Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hediye telsiz…

Yeni yıl kapıda, para pul yok kriz var ama alışveriş yerleri tıklım tıklım.

Yeni yıl öncesi herkes sevdiğine küçük de olsa bir şeyler almak isteğinde.

 

Birilerinin sayesinde milletçe artık o kadar içimize edildi ki, eş dost birbirimize alsak alsak anca birer kırmızı don alabileceğiz bu sene de. Gerçi don deyip de geçmemek lazım. Dantellisine, satenine falan girdin mi maazallah altından kalkamazsın…

 

Bizim evin Noel Baba’sı adı üstünde babamdı. Sadece aralık aylarında değil, neredeyse haftada bir bize  ve anneme hediye alırdı..

 

Size bunları yazarken babamın vefat etmeden önce bize aldığı son hediyeler aklıma geldi.

 

Sevgililer gününde dört tane büyükten küçüğe kalp şeklinde çikolata dolu kutular ile gelmişti eve. En büyüğü anneme en küçüğü kızıma yani torununa.

 

Son yılbaşısında ise eve çok üzgün bir halde, neredeyse ağlamaklı gelmişti.

 

Gazeteden geç çıkmış, çıkmadan önce hepimizin hediyelerine iliştirilmek üzere ayrı ayrı kartlar yazmış, saatin kaç olduğunu fark etmediğinden Akmerkez’e gittiğinde kapı duvarla karşılaşmış, o çok üzülmüştü ama biz pek gülmüştük Teko’nun bu haline…

 

Gelelim babamın bana aldığı hayatımı tamamen değiştiren ve o sene  dört dersten ikmale kalmama sebep olan o hediyeye, Telsize…

 

Evet babam bana bir telsiz almıştı. O zamanlar çok modaydı, o günlerin twitteri telsizdi.

 

 İlk iş ailecek kendimize birer isim bulduk. Babam Arap Kadri oldu, ben Olivia (Olivia Newton john manyaklığım vardı o sıralar), Ayça minik kuş, annem Kalemiti Ceyn.

 

 

Ve başladık.

 

“Birek birek, ben Olivia…”

 

“Selam Olivia, ben beyaz inci…”

 

“Birek babamı veriyorum, Arap Kadri”

 

“Birek birek Arap Kadri ben Lüzumsuz Necmi, memnun oldum.”

 

Bu şekilde başlayan telsiz maceramız gün be gün ilerlemeye başladı.

 

İnanılmaz dostluklar kuruluyordu.

 

Bir süre sonrada telsizci arkadaşlar babamın kim olduğunu da çözdüler işte ondan sonra çok eğlenmeye başladık…

 

Haftanın üç günü bizim Arap Kadri telsiz üzerinden  genel kültür yarışmaları yapmaya başladı.

 

“Birek birek, soru bir, söyleyin bakalım, Malazgirt zaferi hangi tarihte, süre on saniye, meydan larus  elleyenin eli kırılsın.”

 

Hediye telsiz…

 

“Birek abi ben Nazilli cevap veriyorum 1051.”

 

“Birek boyun devrilmesin Nazilli oğlum 1071.”

 

“Kadri abi, ben John. Cevabı tam söyliyecektim, hıyarın biri mandal yapmaya başladı..”

 

“Birek birek, host mandalcı gelip bulurum seni ha,ben Kıl Davut…”

 

Bir süre sonra yarışmalar da bizi kesmemeye başladı, telsizci arkadaşların ricası üzerine  bir pazar ailece onlarla pikniğe gittik.

 

Tanışma faslı sırasında ben koptum. Bizim herkesi azarlayan mafyavari Kıl Davut, bir elli boylarında kırk kilo civarı bir adam. Her daim fıstıklığından konu açan Brijit Bardo yaklaşık yüz kilo bir hatun ama gel gelelim ki, sakinliği ve efendiliğiyle tanınan John bir afet! John Travolta halt etmiş.

 

Ben Olivia o piknik aşık oldu mu John’a… Piknik sonrası başladım mı sürekli adamı taciz etmeye…

 

“Birek birek, John’cum ordamısın?..”

 

“Birekkkkkk, Johnn huhuhuhu…”

 

Artık telsizin önünden kalkmaz olmuştum. Bu durum, telsiz adı Kalemiti Ceyn, Ayşe için ise adı Bayan Rotenmayır olan anemin de dikkatini çekmeye başlamıştı..

 

Dersler de cozladığından  bir süre sonra bana telsiz yasağı geldi.

 

Yasağı annem koyuyor, bana kıyamayan babam ise bozuyordu.

 

Ve sonunda annem resti çekti.

 

“Bu evden ya bu telsiz gidecek ya sen Tekin….” (O yıllarda eşlerinden çekinirdi erkekler!!! Daha yiğitlik bozulmamıştı.)

 

Babam resti gördü, telsiz gitti…. Telsizle beraber tüm hayallerim de suya düştü ilk aşkım John da yoktu artık…

 

Hayatıma üzgün de olsam kaldığım yerden devam ettim. Aslında çok da üzgün değildim çünkü Hafiyesi Mahmut Ayşe ben, John’un telefon numarasını ele geçirmiştim ve tacizlerime telefondan devam etmekteydim.

 

O yaz  istediğim oldu John’la, pardon ümitle flört etmeye başladık..

 

Bu flört sırasında başıma gelenleri belki bir ara yazarım…

 

* * *

 

MUŞ KIRKGÖZE İLKÖĞRETİM OKULUNDAN MEKTUP VAR…

 

 Adım Mehmet Ekiz.. Samsunluyum... Köy okulunda Türkçe öğretmeniyim. Muş’un Bulanık ilçesinin Kırkgöze İlköğretim Okulu.... Yeni binamız yapıldı.. Şubatta taşınacağız. Güzel kütüphanemiz olacak. Ama hiç kitabımız yok... Aslında okulumuzda çok eksik var. Sesimizi duyurmamıza yardımcı olursanız ,minnettar oluruz.. Bulanık’ta kötü olaylar oldu geçen hafta içi ama burada güzel olaylar da olmakta. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ve bu çocuklar hepimizin çocukları. Aydınlanmaları için okumaları şart. Okulumuz köy okuludur... Demet Cengiz Hanım’a da mail attım. İlginiz ve yardımlarınız için teşekkür ederim.

 

KIRKGÖZE İLKÖĞRETİM OKULU / BULANIK / MUŞ

 

Not 1: Bu okuldaki çocuklarımız için elimizden geleni yapalım, kitap dışında giyim eşyasına da ihtiyaçları var. Yollayacağınız herşey onlar için çok değerli olacak ...

 

Not2 : Kitap yollarken kargo parasını ödemeniz lazım, yoksa kitapları alamayacaklar….

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI