Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hem suçlu, hem güçlü (!)

Oktay EKŞİ

Meral Akşener Hanım meğer hem hukuka çok bağlı olduğu için, hem de demokratik rejimimizi her türlü tehlikeye karşı korumak için çırpınırmış da ‘‘aylardır her türlü gerçeği fütursuzca tersyüz eder mahiyetteki yayınlarla, Türkiye'nin demokrasiye inancını tahrip eden bir kısım medya’’ yüzünden kafalar karışmış, işler altüst olmuşmuş.

Altüst olan işlerin başında herhalde Tansu Çiller Hanım'ın siyasi ve şahsi hesapları geliyor. Yoksa kimsenin bir şikâyeti yok.

Şaka bir yana, daha önce de yazdığımız gibi, bu Meral Akşener Hanım, her hareketi ve ağzından çıkan her kelime ile, Tansu Çiller'e fevkalade layık ve uygun bir kişilik yapısına sahip bulunduğunu ortaya koyuyor.

O kadar ki, patronunun ve kendisinin hukuk devletini ve demokratik rejimi tahrip eden, devletimizin yüzlerce yıllık geleneğini yıkan ne kadar eylemleri varsa hiç utanmadan bunu, ‘‘bir kısım medya'' dediği basın organlarına mal etmeye çalıştığı gibi, bir de bu medya organlarını ‘‘hiçbir temel değer yargısı, hiçbir ilkesi, kimseye ve hiçbir şeye karşı sorumluluk duygusu kalmamış olmakla'' suçluyor.

Ne dersiniz, bu hanım Susurluk olayının, mal varlığı kepazeliğinin, TEDAŞ ve TOFAŞ gibi dosyaların üstünü bir kısım medyanın mı örttüğünü sanıyor?

Demokrasiyi acaba şeffaflık avukatlığı yapan, halka hiç yalan söylemeyeceğim diye, kamuoyu önünde vaatte bulunduktan sonra yalancılıkta uluslararası şöhret olanlar mı yıkar, gerçeği yazan basın mı? Nitekim Meral Hanım'ın dünkü açıklamalarını okursanız, Orakoğlu'nun marifetleri hakkında basının yazdığı her kelimenin doğru olduğunu görürsünüz.

Meral Hanım, kendisinden başka hangi bakanın, ‘‘kanun gücünü'' temsil eden bir genel müdürün makam odasına kanunsuz bir şekilde girdiğini görmüş ki, aynaya bakmayıp başkalarından söz edebiliyor?

Kanunlara ve hukuka pek bağlı olduğunu söyleyen bu hanım, Bülent Orakoğlu isimli kafadaşının Genelkurmay hakkında gizli istihbarat çalışması yapmasını savunurken sığındığı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun ek yedinci maddesinin verdiği yetkiyi görüyor da, aynı maddenin ‘‘Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapılmasını'' emreden son cümlesini neden görmüyor?

Meral Hanım Bülent Orakoğlu isimli bürokratının çalışmalarını başarılı bulduğunu ifade ederken, aynı zatın ‘‘Polisin 167 bin kişilik silahlı gücünü'' Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı göstermesini niçin eleştirmiyor?

Ve hukuka çok bağlı Meral Hanım, kendisine bağlı birimlerin hukuku ayaklar altına alarak telefon dinlemelerinin sorumluluğunu neden üstlenmiyor?

En önemlisi de... Eline anayasal rejimimizi bir askeri darbe yoluyla yıkmayı planlayan birtakım kişiler hakkında belge geçtiğini söyleyen Meral Hanım'ın özrünün kabahatinden büyük olması...

Bu hanım ne diyor? Biz çok önemli ve hatta ciddi bir suç teşkil eden belgeler bulduk ve bunu Başbakan'a sunduk, diyor değil mi?

Hadi Başbakan'ı haberdar ettiniz. Peki ortada sizin kanaatinize göre suç teşkil eden bir olay varsa Cumhuriyet Savcılığı'na neden ihbarda bulunmadınız? Yasalar size bu görevi vermiyor mu?

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI