilerin toplanma amacı, Jameson’ın sinema konseptli o meşhur partilerinden birine daha dahil olmak.
Sahnede Timuçin Esen. O çıkıncaya kadar ortamı ısıtan ise DJ Tarık Koray. Böyle partilerde canlı performans risklidir, kimse odaklanamaz pek.
Timuçin Esen’de de öyle oldu. Biraz kendi kendine takıldı Esen. “Yola Devam” şarkısını sevdiğimden ben bir tek o şarkıyı dinledim can kulağıyla. Sonra ne yalan söylemeli, koptum olaydan.
Ama mekandaki kadınlar (can kulağıyla değil ama bolca göz süzerek) izlediler Esen’in performansını...

İşte budur: Ağlak olmayan rock

Çarşamba günkü Diplomatik Rock Opera yazısı teknik arızalar nedeniyle sayfadan uçmuş.
O yüzden baştan alıyorum o yazıyı, buyrun:
Feedback, Ankara’da bir müzik stüdyosu.
Ankaralı müzisyenlerin uğrak yeri.
Endüstriyel bir ortamı yok, bohem bir havası var.
Feedback’e Diplomatik Rock Opera’nın yakın zamanda yayınlanacak yeni albümünü dinlemek için uğradım.
Pamela’nın albümlerinden tanıdığımız Artun Ertürk’ün başını çektiği DRO, uzunca bir süredir bu yeni albüm üzerinde uğraşıyordu.
Konseptlerinin ve tarzlarının bu kez bambaşka olduğunu duyuyordum sağdan soldan.
En sonunda şarkıları dinledim DRO ekibiyle. Ve her şarkıda daha çok yazı anımsadım. Canım bir an önce denize girmek, yola çıkmak, Olimpos’a gitmek ve kumsalda hem mayışmak hem dans etmek istedi.
Çünkü DRO’nun İngilizce şarkılardan oluşan yeni albümü böyle hissettiriyor fena halde.
Şarkılardaki neşeli, 70’lerle 80’ler arasında gidip gelen rock ambiyansından kaynaklanıyor sanırım bu hislenmem.
Keşke yaza çıkarsalar albümü.
Ama şu an sonbahara kalacak gibi görünüyor.
Ağlak ve de fena halde arabesk rock şarkılarından bıkanlara özlemle duyurulur...

X