Hedefimiz kupayı almak

Güncelleme Tarihi:

Hedefimiz kupayı almak
Oluşturulma Tarihi: Ekim 01, 2009 10:34

Galatasaray’ın başarılı ortasaha futbolcusu Mustafa Sarp, UEFA Avrupa Ligi’nde hedeflerinin kupayı almak olduğunu söyledi.

Haberin Devamı

Sarı kırmızılı futbolcunun Futbol Federasyonu’nun TamSaha Dergisi’ne verdiği röportaj şöyle:

- İlk Süper Lig tecrübeni 2004 yılında Ankaraspor’la yaşadın. Galatasaray’a geldiğinde ise 28 yaşına basmıştın. Geç keşfedildiğini düşünüyor musun? “Buralara daha erken gelebilseydim” diye düşündün mü hiç?

“Futbola küçük yaşlarda başlarsınız ve kendi ayaklarınız üzerinde durabildikten sonra kendinize bir hedef koyarsınız. Benim asıl hedefim tabii ki 20’li yaşlarımın ilk dönemlerinde belli noktalara gelebilmekti. Ancak hayat bu… Her şey istediğiniz gibi planla, programla yürümüyor. Bu açıdan bakıldığında geç keşfedilmiş olduğum doğrudur. Ancak ben 28 yaşında Galatasaray’a gelmiş olmanın benim için çok daha hayırlı olduğunu düşünüyorum. 18 yaşından beri profesyonelim. Süper Lig’de geçirdiğim süre çok uzun sayılmasa da bir alt ligde uzun yıllar forma giydim. Bu bakımdan belli bir tecrübe edindiğimi düşünüyorum. O günlerden bugünlere gelene kadar çok şey öğrendim. Zor günler geçirdim. Çalışmam ve şansım sayesinde bunların üstesinden gelebildim. Yaşadığınız sıkıntılar size zorlukları nasıl yenebileceğinizi öğretiyor. Bakırköy Yücespor’dan Gaziosmanpaşa’ya 18 yaşında transfer oldum. Bu takımda daha ilk sezonumu bitirdikten sonra Süper Lig takımları bana talip oldu. Ama o dönemin başkanı Latif Çatmaz, amatör takımdan yeni geldiğim için böyle bir transfer için zamanımın olduğunu düşündü ve beni vermedi. Hâlbuki teklifi kabul etse belki de üst noktalara daha erken gelme şansım olabilirdi. Zaten o dönemde başkanımız sayesinde takımımız tam bir kolej havası yakalamıştı. Takım futbolcu fabrikası gibiydi. Her sene 1-2 oyuncu lanse edip bunları büyük kulüplere satıyordu. Bir de o yaşlarda ağabeylerim bana “27 yaşına geldiğinde hem daha iyi oynayacaksın hem de performansın yükselecek. Böylece çok iyi paralar kazanacaksın” diyorlardı. O zaman bu sözleri idrak etmem mümkün değildi. Şimdi dediklerinin doğruluğunu anlıyorum. Geç oldu ama güzel oldu.”

Haberin Devamı

- Ailenden biraz bahseder misin? Ailende futbol oynayan başkaları var mı?

Haberin Devamı

“Ailede tek futbol oynayan benim. Benden başka bir de kız kardeşim var. Babam terzi, annem ise ev hanımı. Aslen Adanalıyız. Rahmetli dedem vefat ettikten sonra babaannem Diyarbakır’a göçüyor ve orada yaşamaya başlıyorlar. Babam ise büyük bir Galatasaray sevdalısı ve bu aşkı yüzünden 20’li yaşlarda annemle birlikte Diyarbakır’dan İstanbul’a geliyor. Çocukluğum Ali Sami Yen’de geçti diyebilirim. Babam beni hep maçlara götürürdü. O maçları hâlâ hatırlıyorum. Galatasaray’da oynamam babam açısından da çok ilginç bir tesadüf. Sen kalk 30-40 sene önce Galatasaray için İstanbul’a gel. Oğlun da Galatasaray’da futbol oynasın. Herhalde babamdan mutlusu yoktur.”

