"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Hazır 200 metre yakına gelmişken

Ertuğrul ÖZKÖK

Birbirinden üç-beş yüz metre mesafede iki ayrı tören, iki ayrı kutlama.

Biri Kızılay, öteki Sıhhiye Meydanı'nda.

Her ikisi de Cumhuriyet tarihimizin siyasi sembolleri ile dolu meydanlar.

Geliştikçe yukarılara tırmanan Ankara'nın ilk Cumhuriyet güzergâhları.

Ankara'da yaşayan, üniversiteyi okuyan herkesin anılarına şu veya bu şekilde, ama mutlaka girmiş mahaller.

* * *

Her ikisinde de Cumhuriyet kutlanıyor.

Birinde Cumhuriyet'in laik ve demokratik özelliklerini hayat tarzı haline getirmiş bir kimlik haykırıyor.

Ötekinde, toplumun İslami karakterinin altını daha kalın çizgilerle çizmeye çalışan bir başka topluluk.

Bu yıl ilk defa bayramı kutlamak için meydan savaşı yapılmış.

Bu yıl ilk defa, bu bayrama hep uzak durmuş olan Refah Partisi de kutlamalara katılmış.

Kafalar karışık. Şimdi ne diyeceğiz?

İlle de takıyye mi? Kapatılma korkusunun getirdiği bir göz boyama mı?

Yoksa geç de olsa bir gerçeğin tescili mi?

Karamsarlar, buna takıyye gözü ile bakacak. İyiyi görmek isteyenler, ikinci yoruma sığınacak.

* * *

Gerçeği ise gelecek gösterecek.

Ama hiç olmazsa bugünün, şu anın bir fotoğrafını da çekmek gerekiyor.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, toplumun tarihsel olarak uzlaşmaz kutuplarını temsil eden, Batılılaşmayı, laikliği ve demokrasiyi seçmiş zihniyetle, Batılılaşmaya karşı çıkmış, laikliğe ısınamamış, onu reddetmiş bir zihniyet, birbirinden 200 metre arayla muazzam kalabalıkları topluyor.

Her ikisi de Cumhuriyet'i kutluyor.

Karamsarlar diyecek ki, ‘‘Bunun ne anlamı var ki? İran'daki rejimin adı da cumhuriyet değil mi?’’

Evet, öyle ama o, Humeyni'nin kurduğu diktatörlüğün adı.

Bizim kutladığımız ise Atatürk'ün kurduğu laik Cumhuriyet.

Ben safdil olmak istemiyorum. Ama karamsarlar arasında yer almak da istemiyorum.

* * *

Dün geceki muazzam olayın en azından bana umut veren yanlarını görmek, bunları bir yana kaydetmek istiyorum.

Önce şu fotoğrafa bakalım.

Bu toplumun 200 yıldan bu yana çatışan iki kanadı 200 metre ara ile bayramı kutluyor.

Kızılay'daki çok daha kalabalık. Ama Sıhhiye'deki de kalabalık.

Her ikisinde de blucinli gençler de var, türbanlılar da.

Belki birinde blucinlilerin, ötekinde türbanlıların sayısı daha fazla.

Ama ne bir sataşma, ne bir kavga... Ne kendi içlerinde, ne de birbirleriyle.

Birinde Kayahan söylüyor. Türk Pop Müziği'nin coşkulu, tutkulu öncüsü. ‘‘Mavilimin’’ bestecisi. ‘‘Yemin ettim’’ şarkısının unutulmaz sesi.

Ötekinde Türk popunun ritm cambazı Mustafa Sandal ve Mahsun Kırmızıgül.

‘‘Kardeşlik Şarkısı’’nın yorulmayan türkücüsü.

Refah Partisi de en azından şu gerçeği görmüş. Genç insanları meydana toplamak için, Türk modernitesini, Batı ritmine ayak uyduran Türkiye'yi temsil eden Mustafa Sandal ile kardeşlik şarkısını haykıran Mahsun Kırmızıgül'ü çağırmak zorunda hissetmiş.

Sincan çadırındaki tiyatroculara, cihat çağrıları yapan sözde İslam popçularına rağbet edilmemiş.

* * *

Deniz Baykal Kızılay'daki, Necmettin Erbakan Sıhhiye'deki gecede.

Bağdat Caddesi ışıl ışıl. Fener alayı Türkiye'nin modern yüzünü temsil eden insanların arasından akıp gidiyor.

İzmir'de el ele tutuşan insanlar bu güzel cumhuriyeti sonsuza kadar taşıyan bir umut zinciri çekmişler.

Karamsarlarımız yine de şüphelerinin üzerine yatabilirler. Belki de haklıdırlar. Yaşadığımız şu bir yıllık kâbus, bizi şüphelerin kör kuyularına atıp bırakmış.

Ama güzel bir Cumhuriyet gecesi, tarihimizin iki uzlaşmaz kimliğini, birbirine 200 metreye kadar yakınlaştırabilmişse, burada küçücük bir umut deliği açmakta yarar yok mu?

Kim kime yaklaşmıştır? Atatürk'ün laik karekterinin altını çizenler ötekilere mi, yoksa ötekiler bunlara mı?

Ötekiler ise, bunun nedeni, kapatılma korkusu mudur?

O da olsun. Bu parti kapatılsa da, ona oy verenler bu topraklarda kalmayacak mı? Onlar bugün 200 metre mesafede Cumhuriyet'i kutlamaya geldilerse, sesimizi duyacak bir menzile girmiş sayılmazlar mı?

‘‘Hey’’ diye seslensek, dönüp bakmayacaklar mı? ‘‘Arkadaş, Türkiye bu tadı seviyor’’ desek, durup dinlemeyecekler mi?

Onlar, ‘‘Bak arkadaş’’ dese duymazdan mı geleceğiz?

* * *

Hayatım boyunca hiç yaşamadığım böyle bir Cumhuriyet Bayramı coşkusu içinde, ben de umut coşkularımı hiç sansürlemeden aktarmaya çalıştım.

Takıyye mi, düzenleyenlerin göz boyacılığı mı, kapatma korkusunun yarattığı panik mi?

Üçkâğıtçılık mı? Beni onlar ilgilendirmiyor ki? Benim gözüm, orada toplanan o genç insanlarda.

Hazır insanlar 200 metre mesafeye gelmiş, hazır ‘‘Hey’’ diye seslensem, dönüp bakacakları bir menzile girmişken onlara şunu söylesem:

‘‘Laik Türkiye, hukuk devleti, demokrasi, modern hayat tarzı, hoşgörü hepimize lazım olan değerlerdir.’’

‘‘Bunun şemsiyesi de Atatürk'ün kurduğu bu Cumhuriyet'tir' desem. Hiç olmazsa bunu söylemeye teşebbüs etsem.

Çok mu avanak olurum?

X