Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hem Devlet, hem de BDP artık frene basmalı…

Bir süredir, Güneydoğu ateş topu gibi. BDP ve PKK bastırıyor, kendilerinin unutulmaması için, "Bakın sorunumuza çare bulamazsanız, ülkeyi ne hale getiririm..." mesajını veriyorlar. Devlet de tüm gücüyle üstlerine yürüyor. Bazen gerekli, bazen ise çok gereksiz bir sertlikte tepki gösteriyor. İki taraf da, seçimlerden sonra, önemli bir görüşme sürecine girileceğini unutmuş gibi davranıyor. Benim korkum, seçim sonrasında, bugün kırılan bardak çanağı kimselerin yapıştıramaması...

Başbakan ne kadar “Kürt sorunu kalmamıştır... Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır” dese de bir sorun olduğu açık.

Dikkat edecek olursanız, Kürt militanlar sokaklardan çekilmiyor.
 
Bunun başlıca nedeni de, KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği Türkiye Meclisi) yapılanmasına karşı Devlet' in giriştiği mücadele.
 
KCK yapılanması ne demek?
 
Açıkçası, PKK  kendi seçtiği sivil kadrolardan, kendine özgü bir bürokrasi kuruyor. İlerde bu bölgeyi yönetecek olan yönetici kadrosu oluşturuyor.
 
Devlet de, bunu engelleyebilmek için, önüne geleni "PKK militanı" diye tutukluyor, mahkemelere sürüklüyor. Şimdiye kadar yaklaşık 110 kişi tutuklandı ve mahkemeye sevkedildi. 20 kişi firarda. Koskoca bir teşkilatın eli kolu kesildi, ancak sonu gelmiyor. PKK,  boşalan kadrolara hemen yenilerini atıyor.
 
Devlet üzerindeki baskı sadece bu kadarla da kalmıyor.
 
Sivil İtaatsizlik Eylemleri giderek yaygınlaşıyor.
 
Tutukluların, mahkemelerde Kürtçe konuşma ısrarı, yargının direnciyle karşılaştığı için bu defa yargılama yapılamıyor ve açılan yara sürekli kanıyor.
25 kentte kurulan, ardından her defasında polis tarafından sert şekilde kaldırılan çadırlar da buna eklenince, sokaklar ateş topuna dönüyor.
 
Sonu alınamayan bir gerilim çıkmazı yaşanıyor.
 
Bu şekilde devam edilmesi çok zor bir durumla karşı karşıyayız. Zira, bu yaklaşıma bizler "terör" diyoruz, başkaları "Sivil İtaatsizlik-Demokratik hak" diye algılıyor. Kısır döngüden kurtulunamıyor.
 
Artık yavaş yavaş, şu temel soruyu kendi kendimize sormak zorundayız.
 
Acaba, seçim sonrasında bir çözüm sürecine ciddi biçimde gidilecekse, şimdi böylesine bir sert tutum devam etmeli mi ?
 
Yoksa, şimdiden seçim sonrası atılacak adımları hazırlama adına , biraz frene basılmalı mı?
 
Bu yaklaşımı PKK'yı kabullenmek veya faaliyetlerine göz yummak şeklinde almamalıyız. Yeni bir sürecin hazırlığı şimdiden mi başlanmalı, yoksa seçim sonrasına kadar kan revan kavgaya girişip, Devletin ne kadar güçlü olduğunu gösterip, sonra mı kollar sıvanmalı.
 
Sonra, açılan yaraları kapatmak daha güç olmaz mı?

*   *   *

BDP  MESAJINI VERDİ, ARTIK YETER...

Çuvaldızı, biraz da BDP'ye batırmamız gerekiyor.
 
Türkiye, son derece önemli bir seçim sürecine girdi.
 
Bu seçimler, özellikle Kürt Sorununa bir çözüm bulunup bulunamama konusunda, belki de en önemli testten geçecek.
 
Anayasa değişikliği  Türkiye Cumhuriyeti Devletinin gerçek niyetini veya nereye kadar gidebileceğini gösterecek.
 
Sokaklardaki kargaşanın temelinde, PKK'nın açıkça bir şantajının yattığını görüyoruz.
 
"...Eğer çözüm yolunda adım atılmaz ve biz rahat bırakılmazsak, Türkiye'yi böylesine ateş topuna döndürürüz ..." mesajını veriyorlar.
 
Sopa gösteriyorlar.
 
BDP artık bu oyuna bir dur demeli.
 
Parti mesajını verdi .
 
İçimize sinmese dahi , hepimiz de anladık.
 
Artık yeter.
 
BDP, önümüzdeki dönemde, PKK üzerinde ne kadar etkisi varsa kullanmalı ve sokakları hiç değilse seçim sonrasına kadar rahat bırakmalı.
 
Böylesine kavgayla yaşamak çok zor.
 
Sonrasında, nasıl Devlet yaraları sarmakta zorlanacaksa, BDP'de Türk kamuoyunu bu kadar gerdikten sonra, istediği çözümlerde esneklik istemekte zorlanacaktır.
 
Gerçekten de yetti artık...
 
Karşılıklı olarak, tırmanmayı durdurmalı, bir süre frene basmalıyız.

*   *   *

BİN LADİN BİTTİ, İSRAİL İSE DİMDİK AYAKTA (!)

Bu köşeyi izleyenler çok iyi bilirler ki, İsrail’in yaşama hakkı olduğuna inanırım. Yeryüzünden yok edilmesini isteyenlerin fanatik görüşlerini paylaşmam.

Hele Türk-İsrail ilişkilerine özellikle duyarlık gösteririm. Bu ilişkilerin sağlam olmasının, bölge barışı açısından önemine inanırım.

Ancak, özellikle bugün İsrail’i yöneten Netanyahu’nun genel yaklaşımına ve onun her dediğini kabul eden Washington’a tepkiliyim, giderek öfkeleniyorum.

Eğer dünya üzerinde hala Bin Ladin’ler varsa, bizler de bu Bin Ladin’lerin yok edilmelerini alkışlıyorsak, işin içinde bir gariplik yok mu?

Bin Ladin’leri ortaya çıkaran en önemli unsur, İsrail’in Filistin’lilere karşı uyguladığı küstah politikalar değil mi? Gazze’de olsun, Batı Şeria’da olsun insanları sistematik şekilde ezmesi değil mi?

Hamas’ları, Hizbullah’ları, El Kaide’yi yaratan İsrail ve onun her dediğini onaylayan Washington değil mi?

İşte bu duruma öfke duyuyorum. Benim gibi, İsrail’e farklı bakan biri bu noktalara kadar geldiyse, gerisini siz düşünün.

İsrail giderek bölge barışını tehdit eden bir ülke konumunda. Politikalarını değiştirmediği sürece, gerilim daha da artacaktır.

X