Haberin Devamı

KENDİME GÜVENİM TAM

- Takımda Barış, Ayhan, Mehmet Topal ve Linderoth gibi senin mevkiinde oynayan futbolcular olduğunu biliyordun. Galatasaray’a gelmeden önce yaşanacak rekabet konusunda kafanda neler canlandırdın? “Acaba kadroya giremezsem ya da yedek kalırsam” diye bir korkun oldu mu?

“Son üç sezondur Turkcell Süper Lig’de çıkış yapan oyunculardan bir tanesiyim. Ankaraspor’dayken kendimi ispatladım ve oynadığım süreler içerisinde kendimi gösterdim. Burada 30 maç oynadığım ve A Milli Takım’a seçildiğim iyi bir sezonun sonunda şimdi girmek istemediğim bazı nedenlerden ötürü kadro dışı bırakıldım. Maalesef futbolda dün yok. Bir anda sizin geçen sezonki başarınız unutuluyor. Bir de öyle bir zamana denk geldi ki, ligler başlamış, takımlar kurulmuştu. Bunun üzerine Erciyesspor’a transfer oldum. Burada oynadığım futbol daha çok göze battım, insanların daha çok konuştuğu bir isim oldum. Ancak asıl aşamayı Anadolu kulüplerinden daha çok albenisi olan, 4 büyüklere daha yakın bir kulüp olan Bursaspor’a gelince yaptım. Galatasaray’a gelmeden önce benim zaten kendime güvenim vardı ve başarılı olacağımdan emindim. Eğer forma giyememe konusunda korkum olsaydı, gelmezdim. Çünkü Mehmet Topal ve Ayhan geçen sezon Galatasaray’ın yükünü çeken oyuncular, Linderoth İsveç Milli Takımı’nın kaptanı, Barış Özbek ise neredeyse Türk Milli Takımı’na seçilecek kadar iyi bir performans sergiliyordu. Hepsi banko oynayan futbolcular.”

Haberin Devamı

-Galatasaray’dan başka takımlardan teklif almış mıydın? Neden Galatasaray’ı seçtin?

“Hangi takımda oynadığınız çok önemli. Eğer takımınız çıkış yapmışsa, içinde bulunan oyuncular da değerleniyor. Maddi krizin olduğu bir dönemde, sezon sonu mukavelemin bitmesi de benim için büyük bir şanstı. İstediğim yere gitme fırsatına sahiptim. Geçen sezonun başında, Aragones yeni geldiğinde Fenerbahçe’nin resmi teklifi oldu ama sonra vazgeçtiler. Beşiktaş da bana talip oldu. Galatasaray transferinden önce Trabzonspor ilgilendi ama bunun da sonu gelmedi. Aileden gelen Galatasaraylılığın da etkisiyle, bana daha fazla maddi kazanç getirebilecek diğer tekliflere pek bakmadan tercihimi Galatasaray’dan yana kullandım. Zaten hocamız da isimlere bakmadan kime güveniyorsa ona formayı veriyor.

Haberin Devamı

- Rijkaard rotasyonu seven bir teknik adam seni sürekli ilk on birde görüyoruz.

“Bunun biraz da sakatlıklarla alakası olduğunu düşünüyorum. Mehmet Topal sezonun hemen başında sakatlanmıştı. Linderoth’un sakatlığı ise uzun zamandır sürüyor. Geriye Ayhan ağabey, ben ve Barış kaldık. Mehmet Topal ancak Ağustos’un ortasından itibaren bizimle çalışmalara başladı. Aslında bu sorunun asıl yöneltilmesi gereken kişi teknik direktörümüz Rijkaard. Beni oyuna sürerken neler düşünüyor, bende neler buluyor ona sormak lâzım.”

- 2006 yılından önce hiç Milli Takım’a çağrılmamış olmak seni şaşırtıyor muydu?

“Bunun üzerinde çok düşünmedim aslında. O yıllarda altyapılardan milli olan futbolculara bakarsak, bunların önemli bir kısmının 4 büyük takımdan seçildiğini görebiliyoruz. Zaten ben 18 yaşına kadar amatör bir futbolcuydum. Genç Milli Takımlara ise büyük takımların yaşları 14-18 arasında değişen oyuncuları seçiliyordu. Ben o yaşları Bakırköy Yücespor’da geçirdim. Bir kez Amatör Milli Takım kuruldu, ona çağrılmıştım. Ama sakat olduğum için davete icabet edemedim. Daha sonra 23 yaşına kadar 1. Lig’de oynadım. 23 yaşındayken Süper Lig’e transfer oldum. Transfer olduktan bir sene sonra da A Milli Takım’a seçildim.”

BÜYÜK TAKIM OYUNCUSU OLMAK ÇOK FARKLI

- İlk kez 2006 yılında A milli oldun, aradan iki sene geçti, bu kez Milli Takım için ikinci maçını oynadın. Şimdi tekrar bir yılı aşkın bir zaman geçti ve üçüncü kez Milli Takım’a çağrılıyorsun. Aralar neden bu kadar açılıyor? Rekabet nedeniyle mi dışarıda kaldığını düşünüyorsun?

“Milli Takım’daki rekabet bambaşka. Farklı yerlerden çok kaliteli oyuncuların buluştuğu bir nokta. Bu kadar iyi oyuncu portföyünün bulunduğu bir Milli Takım’da da seçici pozisyonunda olan kişiye haksızlık etmemek gerekiyor. Mehmet Aurelio, Mehmet Topal, Emre Belözoğlu, bugün Bundesliga’nın en önemli oyuncularından biri Nuri Şahin... O dönemlerde bu oyuncuların arkasında kalmak çok doğaldı. Bir de büyük takımlara transfer olunca daha göz önünde olmak gibi bir durum var. Yıllarca Anadolu takımlarında oynamış bir futbolcu olarak bunu en iyi hissedenlerden bir tanesiyim. Sezonda 34 maç var ama Anadolu takımlarındaki oyuncuların kendilerini gösterecekleri maç sayısı 4 büyüklerle oynadıkları 8 maçla sınırlı. Çünkü o maçlarda tüm Türkiye’nin gözü sizin üzerinizde. Anadolu’daki oyuncular için adeta vitrin maçlarıdır bunlar. Oyuncular, o maçları iple çeker, kendilerini göstermek için çırpınır. O maçları Anadolu takımları kazandığında bütün medya sizi konuşur. Kendi yaşadığım değişimden bile bunu anlatabilirim. 3 günde 1 maç yapar oldum. Her hafta maçım canlı yayınlanıyor. Sürekli göz önündeyim. Bursaspor’dayken de iyi performans sergiliyordum ama büyük takımların oyuncularıyla aynı seviyeye gelmem mümkün değildi. Ayrıca burada bir de Avrupa kupası maçları var ki, Turkcell Süper Lig maçlarından farklı bir havası oluyor. Daha fazla tecrübe kazanıyorsunuz. Ayrıca bu maçlar sizin daha hazır ve motive olmanızı sağlıyor. Anadolu takımlardayken ne kadar iyi olursanız olun, sizden daha hazır futbolcular var. Bu yüzden onların seçilmeleri doğal.”

- Mehmet Aurelio sakatlıktan dönünce rekabet ortamı artacak. Ama kendini gösterme anlamında avantajın var. Sen de dersin?

“Biz Milli Takım’a gelirken, kulüp takımındaki performansımız göz önüne alınıyor. Ben de Galatasaray’da büyük bir rekabetin içerisindeyim. Bunun bir benzerinin Milli Takım’da da olması normal. Ben de şu anda kendimi gösterme fırsatı buldum. Elde ettiğim konumu korumak için çabalarım. Burada takdir Fatih Hocamızın. Bana şans verir, vermez onun bileceği iş.”

- Tobol ile oynanan UEFA Avrupa Ligi rövanş maçında yeni takımın için ilk resmi golünü kaydettin. Bu golün senin için ayrı bir önemi olmalı…

“Aslında ben çok gol atan bir oyuncu değilim. Bir orta saha oyuncusu olarak her sezon ortalama 4-5 gol atıyorum. Bunun biraz daha üzerime çıkmam lâzım. Galatasaray gibi bir kulüpte oynamanın bana daha fazla pozisyona girme şansı vereceğini düşünüyorum. İnşallah sezon sonunda gol sayım artmış olur. Yapı olarak attığım gole bile çok sevinen birisi değilim. Normalde Galatasaray’daki ilk golümü bir Avrupa kupası maçında attım, içimde özel bir sevinç olması lâzım ama ben öyle hissetmedim. Tabii ben golü attığım sırada maç stresli gidiyordu. Tobol kontrataklarla kalemize gelmeye çalışıyordu. İşte gol o sırada geldi. Bu anlamda önemliydi. Attığım en önemli gollerden bir tanesi denilecek bir gol değil. Sadece Galatasaray forması ile ilk golü atmak güzeldi. “

- UEFA Avrupa Ligi’ndeki rakipleri nasıl değerlendiriyorsun?

“Avrupa Ligi’nin grup aşamasına ulaşana kadar maç yaptığımız takımlar, Galatasaray’ın ayarında değildi. Asıl sınav grup aşamasıyla birlikte başladı. Galatasaray büyük bir camia. Bu yüzden rakiplerin isimleri ve cisimleri ne olursa olsun takımımız onlarla baş edecek güçte. Kâğıt üzerinde en zayıf gözükeninden en kuvvetlisine kadar hiçbir rakip küçümsenmez. Biz de bu ciddiyetle gruptan birinci çıkmak için elimizden gelenin en iyisini yapacağız.”

- Futbola başladığın Gaziosmanpaşa’dan sonra bir takımda genellikle iki sezon geçirdiğini görüyoruz. Değişikliği seviyorsun sanırım.

“Gaziosmanpaşa TFF 2. Lig, Mersin İdman Yurdu ise 1. Lig ekibiydi.  Daha sonra da Süper Lig’e geçiş yaptım. Hep basamak atlayarak bir gidişim var aslında. Kayseri Erciyesspor küme düşmeseydi belki de hâlâ orada oynuyor olacaktım. Ortam çok güzeldi. Kümede kalsaydık büyük bir başarıya imza atmış olacaktık. İnşallah Galatasaray son durağım olur, futbolu bırakana kadar burada kalırım.”

- Attığın kafa golleriyle dikkat çekiyorsun. Bu artık senin karakteristik özelliklerinden bir tanesi oldu. Bu becerin futbola ilk başladığında da var mıydı yoksa çalışmalarla mı bu hale getirdin?

“İlk başta böyle bir becerim hiç yoktu. Futbolseverler hatırlayacaktır; ben Ankaraspor’da oynarken Fenerbahçe’nin 21 maçlık yenilmezlik serisine Ankara’da 2-1’lik galibiyet elde ederek son verdiğimiz bir karşılaşma vardır. O maçta kafayla ilk golü atmıştım. İlginçtir, maçtan bir gün önce menajerim Ankara’ya beni ziyarete gelmiş ve “Şu boyundan posundan utan, bir kez de çık kafayla bir gol at” diye serzenişte bulunmuştu. O güne kadar da kafayla bir tane bile golüm yoktu. O kafa golünü attıktan sonra bende anormal bir değişim oldu. Yanlardan gelen ortalara, kornerlere kafa vurarak goller atmaya başladım. Gerçekten çok enteresan. Tabii bunda yaptığım çalışmaların, sistem içerisinde teknik direktörünüzün size vermiş olduğu görevlerin de ilgisi var. Kendinize olan güveniniz de ayrı bir etken. Şansım da yanımda oldu, ortayı yapanlar iyi oldu. Böylece bu alanda bir hâkimiyetim oluşmaya başladı.”

- Gol atan ön liberolara fazlaca alışık değiliz.  Maçlarda ileriye gidip gol arayacağım diye mental olarak kendini hazırlıyor musun?

“Aslında bu alışkanlık Kayseri Erciyesspor’da Bülent Korkmaz’la birlikte başladı. Ankaraspor’dayken yanımda Ümit Aydın, Erman Özgür, Musa Büyük, Murat Erdoğan vardı. Ersen Martin, Tita, Jaba gibi üst düzey yetenekli oyuncular kadrodaydı. Bunlar benden çok daha meziyetli ve oyunun kaderini değiştirebilecek futbolculardı. Kadroda böyle oyuncular varken, hocanız sizden daha defansif, kesici ve fizik gücünüzü kullanabileceğiniz bir oyun tarzı bekleniyor. Beraber oynadığımız Hürriyet’ten de aynı şey isteniyordu. Hocamızın verdiği görev ve etrafımdaki oyuncuların sahip olduğu misyon, beni defansif bir rol almaya zorladı. Erciyesspor’da ise partnerim ligin en savaşçı oyuncularından biri olan Emre Toraman’dı. Bülent Korkmaz da ikimiz birlikte oynarken, birimizin mutlaka ileri çıkmasını öğütlüyor, defans oyuncularının arasına girmemiz gerektiğini söylüyordu. Arkanızı toparlayan böyle bir oyuncunun varlığını bilmek de size ileri çıkarken güven veriyor. Ben de güçlü bir futbolcuyum, oyunu çift yönlü oynarken birçok oyuncu yorulmaya başladığı zaman benim gerçek gücüm ortaya çıkıyor. Erciyes’te bu yönüm fazlasıyla ön plandaydı. Sonrasında Bursaspor’a Bülent Korkmaz’la birlikte geçiş yapınca aynı oyun yapısı orada da devam etti. Her ne kadar benim kesici ve defansif özelliklerim ön plana çıkarılsa da ben oyunu mümkün olduğunca iki yönlü oynamaya çalışan bir orta saha oyuncusuyum. Klasik bir ön libero değilim. Gol bölgelerindeki etkinliğim belki bir pivot santrforumuz olsa çok ön plana çıkmazdı. Rijkaard’ın bize geride kalmamız ya da ileri çıkmamız konusunda özel bir uyarısı yok. Bu konuda inisiyatif oyuncuların elinde.”

- “Kariyerimde bana dönüm noktalarımı yaşattı” diyebileceğin hocaların kimler?

“Hayatımda iki tane dönüm noktası var. Bunlardan bir tanesi Orta 2’ye giderken yaşandı. Okulda derslerim çok kötü. Her veli toplantısından sonra annem ağlayarak eve geliyor ve evde de derslerin kötü olmasından dolayı gerilim artıyor. Ben de bu yüzden futbolu bıraktım. Futbolu bıraktıktan sonra lisede takdir, teşekkür almaya başladım, hatta sınıf başkanı bile oldum. Bir de ne kadar büyük futbolcu olma hayaliniz olursa olsun, o yaşlarda takımda onlarca kaliteli futbolcu var, hepsinde bir ışık var. Bunların hepsi yıldız olacak diye bir şey yok. Biraz da o kırmıştı isteğimi. Yücespor’daki Sabri Hoca bir gün babamı yolda görünce, “Benim kara çocuğumu niye idmana göndermiyorsun? Yarın bu çocuk büyük futbolcu olacak. Evinize ekmek getirecek. Sonra çok pişman olursunuz” diye çıkışmış. Babam da bu konuşmadan etkilenmiş. Bir gün eve yeni bir çift kramponla çıkageldi. “Yarın idmanın var” dedi. Ben de bu saatten sonra futbola dönemeyeceğimi, derslerimin de gayet iyi gittiğini söyledim. “Hep okumamı istiyordunuz işte çok güzel bir yola girdim” dedim. Ama babamın ısrarı üzerine tekrar başladım. Bu da bir dönüm noktası oldu. Süper Lig macerası olarak da, Mersin İdmanyurdu ile kümede kalma mücadelesi verdiğimiz bir sezonda Samet Aybaba bizim bir maçımızı izlemeye geliyor. Adana Demirspor ve Mersin İdmanyurdu küme düşme adayı iki takım. Maçın kalitesi son derece düşük. Stres ve kavga dolu bir karşılaşma. Böyle bir maçta beni izlemiş ve beğenmiş. Daha sonra bazı ağabeylerimizin de vasıtasıyla beni kadrosuna dâhil etmiş. Bundan dolayı Samet Aybaba benim için en önemli yere sahip. Bülent Hoca da bunlardan bir tanesi. Ankaraspor’da 30 maç oynayıp sezonun sonunda kadro dışı kalmıştım. Psikolojik ezikliğim vardı. Erciyes’te Lorant döneminde oynamadığım çok zaman olmuştu. Bülent Hoca ile geçmişe sünger çektim ve çıkış dönemim başladı. Bülent Hocanın da bana çok katkısı var. Süper Lig’de çalıştığım, bana emeği geçen hocalara da teşekkür etmek isterim.”

- Bursaspor geçen sezon az kalsın Avrupa kupaları hedefine yaklaşıyordu… Takımın bunu yürekten istediğine ve taraftarın desteğine eminiz, peki eksik olan neydi?

“Ertuğrul Hocanın gelmesiyle birlikte Bursaspor müthiş bir ivme kazandı. Onun gelmesi adeta takıma bir sihirli değneğin dokunması gibiydi. Takımın yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle öyle bir çıkışı yapabilmesi inanılır gibi değildi. Bursaspor seyircisi, futbolu bilen, çok büyük bir seyirci. Taraftarlar takımı çok seviyor ve ondan başarı bekliyorlar. Takımın hep güzel sonuçlar alıp hep üstte olmasını istiyorlar. Bu olmayınca da tepki göstermeleri normal. Ertuğrul Hocanın gelişinin ardından taraftarın kötü sonuçları olgunlukla karşıladığını gördük.Her sonuca karşılık bizi alkışladılar. Bu durum da başta genç oyuncular olmak üzere herkesin kendine güveninin artmasını sağladı. Maddi sıkıntıdan bunalan futbolcular, taraftarın bu desteğiyle ellerini daha çok taşın altına sokmaya başladı. Son 12 maçta bir galibiyet serisi yakaladık. Az kalsın Galatasaray’ın üzerinde bitirecektik sezonu. Bursaspor’un yaptığı çıkışı bu sezon da devam ettireceğine inanıyorum. Bursaspor Turkcell Süper Lig için bir renktir. Ne kadar zirveye oynarlarsa lig o kadar heyecanlı olur.”

- Galatasaray’da 16 numaralı seçmenin özel bir nedeni var mı?

“Bursaspor takımına, taraftarlarına, renklerine ve şehre duyduğum sevgi nedeniyle 16 numarayı seçtim.”

- Teknik Direktör Frank Rijkaard’ı bize birkaç kelime ile anlatsan hangilerini sayardın?

“Tevazu, heyecan, disiplin, bilgi, birikim, strateji ve insanlık.”

- Şimdilik Galatasaray’ın en hızlı pas alışverişi yapan ve en isabetli pas atan oyuncususun. Bunu neye borçlusun? İşin inceliği nerede?

“İşin inceliği, teknik direktörümüzün isteğinde. Kendisi orta sahada tek pas, bu olmuyorsa, topu stop edip pas vermemizi istiyor. Ben de mümkün olduğunca hocanın isteğini yerine getirmeye çalışıyorum.”

- 4 yıl sonra kendini nerede görmek istiyorsun?

“Tabii ki Galatasaray’da görmek isterim. Yaş olarak biraz daha genç olsam Avrupa diyeceğim ama… Neden olmasın? Bu iş hiç belli olmaz.”

- Avrupa Ligi’nde kendinize nasıl bir hedef koydunuz?

“Daha önce UEFA Kupası’nı kazanmış bir takımın hedefi çeyrek final ya da yarı final olmaz ki. Yine bu kupayı kazanmak istiyoruz.”

- Gerek takım içindeki oyuncuların, gerekse kamuoyunun, “En iyi kadro Galatasaray’da” şeklinde bir algılaması var. Bu durum hem bir özgüven hem de bir rahatlama getiriyor. İkisi arasındaki dengeyi nasıl kurmak lâzım?

“Son 3-4 senedir Turkcell Süper Lig’de büyük-küçük takım ayrımı da kalmadı. En ufak bir rehavette hemen cezanızı kesiyorlar. Sivasspor’un son iki sezonda neler yaptığını gördük. Özveriyle bir yerlere gelinebileceğinin en güzel göstergesiydi onlarınki. Ayrıca bizim kadromuzdaki hiçbir oyuncu da böylesi bir rahatlama içinde değil. Isınmaya çıkarken bile, “Bugün savaşarak kazanacağız” diye düşünüyoruz. Mücadele verirken zaten kaliteniz de ortaya çıkar. Ama “Nasıl olsa biz kaliteliyiz” diye rakibinizle karşılaşırsanız, o zaman sonuç hüsran olur. İyi bir takımımız olduğunun bilincindeyiz. Bu yüzden de kendimize güvenimiz tam.”

- Futbol dışında geçen vakitlerinde neler yaparsın?

“Bir sonraki sayfasını merak ettiğim, sürükleyici kitaplar okumayı severim. Hareketli müzikleri yüksek sesle dinlerim. Hava sıcaksa da yüzmeyi severim. Bunların dışında bir de evde dinlenirim.”

EN İYİSİ MEHMET TOPAL

- Türkiye’de hangi ön liberoları beğeniyorsun?

“Bence Türkiye’nin en iyi ön liberosu Mehmet Topal. Ayhan ağabey de önemli bir orta saha oyuncusu. Bursaspor’dan Bekir Ozan Has da uzun süre benim partnerim oldu. Onun da çok iyi bir futbolcu olduğunu düşünüyorum. Emre Belözoğlu da kendini ispatlamış bir isim.”

- Zaman zaman seni orta sahada markaj görevinde görüyoruz. Seni en çok kim zorluyor?

“Artık futbolun içerisinde adam adama markaj kalmadı. Biraz daha yakın oynama diyelim. Tabata, Alex, Delgado gibi oyuncular futbolcuyu zorluyor. Arda da bana Bursaspor’dayken zor anlar yaşatmıştı.”

- Estonya ve Bosna-Hersek maçlarını nasıl değerlendiriyorsun?

“Estonya maçının en çok göze batan tarafı saha zemininin bozuk olmasıydı. Bu kadar kötü zemine rağmen hocaların tüm isteklerini yerine getirmeye çalıştık. Bosna-Hersek maçı için söylenecek bir şey yok. Bu kadar pozisyona giren, kazanmayı hak eden taraf olmamıza rağmen beraberlikle ayrıldık. Üzüntülüyüz. Bu emeğimizin karşılığını alacağımızı düşünüyoruz. Kendi işimizi kendimiz görmek isterdik ama şimdi onların puan kaybetmesini bekleyeceğiz. Bu durum bizi strese sokmayacak. Stresli olsak Bosna karşısında olurduk. Şimdi sadece kulağımız onların maçlarında olacak.”

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!