"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Hedef daha güçlü bir demokrasi

Türkiye konuştukça, daha fazla tartıştıkça demokrasi güçlenecek.<br><br>Diyaloglar arttıkça, insanlar birbirlerini daha iyi anladıkça demokrasi güçlenecek.

Empati kurdukça; evrensel değerler öne çıktıkça demokrasi güçlenecek.
Hoşgörümüz yükseldikçe; kendimiz için istediklerimizi başkaları için de istediğimizde demokrasi güçlenecek.
Mücadele ettikçe; geleceğimiz için bedel ödedikçe demokrasimiz güçlenecek.
Bütün sıkıntılar da bunun için değil mi?
Hedef daha iyi bir demokrasi...
“Serbest Kürsü” diye bir isim taktık; sizlerden gelen yazılara...
Zaman zaman onları sizlerle paylaşıyorum.
Daha önce köşeme konuk olan Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği Başkanı Sıtkı Şükürer’in çok düşündürecek, çok konuşulacak, çok tartışılacak bir yazısını daha yayınlıyorum.
Yorumsuz...

Demokrasinin çizmeleri

     İnsan denilen varlık, doğrusuna kendi yanlışlarını ayıklayarak ulaşıyor. Bu gerçeğin dışında hareket edildiğinde elde edilen sonuçlar kalıcı olamıyor.
Bu anlamıyla tarihe bakıldığında bir takım sosyal mühendislik projelerinin de başarılı olmadığı gözleniyor.
Bu, projenin başlangıcındaki amacının iyi niyetli olmasından bağımsız durumdur.
Örneğin Karl Marx sömürünün olmadığı, bireyin yüceltildiği, devlete ve özel mülkiyete ihtiyaç göstermeyen, din ve etnisitenin ayrımcılığını istemeyen bir dünya hayal etmişti. Bu hedefi temin için de geçici süre sosyalist devlet diktatörlüğünü öngörmüştü. Sonucu hepimiz biliyoruz. İdeal, Stalinist bir uygulama yarattı.
Esasına bakarsanız Cumhuriyetimiz de bir projedir. Gayrimüslim nüfusu tercih etmeyen bir anlayışı baz alarak, 36 ayrı etnisik grubun yaşadığı topraklarımız, dini ve etnisik kimlikleri ikincil plana alarak, batılı anlamda birey kalitesine ulaşmış, laik devlete inanan insanlardan oluşan bir toplum hedeflenmişti.
Her projede olduğu gibi, hedefe inanan yöneticiler de devlet aygıtını bu amaca yönelik planladılar. Bu anlayışın doğal gereği, öngörülenin oturtulması sürecinde demokrasinin sınırlı yaşanmasıydı.
* * *
Tüm benzer yaşam pratikleri göstermiştir ki demokrasinin sınırlı yaşanması toplumsal refahı geciktirmekte, kaçınılmaz olarak oluşan fakirlik, hamaseti beslemektedir.
Bugün gelinin noktada, küreselleşme, Sovyetik yapının çökmesi, bilgi toplumu gibi bir takım gelişmeler, yaşadığımız coğrafyaya demokrasiyi adeta dayattı.
Hal böyle olunca belirli bir mesafe almış Cumhuriyet projemiz de sorgulanmaya başladı.
Cumhuriyet, arada geçen 87 yıl boyunca hiç şüphesiz kendi ideal değerleri konusunda önemli mesafeler almıştır.
Bugün on milyonlarca insan laik devlet yapısının önemini kavramış ve evrensel demokratik ilkelere uyum sağlamaya hazır haldedir.
Ne var ki projenin amaçlarına uygun şekilde dönüştürüldüğü süreçlerde bu insanlar kendi etnisitelerine ve dinlerine mesafelendirildiler. Doğru olarak belletilen her şey, doğal ve hazmedilmiş bir süreç yerine “hızlandırılmış bir program” ile bilinçlere yerleştirildi. Çağdaş batının yüzlerce yılda bedeller ödeyerek ulaştığı birey kalitesi, demokratik kültürle yoğrulmuşluğun tarifidir aslında. Oysa bu bizde öngörülen ideal amaç için esirgenmiş denmese de, kısıtlanmış bir demokratik süreç yaşanmıştır.
* * *
Neticede ülkemizde “erken” esen demokrasi rüzgarları Cumhuriyet değerlerini benimsemiş laik kitleyi hazırlıksız yakalamıştır. Bu kitle, bugünkü görünümü ile demokrasi acemisi, tecrübesiz ve naiftir. Evrensel demokrasi ile mesafesi en az olan kitle olmasına ve laiklik kalitesine rağmen ülkede sosyal değişimlere karşı özgüvensizdir, organize değildir, endişelidir, itirazlarını yanlış temellendirmektedir.
Bu anlamıyla, Cumhuriyet değerlerinden daha az etkilenmişlerin karşısında kendini güçsüz hissetmektedir.
Her çağ kendi değişim dinamiğini bir ideale göre tanımlar. 21. Yüzyıl’da bu, evrensel demokratik ilkelerdir. Ve yine her değişim onu sürükleyecek toplumsal katmanların özgüvenleri ile alakalıdır. Bu yönü itibariyle meseleye bakıldığında, Cumhuriyet değerlerinden daha az etkilenen muhafazakar ve Kürt kimlikler evrensel demokrasinin şemsiyesinde daha hızlı ön almış bir izlenim vermektedir.
Cumhuriyet projesinin “biçimleme” misyonu, buna itiraz eden insanlarımız itibari ile evrensel demokratik ilkeler yönünden zor savunulur hale gelmiştir.
Görülüyor ki, 2011’lerin Türkiye’sinde ironik bir tuhaflık hali yaşanmaktadır.
Bir yandan, dengelenmedikleri takdirde kendi kök referanslarına savrulma ihtimalini yaşayan özgüvenli kitleler, diğer yanda neyi, nasıl dengeleyeceğini bilmeyen, dini ve milli kimliklerine mesafelendirilmiş naif kitleler.
* * *
Burada en önemli görev, laik kitlelere ve onların oy verdiği siyasal partilere, onları sesi olabilecek sivil toplum kuruluşlarına düşüyor.
Bu kesimler Cumhuriyetin geçiş döneminin bittiğinin idraki için de, onun “çağdaş ve özgür birey” idealine varmak için de, vesayetin değil demokrasinin çizmelerini giymek zorundalar.
Demokratik uzlaşıda güçlü olmayan taraf, diğer tarafları da bozar ve her kesim bu dengesizlikten mutsuz olur.
Neticede herkesin mecbur olduğu tek bir 780.576 kilometrekare var. Güç uzlaşıyı, uzlaşı demokrasiyi, demokrasi ayrılıkları törpülemeyi ve refahı getirir, besler, büyütür.
(Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği Başkanı Sıtkı Şükürer’in kaleminden)

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI