Gündem Haberleri

    Hepimiz biraz yersiz yurtsuzuz

    Hürriyet Haber
    12.11.2009 - 13:19 | Son Güncelleme:

    Gazeteci kökenli yazar Recep Genel ikinci romanı 'Tanrının Çorbasını İçmiştik'te cumhuriyetin ilk yıllarında Çerkezlerin Anadolu serüvenini anlatıyor.

    Genel, 'Bizim evlerimizde vatan diye sadece Kafkasya'dan bahsedilirdi. Sanırım bu yüzden olsa gerek kendimi her zaman sürgünde yaşayan biri gibi hissettim' diyor.
     
    /images/100/0x0/55eb61dff018fbb8f8bd8404Cumhuriyetin ilk yıllarında kuruluş ideolojine uygun olarak bir millet yaratmak amacıyla azınlıklar yok sayıldı. Çerkez, Ermeni, Kürt, Rum gibi etnik kimlikler kimi zaman dilleri yasaklanarak kimi zaman isimleri Türkçeleştirilerek baskı altına alındı. Ama artık Türkiye'de bir zamanlar dillendirilemeyen bu gibi konular yavaş yavaş sorgulanmaya başladı.
    Gazeteci kökenli yazar Recep Genel, ikinci romanı "Tanrının Çorbasını İçmiştik"te cumhuriyetin ilk yıllarında Çerkezlerin Anadolu serüvenini anlatıyor. İlk romanında kendi dönemini, kişisel geçmişini sorgulayan Genel, bu kez daha gerilere aile köklerine uzanmış.
    Romandaki önemli mekânlardan biri olan Beshkızakhable onun doğduğu köy. Ana karakterlerden Mahirbiy'i yaratırken de kendi dedesini referans almış. Ama çocukluğundan beri anlatılan şeyleri yazıp toparlamak hiç baştan tahmin ettiği gibi kolay olmamış.
    Referans gazetesinin haberine göre, Kafkasya'dan geldiklerini hepsi bilse de kasabada okula başladığında çocukların "Moskof Tohumu" sataşmalarına da Adigece konuşanların "Türkçe konuş, burası Türkiye" diye tartaklanmalarına da tanıklık etmiş.
    /images/100/0x0/55eb61dff018fbb8f8bd8406"Pınarbaşı'nda çarşının ortasında bir kilise vardı ama cemaati hakkında kimse konuşmak istemezdi. Evleri, mezarları yoktu. Onlardan geriye kalanlar hakkında rivayetler anlatılırdı. Filancalar aslında dönme, Ermeni derlerdi. Ermeniler kasabadan ayrılalı neredeyse 60 yıl geçmişti. Ama kasabadaki birçok insan nedenini bilmeden Nevruz'u ve Hıdrellez'i, kutladıkları gibi Paskalya'yı kutlamayı sürdürüyordu. Elimizde boyalı yumurtalar kapı kapı gezip yumurta tokuşturduğumuz o bayramın Paskalya'dan akıllarda kalan izlerinden başka bir şey olmadığını çok uzun yıllar sonra fark ettim" diyerek anlatıyor ona yazma dürtüsü veren olayları.
    Genel, Çerkezlerle ilgili ilginç saptamalarda da bulunuyor: "Bizim evlerimizde vatan diye sadece Kafkasya'dan bahsedilirdi. Nesiller boyunca yaşadığın topraklara yabancı bir yurt gibi bakarsın, bir çeşit mülteci hayatı sürersin. O ülkenin vatandaşı olman, o ülkenin insanları ile omuz omuza savaşman, o ülkenin toprağını ekip biçmen hiçbir şey bu gerçeği değiştirmez."
     
    Kendimi her zaman sürgünde gibi hissettim
    "Bu sadece Türkiye'de değil, Balkanlar'da, İsrail'de, Mısır'da, Suriye'de, Ürdün'de yaşayan tüm Çerkezlerin ortak acısıdır. Sanırım bu yüzden olsa gerek kendimi her zaman sürgünde yaşayan biri gibi hissettim. Ve ne zaman 'ülkem' kelimesini kullansam zihnimde soru işaretleri asılı kaldı" diyor.
    Recep Genel, Türkiye'nin gündemindeki demokratikleşme, Ermeni sorunu, azınlıklar, Kürt sorunu vb birçok sorunun temellerinin 1930'lu yıllarda atıldığını ve seksen yıl boyunca da Türkiye'nin en ağır sorunları olarak varlığını sürdürdüğünü düşünüyor.
    O da bu baskıdan dedeleri gibi olmasa da payını almış. 1991'de kızı dünyaya geldiğinde nüfus memurları Türkçe olmadığı için kızının adını "Janset" olarak kaydetmeyi kabul etmemiş. Uzun çabalardan sonra Janset'in Türkçe uyarlaması "Canset" olarak kızına kimlik çıkarabilmiş.
    Genel, romanının araştırma aşamasında kaynak bulmakta, bulduklarına ulaşmakta çok zorlanmış. "1930'ların Paris'i hakkında binlerce materyal bulabilirsiniz. Ama iş Kayseri'ye Uzunyayla'ya gelince durum değişiyor. '1930'larda hayat neye benzerdi. Nasıl giyinirler, ne yer ne içerler, nasıl seyahat ederlerdi' gibi sorular sorduğunuzda yanıtlarını aylarca aramanız gerekiyor" diyor.
    1930'lu yılların doğru bir portresini çizmek için 2 yıl boyunca fotoğraf arşivleri, dönemin hikâyeleri, ansiklopediler ne bulduysa okumuş. Çünkü 1. Dünya Savaşı'nda askere alınan önce Yemen'de ardından Amman'da savaşan dedesi hakkında ailesinin anlattıkları klişelerden ibaretmiş.
    Bu yüzden aylarca 1. Dünya Savaşı'nda Ürdün ve Suriye'de olup bitenleri okuyarak kendi kahramanını yaratmak zorunda kalmış. Recep Genel bu romanı hem kendi halkına hem de doğduğu topraklara bir vefa borcu gibi görüyor. Ona göre, "tehcir"e uğrayan Ermeniler, mübadelede Türkiye'yi terk eden ya da Türkiye'ye gelenler, Balkan göçmenleri, '93 muhacirleri ve daha niceleri bu ülkenin tarihinin ayrılmaz bir parçası. Dolayısıyla Anadolu'da yaşayan herkes biraz sürgünde yaşar gibi yaşıyor.
    "Bu tarife ülkeyi ekonomik ya da politik nedenlerle terk eden milyonlarca mülteciyi de eklerseniz hepimizin biraz göçmen ve hepimizin biraz yurtsuz olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz. Bu yüzden sık sık geriye dönüp kendi benliğimizi, eksik ve yarım bir taraflarımızı tamamlama ihtiyacı duyuyoruz" diyor.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı